Dün arkadaşlarla parkta bir güzel güneşli bir havada buluştuk. Bademler pembe giysilerine bürünmüş, yerleri halı gibi kaplayan ballı babalar arzı endam etmiş. Kara hindibalar yavaş yavaş ortaya çıkmış. Mavişler ve zilliler ile çimenleri zenginleştirmişti.
Yerin altında meğer neler neler varmış. Her biri uyanmak için sırasını bekliyor. Onun için toprak yağmurla buluşuyor.
İnsanın uyanışını merak ediyorum nasıl oluyor? bazen bir sözcük bazen bir yaşanmışlık, bazen haksızlık bir bakıyorsunuz meğer o insanda ne cevherler varmış. Özünde halim selim bir insan Bekliyor zamanını var olabilmek için .
Bugün uyanınca perdeyi araladım. Her taraf bembeyaz. Baharın bir türlü gelmek istemediği kışında peşini bırakmadığı bir hava. Facebook hatırlattı. Altı yıl öncede böyle bir karlı nisan karşılamış bizi.
Sabah kahvaltısından sonra gazete almaya iniyorum Bakkal Ali Bey ile kar üzerine yaptığımız sohbet. Gazete haberleri iç açmasa da gazete okumayı seviyoruz. Ben genelde sanat haberlerini okumaktan zevk alıyorum. Politikayı okuyorum. Pandemi sürecinde nerede ne var. Bugün "Sinema sinemada izlenir." diye bir haber. Birde dikkatimi daha çok ilgimi çeken İstanbul'da yerleştirilen heykeller. 5.İstanbul Tasarım Bienalinde İstanbul'un mikrobik meyveleri adlı heykeller İstanbul'un değişik semtlerinde sergilenmekte. Bir şehri hayal ediyorum değişik heykeller ve anlatılan farklı şeyler. Gazetenin hışırtısını kokusunu duymak değişik köşe yazılarını okumak bilgisayarda okumaktan bana daha iyi geliyor.
Atıştıran kar taneleri arasında yürüyüşümü tamamlıyorum.
Bu sıralar Armağan Çağlayan'ın videolarını izliyorum. Farklı karekterdeki insanlar, ilginç yaşantılar hayata farklı bakışlar.
Düşünüyorum da bir gün içine neler sığmıyor ki. Hem zihnen hem bedenen bir işi bitirip yeni bir işe konsantre olmak zor da olsa yapıyorum.
Hava birden soğuyor. "Ruhumuz ve zihnimizin üşümesine imkan vermemek gerek."diyorum















































