30 Aralık 2021 Perşembe

Bir yıl daha biterken

                                        





                                                       





         Odanın bir başka köşesine oturdum. Buradan odaya, sonra eve  ve kendime baktım. Farklı bir bakış açısı oldu. Hoşuma giden yönler renkler kırmızı, aksesuarlar kırmızı. Atatürk çiçeği, siklamen, dün akşamdan kalan mumlar masada, yarım kalmış bir kitap, gazete. Duvarda kelebekler ve ağacıma asılı balon. Radyoda ne söylediğini anlamadığım güzel bir ezgi. Oradan dışarı baktım. Bir kuş uçmakta güneş bulutların arkasında.

         Birden kendime yöneldim. Kolum ağrıyor dün aşı oldum. Bloğumda dolaşırken rastladıklarım: Beni ben yapan şeyler 

        Ben kimdim? Kendime neler anlatmışım, kendimle ilgili konuşmalar başkalarına nasıl yansıtmışım.

          Yaptıklarım yapamadıklarım yaşamın muhasebesi.

         İnsanın kendisi ile savaşı hiç bitmeyecek galiba. Bir arkadaşım senin bu yönünü bilmiyordum. demişti. ( yazı yazma, Sinop bienalleri, fotoğraf çekme)

          Geçenlerde bir gün ağarırken fotoğraf çektim, birde gün batarken arasına da ne kadar çok şey sığdırmışız diye not aldım.

         Doğumla başlayan içine bir çok şeyi barındıran hayat. Sığdırdıklarımız sığmayanlar, özlemler, mutluluklar, hayal kırıklığı, Yaşanılan duygulardan kalan tortular. Bu ben miyim? dedirten izlerin dokunduğun şeylerde yaşaması.

        Bazen umutsuzluk kaplasa da küçük sevinçlerle mutlu olan umudunu yitirmeyen bir ben.

         Gönlümüzden geçenlerin gerçek olduğu umutsuzluğun yerini umudun aldığı yeni bir yıl diliyorum. 

24 Aralık 2021 Cuma

"Gülmek yaraları iyileştirmeye iyi gelir" dedi adam

                                                       



                 Fotoğralar Eskişehir yıllar önce okul gezisinden
                                                      Bahar

                                                Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

 

                             Orhan Veli Kanık


      Kadın sorguladı. En son ne zaman kahkaha atmıştı. Ondan da vaz geçti. Yüzüne on iki dişi gösteren gülümseme olmuş muydu? Evet dostların yanında fotoğraf çekilirken, çocuklarını görünce, eşi mutlu olunca her insanın hayata bakışı farklı. Hastanın iyileşmesi. Sevdiğinin telefonu, annenin sesi. Hapisten çıkan kişinin  özgürlüğüne kavuşma. Çocuğunun işe girmesi. Karnesinde ummadığı öğretmenin verdiği güzel not. Yaptığı icat... Uzun zaman sonra arkadaşına rastlama... Sonra yaşam hay huyu içinde suratı insanın asıldığını görmek niye acaba?            

        Kumandayı eline aldı. Kanalları dolaştı. Sürekli şiddet, Erkeğin ya da kadının elinde silah. Komedi aradı yok. Kitaplarına bakmak için dolabı açtı. En altta Aziz Nesin çekip aldı, sayfaları karıştırdı. gözleri de görmüyordu. Gün aydınlığını aradı camı açtı sabah ayazının kokusunu içine çekti. Ciğerleri açıldı. Okumaya başladı.  Bir yandan gülüyor diğer yanda düşünüyordu. Okudukça daha da strese girdi.

         Gitti bir daha kitaplığın başına Umberto Ego'nun Gülün Adı kitabını eline aldı yanlış hatırlamıyorsa. İçeriği, gizem, polisiye, gerilim. Bazı papazların öldüğünü ellerinde de leke olduğunu anımsadı. " Yasak kitap komediye adanmıştı. Fakat kutsal kitap gülmeyi yasaklıyordu." Aristoteles'in komedi adlı eseri okuyanlar ölüyordu. İnsanlar meraklı ölümler artmasına rağmen okuyorlardı.

        Eskiden hafta sonu komedi dergileri alırdı. Bir zamanlar fırt diye dergi vardı. Gidip bakmalı hangi dergiler var.

         İnternetten 2021 nin yerli ve yabancı komedi filmlerine baktı. Listeyi izlemek için sıralama yaptı. Haberleri açtı. Döviz ile yattı döviz ile kalktı. Tansiyon birden on sekiz oldu. Sonra birden 8 düştü . "Galiba ölüyorum" dedi. Bir ses "şimdi iyi zamanlar biraz daha bekle ölmek kurtuluş."

        Kendini biraz iyi hissedince önce pazara, sonra markete uğradı.  Kredi kartını elden geldiğince az kullanıp peşin para alışveriş yapayım dedi. Bir baktı cebindeki para bitmiş. Bir aldıklarına baktı baktı...

       Eve dönünce ilacını aldı. Bir saat sonra ölçtü on iki. Rahatladı. İlacı azalmıştı.  doktora gidip yazdırmalı. Ya bu ilaç bittiyse ben ne yaparım. Bu da iyi gelmemişti kaygı düzeyi yükseldi. Dur dedi. kapat tv. telefonu. Parka in kuş sesi dinle. Karın yağmasını, çiçeğin açmasını,

       Ya da komşuya git çocuğunu sev. Aklına Cem Karaca'nın bedava yaşıyoruz şarkısı geldi.

        Çöpün yanında evsiz gördü ateş yakmış ısınmaya çalışıyor. Eve geldi elektrik kesik tüh son ödeme tarihini geçirmişti. Bu ay ikinci defa elektrik borcu gelmişti. Eşine seslendi bu akşam ne yiyoruz? Dolapta dünden kalanları ısıttı. Üzerine  peynir ekmek yanına çay "oh be" dedi. Şimdi köyde olsaydık sobayı yakar ısınırdık. Köyde hayat kolay değildi. Eniştesi aklına geldi. Köyleri gezmeyi severdi. Onlarla sohbet ederken "ne güzel hayatınız var. Süt yumurta taze üzerine bal, tereyağı." Evin hanımı seslendi. Bunların ardında poh var poh var, emek var öyle kolay değil."

        En iyisi bu gidişle gülecek halimiz kalmamış yanımızdaki insana iyi bakalım, yakınımızdaki insanlara "iyi ki varsınız" diyelim. "Sizi seni seviyorum." Bu satırları okuyup sıcacık yorumları ile sizlerde iyi ki varsınız.

Haydi gülümse. 


 

          




20 Aralık 2021 Pazartesi

Kış grisine inat dışarıda damlar ağaçlar beyaz örtüsünü giydi

                                                        



Yüzleşme adlı sergiden Doğa






                Sabah yürüyüşünde zamanı dondurduğum an.

       Dün dünürüm haber verdi. Aşılanma başlamış diye. İnternete girdim. Dördüncü doz aşı hangisini seçersiniz. Biontece bastım. Üçüncüyü sinovac oldum diye bana kızanlar yok koruyuculuğu yokmuş diyenler. Psikolojik baskı sona erecek. Koruyucu olmayan aşı niye yapılır soruları eşliğinde en erken randevuyu ayın 28 aile hekimliğinden aldım. Kendimi üzerinde deneme yapılan farelere benzetmeye başladım. Üzerinden üç ay geçtikten sonra koruyucu olsun katmerlesin diye bir aşı. Hastalık sözünü duymak istemiyorum. Ama verilerde ne derece doğru. Aşı karşıtı değilim. Ama marttan beri ha bire aşılanıp duruyoruz. Mart, nisan, temmuz, aralık. Yedi ayda dört aşı. Habire aşı. İtalya mart sonuna kadar ohal hali ilan etmiş. Yurt dışı tura katılacaklardı. Bizim kızlar bu durumda ne yapacak bilmiyorum. 

         Kapana kısılmış bir hayat kış grisine (Ceren haklısın galiba bu havalar ruh karartıyor) inat kış beyazı biraz arzı endam etti. Aman dedim erimeden gideyim fotoğraf çekeyim. Diğer yanda havanın soğuğu, doğal gaz faturası, artan fiyatlar, derken;  karın beyazı karın yağması çocuk sevincini erteletti. Artık sevinçlerimiz yarım kalıyor. Enseyi karartmayalım diyorum ama. Evsizler, dar gelirliler, emekliler. Neyse sorunlar hiç bitmeyecek.

     Dün torunlar bende futbol kursuna götürdüm. Oradan çıkışta akvaryuma gitme planı yaparken birden hava kar yağışına dönüştü. Tamam dedim John Locke gibi "Tabula rase "boş sayfa beyaz bir sayfa açalım. Yeniden başlayalım. Mümkün mü? Galiba bu işi çocuklar güzel yapıyor. Karı görünce heyecanlandılar. Kar topu savaşına başladılar. Biz büyükler seyrettik ve bol bol fotoğraf çekip videoya aldım. Zamanı durdurdum. Durdu mu zaman yeni sayfa açabildin mi? diye kendime sordum. Çocuk olmayı da çoktan bırakmıştık. Eskilerin deyişiyle nene olmuşuz.  İçimdeki çocuğun bekliyorum uyanmasını. Gelecek günler  kirlenmemiş saf  içinde umut, aşk, heyecan  ve insanların dilekleri gerçek olsun. Yoksulluk ve yoksunluk sona ersin. Güzel şeylere odaklanalım.

        Hayatla gerçekle yüzleşmek derken oğlum anne Yüzleşme adlı sergi var Yeditepe Üniversitesi öğrencilerinin sergi kuratör eşliğinde gezilecekmiş.  dedi. Daha önce Cer moderne gittiğimizde yüzleşme adlı sergi 30 lira giriş şimdi hem resimler, heykel tanıtılacak deyince soluğu yine cer modernde aldık. Yılbaşı pazarlarında fiyatlar uçmuş. Ama güzel tasarım fikirleri var.  Sonra bazıları Bilkent' teki alışveriş mağazasında devam edeceklermiş. Oradan sergiye gittik. İstanbul Pera'da bu sergi Eylülde açılmış doğa ile başlıyor. Ankara'da giriş soyut ile sonra doğa, insan, birey kent, gastronomi. Ben serginin adını yüzleşme duyunca bir yazı yazmıştım. Fil kadının yüzleşmesi demek bir yerde bağlantı var.

      Hayatla yüzleşirken konularım oradan buradan oldu. Sergide karışıktı. Hayat aşure içinde her şey var. İnsanın doğa ile ilişkisi varlık var oluş. Yaşadığımız mekanlar, evler, kent, sokaklar caddeler.

Kendi geleceğimizi geçmişimiz üzerinden ararken  genç, yetenekli cesur gençlerin var olduğunu bilmek beni heyecanlandırıyor.                                           






                                              Tasarım Fuarı

                                                        


15 Aralık 2021 Çarşamba

Ben kendi kendimi aradım Herakleitos Buldum mu ?

                                                   





                                       Ankara Mogan Göl'ü

         Ben kış insanı değilim mi?  Kasım sonu ve aralık başında yorgun, sessiz keyifsiz bir giriş yaptım. 

        "Sorgulama yapıp nedenini irdelemem gerek" dedim. Ben böyle değilim, Bu ben değilim. Bir gün evde oturmak bir şey yapmamak sanki uzun bir tünelde bütün ışıklar kapalı ve uyuyorum. Kış uykusuna yatan ayılar gibi kendi dünyamda ama memnun olmayarak.

        Aslında Almanya'dan oğlum geldi. Mutluyum. Ancak oğlum kum döktüğü için evden dışarı pek çıkmadı. Belki de ben biraz yavaşladım. Sorunu tespit etmek çözümün başlangıcıdır. Ne yapıyorum neler yapmam gerekir. Beni mutlu eden şeyler ne derken halan kendimi ceviz kabuğunun dışına çıkma cesaretini göremedim. Diğer yandan da bu yeni beni beğenmiyorum. Oğlumla sohbet ederken "keşke deme onun yerine eyleme geçmen gerekir" dedi. Mantıklı geldi. Dünden yaptıklarından keyif almıyorsan rutini değiştir o zaman.

       Belki de sağlık sorunları neden oldu. Görümcem gözünden katarak ameliyatı oldu. Akıllı lens takıldı. Bugün 19 gün oldu. Hala iyileşmedi. Onu doktora götürürken bende muayene olayım dedim iki gözümde ilerlemiş katarak. Beş yıl önce ameliyattan kaçmıştım. Tam olmaya karar verdim. Görümcemin gözü iyileşmedi onu görünce koktum. Haftada bir kontrole gidiyoruz. Korkunun ecele faydası yok. Bir an önce randevu almalıyım. Diğeri de diş. Pandemide iki yıla yakın dişci koltuğuna oturmadım. Bir cesaret randevu aldım. Diş taşı temizleme sonrası iki diş kaplama içinde sızlıyor. Film çekildi. Dişci korana oldu. Başka dişciye filmi gösterdim. Kaplamalar eskimiş. Altındaki dişleri açmadan çok şey bilemiyorlar. Kaplamaları bütün yaptırın diyor. Ağız ülke gündemine dönmüş. Soğuk yerken sızlıyor. Off eskiyen bedenin parçaları beni yenile bakım yap diyor. Zihnin bir köşesinde işe nereden başlasam diş mi göz mü? Sağ göz uzağı görmüyor. Bedenin organları isyanlarda. Daha ne zamana kadar bekleyeceğim. Neyi bekleyeceğim. Bugün bu satırları yazarken diş randevusunu almam gerekir bir yerden başla diyen sesi dinlemek zorundayım. Hiç hastalıktan söz etmeyi sevmem. Ama galiba önemli. Zihin diyor ki daha kötü bir şeylerde olabilir. Yine içimdeki ben buna da şükür de. 

        Ne balkonun çiçekleri nede güneş o eski güzelliğinde değil. Sardunyalar çiçek içinde keyfini süremiyorum. haydi bana canlan diyorlar. 

       Kış güneşi bütün güzelliği ile ruhuma etki etmesi gerekir. Sıcaklığını hissedemiyorum.

       Ülke gündemi, pahalılık bir yanda televizyon düğmesine basmak içimden gelmiyor. Gazeteler  ona keza. Off bu kadar olumsuzluk yeter. Bugün teyze kızı geldi. Onu ziyaret edeyim. Blog dünyasından hüznün tadı'nın yazarı. Bu kadar olumsuzluk yeter. Kalk giyin gazete almaya git.

         Baktım bu ruh hali beni yok edecek. Kalk canlan dedim umutsuz olma. Torunları almaya giderken suluboyaları ve kağıt götürdüm. Beraber resim yaptık.

                                                     

                      Huzur bulduğum yer küçük torun D'nin resmi
                                              Kamp torun E
                                                Çiçek oğul
                                                Çiçek Z'nin

         Bu sabah hava yağmurlu  ışık yaktım. Eşim kalktığında 'ışığı söndürelim.' Deyince aynı ruhumun karanlığı gibi geldi. "Yağmur bulutları" dedim kara bulutlar içinde bereketi sağlıyorsa o zaman olumsuzluk yok. 

          Geçenlerde köye gittik. Soba yaktım. Önce külü dök. Sonra odun parçaları araya kömürü koy. Sonra çıra ile tutuştur. İlk önce yanmadı. O ateşin sesi ve kokusunu içime çektim. Elimin karasını yıkadım. Sobanın üzerine kırmızı çaydanlıkta çayımı koydum. Nedense çay sobada ayrı  güzel. Sobanın yanı sıcaktır. İki adım sonrası soğuk. Eski hep nostalji ve güzel gelir. Emeği ve zorluğunu düşünmeyiz. Annemiz ya da babamız yapardı. Odun kömür alınır taşınır. Sabah buz gibi hava kalkılır soba yakılır ses yapıyor diye kızardım. AH şimdi hayatta olsalar ben içimden kızsam. Şimdi anne baba biziz biz büyük olduk. 

       Oğlumla beraber Cer modernde dans performansı izledik. Hayat devam ediyor. Kararan dünyamızı aydınlatmanın bir şekilde yolu vardır. Yeter ki isteyelim. Bir yerden başlayabilirsin. Her karanlığın içinde bir aydınlık vardır. 


10 Aralık 2021 Cuma

İleri dönüşüm

                            Kaybolmak adlı atölye çalışması

 


    
Benim bedenim benim kararım adlı atölye çalışması

 Yaşamımıza yeni kavramlar git gide girmekte.

       Bu yıl 8. incisi düzenlenecek Sinop Bienalinin konusu ileri dönüşüm. On beş yıldır devam eden sanat çalışmaları Corona nedeniyle dijital ve internet üzerinden yapılacak. Sanatçılar çalışmalarını internette sergileyecek. 

      Gelelim İleri dönüşüm nedir? Eskimiş ve artık kullanılmayan bir eşyanın, esas amacından farklı bir işlev kazandırarak tekrar kullanılmasına denir.

       Geri dönüşüm endüstriyel oluyor Kağıt plastik vb ürünlerin tekrar hammadde haline getirilip kullanılması. İleri dönüşüm ise araba lastiği, kağıt kırık bir merdiven, cam farklı nesnelere evrilerek kullanılması. Düşünün binlerce eski televizyon, cep telefonları, eski buzdolapları kısaca biriken teknolojiyi kullanarak bir sanat nesnesi ya da günlük hayatı güzelleştiren bir eşya haline gelmesi. Eski gömleklerden elbise yapılması. Yaratıcılık, eskinin kullanılması, günlük hayatı güzelleştirme insanı aynı zamanda stresten uzaklaştırıyor. Çöp kavramı ortadan kalkar .Tüketen insandan üreten insana geçiş sağlanır.

       Darwin’s Botanicals, meyve kabuklarını, çiçekleri, yaprakları ve tohumları kumaşları renklendirmek için kullanıyor. Ortaya doğadan ilham alan saç tokası, fular ve papyon gibi ürünler çıkıyor. darwins.com.tr

     Her tasarımıyla farkındalık yaratmak isteyen Máh-roc, hızlı modadan en uzak noktada kendini konumlandırıyor. Mah-roc’un İstanbul’daki atölyesinde istenmeyen kumaşlara ikinci bir şans veriliyor. mahroc.com

      Ottan Studio, son kullanma tarihi geçmiş bakliyatlar, meyve kabukları, yaprak, çimen gibi organik atıklardan iç mimari ve endüstriyel tasarım alanlarında kullanılabilecek ileri dönüşüm malzemeler üretiyor. ottanstudio.com

        Çocukluğumuzda annemin eski elde üretilen kazakların sökülüp ip haline getirip içine yeni alınan iple birleştirdiği ve yeniden ördüğü kazaklar , ya da eski penyeler kesilir ip haline getirilir, Mahalledeki dokuma teyzeciye gidilip yolluk yapılması... Yani tekstilde geri dönüşüm. Eski zeytinyağı tenekelerinden saksı yapımı.Vb

       Gelelim 8 aralıkta başlayacak Sinop bienalinde ileri dönüşüm nasıl olacak. Daha önceki yıllarda ortaya çıkan sanat eserlerinin günümüzde nasıl değerlendirilir?

        Bu sene sanatçı olarak Sinop bienaline katlan oğlumla daha önceki yıllarda katılmıştı  sohbet ettik. Geçmişte ve gelecekte bir değerlendirme yaptık. Sinop bienali gönüllülük üzerine kurulmuştu.

        * Bienale katılan bireylerin sanatla buluşması,

         *Bienalin Sinop'lulara katkısı oldu mu? Halk sanatla buluştu mu Halkta farkındalık yarattı mı?

         *Sinop esnafı bienalden yararlandı mı?

          *Bienalin şehre katkısı ne oldu? Hal binası atık olarak kullanıyordu. Şimdi Bienalin merkezi oldu. Şu anda hal buluşması diye bir yer oldu. Sinop' ta var olan mekanlar tekrar hatırlandı. Tarihi Sinop Cezaevi, Eski tekel Binası, Eski otel, Kütüphane, postahane, Pervane Medresesi, Etnoğrafya müzesi, Şehrin parkları, sokakları çay bahçeleri


        Oğlum dedi ki sen de katıldın sen de bir değerlendirme yapabilirsin.

8 . bu yıl olacak bienale bende dört defa katılmıştım. Son katıldığım 7. bienali burada anlattım.http://zehranindunyasi.blogspot.com/2019/09/dongu.html 

     Sinop'ta yazları deniz, kum, çay bahçesi dışında farklı bir şey yapmak, kendimi geliştirmek, aylarca alacağım eğitimi bir haftada almak, yeni deneyimler, fotoğraf çekmek, oyun yazma, bir oyunda küçük de olsa rolümün olması... Tiyatronun farklı yönünü deneyimlemek ( Ankara'da Tiyatro festivalinde yıllardır gönüllü olarak çalışıyordum. Sinop bienalinde tiyatronun arka tarafını görmek oyun nasıl yazılır? nasıl sahnelenir? nasıl oynanır? ) Yeni insanlarla tanışmak. Sonuçta kendimi geliştirmek. Olayları durumları hayata farklı gözle bakarak değerlendirmek.

         Bir an üniversite yıllarına döndüm. Felsefe tarihi dersimiz vardı. O dersin Hocası Mübahat Küyel. O sınava girenlere soru sormuştuk. Sorulara nasıl cevap vereceğiz diye. Bütün bildiklerini sınavda yazın diye . Sınav kağıdını on beş sayfa yazıyorduk. Bu dersten böylece geçmiştim.

       Şimdide bienal insana ne kazandırıyor deyince kısaca hayat  diyorum.

      Dijital olan bienali ekran arkasından  izleyelim. Bir buçuk yıldır her şeyden uzakta dijital yaşıyoruz. Bienalin dijitali nasıl olacak görelim. Geçmiş yıllarda bienale katılan sanatçılar geleceği yorumlayacak. Bienali Sinopale adı altında  facebook ve instagramdan izleyebilirsiniz. Aralık ayının  kış kasvetini belki sanat bir nebze hafifletir. Sanatta İleri dönüşüm ve sonuçları merakla bekliyorum.


         

          


Unutulmayan inci taneleri

                                                                                                 Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğ...