21 Ağustos 2020 Cuma

sohbeti özlerken anılara dalmak

                                           

                         
                                                                       Münih


        İnsana hasret kaldığımız bu  zamanlarda en çok neyi özledin derseniz. "Yalnızlığımı azaltacak insanlarla sohbeti özledim" desem. Geçen hafta tek başına deniz, güzel zaman geçirdim kitap gazete ve yüzmek olmuştu. Eve gelince acısını mutfaktan çıkarıp meyve suları, kek, tatlı, yemek ile zamanımı geçirmiştim. Uzun yıllar önce aynı okulda öğretmenlik yaptığımız arkadaşım ile telefon sohbeti dışında görüşememiştik. Sesi soluğu çıkmadı görüşürüz lafına eklenmiş yalnızlığım beni bunaltırken bir de ben arayayım dedim.İyi ki aramışım. Hastalık  meselelerinden dolayı başını kaldıramadığını söyledi. Son üç gün beraberdik. Yanında rahat edeceğin, yargılanmadığım arkadaşlıklar dostluğa dönüşür. Özlemişim sohbeti. Anıların içine daldık . Zor çıktık. Okul günlerinden söz ettik.Ticaret Meslek Liesi. Okulumuzun kapandığından bir başka okulun bünyesine katıldığından söz ettik. Üzüldüm. Değişen yok olan anıların bir gün anıları yaşadığın binanın olmadığına. Okulu emekli olduktan sonra bir gün eski öğretmenleri çağırdıklarında ziyaret etmiştim.
        Ankara'daki ilk çalıştığım Gazi çiftliği Lisesi ve Tarım Meslek Lisesi binaları da yoktu. Yıkılmıştı. Yaşantılarımızın darmadağın olduğu günlerde okullarımla ilgili kötü haberleri alınca çok üzüldüm.
       Bu satırları yazarken çocukluğumun geçtiği bahçeli ilk evimiz gözümün önüne geldi. İlk önce tahta kapı ve üstünde oyun oynadığımız çocukluğum geldi önümde durdu. Kapıyı açınca sizi geniş bir avlu karşılar. İçinde sardunyaların ortancaların olduğu renklerin gök kuşağı ile yarıştığı çiçekler sonra eskiden tulumba yalağı olan havuz eve su gelince çeşmeye dönüşümü gözümün önünde canlandı. Tulumbadan sonra plastik borulardan akan çeşme suyunun tadını hiç beğenmemiştik. Ama artık sabah ayazında dışarıda yüzümüz yıkamayacaktık. Evde su olacaktı.  Biraz daha yola devam edelim. Biber, patlıcan, domates, salatalık, acur ve bamyaların olduğu bahçe karşılar sizi. Bir yaz kaplıcalara gitmiştik. Bamya ve mısırlar boyumuzu aşmıştı. Oradan sağa dönerseniz kazanların kaynadığı çamaşırlığın olduğu, böreklerin yapıldığı damımız . Annem çamaşır kazanının başında: Eğilmiş çamaşır yıkıyor. Ateş harlanmış fokur fokur kaynayan kazan. Altında patlıcanların közlendiği odun ateşinin sıcaklığı bugün bu boğucu havada yakan sıcaklığa dönüştü. Akşam için gömme (patlıcan salatası) için bahçenin asmasından koruk toplayıp dövmek.. Limon yerine koruk suyunun verdiği lezzet.
        Maşingada (Kuzine) pişen etler. Elde açılmış yufkalardan yapılan patlıcan böreğinin kokusu mis gibi içime doldu. Damın yanından bir küçük dam içinde eşeğimiz.  Kapının üstüne astığımız çul çuvaldan oluşan kapıyı kaldırıp eşeği seviyorum. Bir sabah da ölüsünü bulmuştuk. Nasılda üzülmüştük. Tüm kardeşler beraber yaptığımız cenaze töreni geldi aklımıza. Bira ileride dut ağacımız .Yerlerde mis gibi kokan çileklerimiz. annem beş çocuk ile bu bahçeye ve bizlere nasıl bakmış. Yola devam sol yanımızda tavuk kümesi. Yanında tuvalet eski evlerde tuvaletler dışarıda olurdu.  Birde ilk kapı girişi yanında da tuvalet vardı. Sonra evlere terfi etmişti. Oradan erik ağacı seslendi. "Beni niye unuttun? Zehra kardeş". Şimdi eve girelim merdiven basamaklarında oturan Ali karşılıyor beni başını delmiş başı sarılı. Yaramaz bir çocuktu macera sever. Yanında saksılar üç basamak sonra evin girişi sonra salonu. Bir divan divanda dantel ören annem karşıladı beni. Sağ yanımızda mutfak. Beyaz fayanslar içinde çocukluğum. Sol yanımda misafir odası. Meşhur el yapımı vitrin sandığım yıllar sonra geçen yıl Tire müzesinde bizim konsolu görmüştüm meğerse tek değilmiş. Salonda kendisi ahşap koltukları o dönemde muşambadan oluşmuş koltuklar. Dış kapının yanında böğürtlenler ve yanında boylu boyunca papatya tarlası.
     

Sinop
       Birde evin üst katı vardı. Yer bize az gelir çay saatinde salçaya sürdüğümüz ekmekten oluşan kahvaltılar için tahta merdivenden üst kata çıkardık.
       Şimdi o tarladan yol geçti. O evler değişti. Hiçbir şey aynı kalmıyor muhafaza edilmiyor.
Sohbetin götürdüğü yerler ve anılar içinde yüzmek bana iyi geldi.

12 Ağustos 2020 Çarşamba

Hayat limon veriyorsa limonata yap

                                                                         

                                          Bazen dikenlerimi çıkartır acımı içime gömerim.
                                               
                                           
                                            Bazen sessiz sakin limanlar arar susmak isterim.
                                                                           
                       
                           Bazen yalın ayak koşmak isterken ayaklarıma batan dikenlerim ruhumu kanatır.
                                                                       
                                                                           
                             Sessizliğimin içinde oluşan sesimi dinlerim günler aylar boyunca.
                                                                             

                                                     Bir çocuk sevinci dolar yüreğime
   


                                                                               
                                                                                                                                                     

                                                        Bazen alır başımı gitmek isterim.
                                                                           

                  Bazen sessizlik içinde düşünürken hayatın içindeki anlamları çözmeye çalışmaktayım.Bu aralar karışık duygular içindeyim.
               
                                                                     
                                                           

9 Ağustos 2020 Pazar

Denge

                                                                   

                                                                                   



                               
                                                  Fotoğraflar geçen yazdan Fındıklı

         Yaşam denge üzerine kuruludur, Hastayken sağlıklı olmanın, mutsuzken mutluluğun, değerini bilemedik. Ne zaman ki sağlığımızı, gençliğimizi, sarılmanın ,öpmenin, sevmenin,aşkın değerini kaybettik  o zaman rüzgarda savrulunca ,yitirince bazı duyguları,bozulunca dengeler hayatın kaç bucak olduğunu gördük.
         Geçen hafta başında yeğenle denize gidelim dedik. Denizde yeğenin gözüne deniz anası çarptı. Denize gitmek, güzel bir günü kabusa çevirdi. Kızın bütün gün gözü yaşardı. Sonra ilaçlarla ancak ertesi gün geçti.. Dönüşte "Onu bırakayım nerede bırakayım" diye konuşurken Sinop'ta trafik işaretleri yoktur..Dönemeçte ben yolun solundayım   yolu kontrol ettim. Tam kalktım ki bir araç ile çarpıştık. O araç ancak üç ya da dört metre sonra durabildi. "O bana çarptı arabayı çevirdi"diye düşünmekteyim. Karşı arabada bir şey yok. Benim ön tamponun sağ tarafı ikiye ayrılmış vaziyette. Rapor tuttuk. O siz bana çarptınız. bende ona siz bana çarptınız. Ben öyle algılamışım. Fakat büyük bir hızla gelen oydu. Kör nokta mı oldu. Çok hızlı şekilde geldiği için ben mi göremedim. Kabahatli ben oldum. Kabus gibiydi. Güzel başlayan gün nasıl böyle kötü biter. O kadar dikkatliydim. Arabanın servisi olmadığı için Sinop'ta böyle dolaşmaya devam.
       Napoli' yi gezerken arabalar hep vuruktu. Rehber "Tamir ettirmiyorlar nasıl olsa tekrar vurulacak" demişti..Benim ki de onun misali oldu. İlk gün başıma ağrılar girdi.Ne kadar kırılganım diye düşünmekteyim. "Neyse sağlığa gelmesin "deyip avuntu içinde geçireceğiz bu yazı galiba. Pandemi kabusu bitmeden yeni durumlar insanın gerçekten dengesini yitirmesine yol açıyor.
         Denge bir bozulunca yaşamın sıçramadığı alan olmuyor. İlişkilerdeki iniş çıkışlar, birbirini anlamamak, sevmenin değeri, kaybetmenin mutsuzlu ğu ne kadar yoğun yaşıyoruz her şeyi.
         Belkide elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz.Çok şey mi istiyoruz yaşamdan olması gerekenleri mi atlıyoruz?  Basit şeyler gözden mi kaçıyor?. Hayat kaçarken bazen basit şeyleri mi? arıyoruz. Aradığımız nedir? Kendi mutsuzluğumuzu başkasının huzurunu bozmakta mı? buluyoruz ben de bilmiyorum. "Yoruldum diyorum bunca kargaşa arasında vazgeçiyorum" diyorum. Sakinlik içinde kargaşayı kargaşa içinde sakinliği ararken dengem kayboldu diyorum. farklı gözle bakmaya çalışıyorum. Anlamadıklarımı çözmeye çalışıyorum. Matematik dahisi gibi yaptığım hesaplar bazen çözümsüz problemlere bazen çözüme ulaştırıyor. Çözümsüz olanları bir kenara bırakıyorum.Basit gibi gözüken problemlerle sarmaş dolaş oluyorum.
        Kalk diyorum kendime sen nelerle baş ettin. Yıkılmak sana yakışmıyor. Başla en başından hayatın anlam içindeki anlamsızlıklar kendini getirir.
        Dengeyi bulmak gerekir. Anılar yaşanmışlıklar bazen çözüm olabilir. Kendimi sokağa atıyorum. Simitçi davudi sesi ile sesleniyor. Soruyorum sen dengeni kaybettin mi? Ablalıktan teyzeliğe terfi etmişim."Teyzem diyor ben doğduğumda kaybolmuş o denge. En iyisi günün rüzgarına bırakmak istiyorum kendimi.
         İlişkilerde denge bozulursa demek ki insan böyle hissedecek.Alttan almalar bazı sözleri duymamalar, bazılarına alınganlık yapmamak en iyisi Onun için aman hayatın dengesini bozulmasın.

Unutulmayan inci taneleri

                                                                                                 Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğ...