29 Eylül 2020 Salı

Nasılsınız?

                                                   




                      

      Nasılsın? Kim o bu soruyu kim sordu? Eşim mi, Kızım mı, oğlum mu? Arkadaşın mı? Patronun mu? İşverenin mi? Hiçbiri. Peki kim ? bilmiyorum nasılım mı? Ben görünmez, varlık mıyım? Beraber  yaşadığım insanlar beni görmüyor mu? Kahve yap, yemek yap, ev sil süpür, çiçek dik çiçek sök, makinayı tak, vidayı gevşet bu niye böyle olmuş. Yemek ne zaman hazır? 

       Çocuğun ödevi var, nasıl unutursun. Bu böyle olmalıydı. Olmaz yanlış yapıyorsun. Ah bu kocam yok mu pısırığın kendisi hiç bir işi beceremez. Doktora diyeceksin şunu şunu yapıyor ne yapabiliriz? Tamirci arıyor yaz internete bak oradan. Bu işler basit işler . Peki sen niye yapmıyorsun?

        İşciysen patron için çalışansın, emekçisin.

       Kızım bir hes bana alsana .

       Çocuğun ödevi eksik çıkmış. Sürekli beklenti. 

       Temizlikçiysen ev sahibi yaptığı işi beğenmez. Çocuklar evde yalnız. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak. "Buranın tozu kalmış." diyen sese cevap vermeden   hayatı temizlemek  ister insan.  Kimse halini sormaz. Yoruldun mu? yerine yeni talepler gelir.

         Öğrenciysen ders çalış bir yandan öğretmen, bir yandan tepende annen baban, ya da büyüklerin deden amcan.

         Oyuncuysan  rejisör "olmuyor kardeşim olmuyor o duyguyu veremiyorsun." içinden "duygu mu kaldı" diyen bir ses.

        İnsanlar için hayat çok zor. Yanımızdakine sormayız bile nasılsın demeden geçer gideriz.  İnsanın yaptığı ile aklından geçenler ne kadar farklı diye düşünmekteyiz. 

       Yaşamı kendi deneyimleri ile öğrenmek. Doğru ya da yanlış olabilir miydi? Hayat...Yaptığı iş ortalıkta gözükmüyordu. yapmasan olur. Güldü. ev havada hayat alt üst. Arkadaşları ya da komşusu ile bir kahve içiminde görüştüğünde senin derdin onlarınkinin yanında hiçti. 

       Birden uykudan uyandı sabah karşı dört . Deliksiz uykulara hasret kan ter içinde kalmıştı. Kabus görmüştü. Oradan oraya koşturuyor kimseye yaranamıyordu. Arabanın sesini duyduğunda ezilmekten son anda kurtulmuştu. Rüyasını yorumladı. Galiba sırtım açık kaldı. Rüzgar mı? çarpmıştı hayat mı? çarpmıştı. kalktı bir bardak su içti. Uykusu yine bölünmüştü.

        Bilgisayarın başına geçti. duygularını yazmak istedi. Duygu oda neydi. Hissettikleri mi? "Yorgunluk oğlum  ya da kızım" dedi. Olumsuz düşünüyorsun bildiğin yoldan vazgeçme. Bana öğretilenler diye düşündü üzerime görev gibi sunulanlar bu hayat mı? Sen hayatı ne sandın Şarkılar, şiirler nasıl ?doğdu. Yoksa yaşanılanların özeti miydi?

        Kendi yalnızlığın içinde yaşarken kendine aynı soruyu sordu, nasılsın? ben mi dedi içindeki çocuk bir yönüm iyiyim diyor diğer yönüm sen sorma başlarsam roman olur. Sahi iyi ne demek? Bacağım ağrıyor. ama iyiyim, yorgunum ama iyiyim. şikayet etme kendine iyi değilsen de iyiyim. Düne göre iyiyim. Yüküm ağır. emeğimin karşılığını alamadım ama iyiyim. Neden?

     Çok konuşma ne o öyle vır vır çok beğenmiyorsan gidebilirsin kendini özgür bırak yarınlara. Bir kuşun kanadında uçtuğunu hayal et. 

       İçindeki bene de ki çok soru sorma. Çok düşünme bırak hayata kendini. Un değirmenindeki buğday tanesi gibiyim. Bak tohumdum buğday oldum,. rüzgar dallarımı kırmadı. yağmur yerimden etmedi. 

      Büyüdüm olgunlaştım. Değirmende un oldum. Sofrada katık. ne aynı kalıyor.

      Nasılsın dedim  bekçinin babasına iyiyim geçinip gidiyoruz hallice. O nasılsın içinde bir hayat gizli. peki siz nasılsınız?

17 Eylül 2020 Perşembe

Düşlerin olduğu yere gidebilmek

                                                                                                                                                                                  

        Sabah uyandı. Kış ortasıydı. iki gün önceden yağan kar yavaş yavaş etkisini kaybetmişti. Dün siyah bir pantolona ihtiyacı vardı. Alışverişe çıktı. Hiçbirini beğenmedi. Daha önce yaptığı gibi "En iyileri evde" dedi. Onları giyerim. Ama her gün yürüyüşe çıkayım." Bu genç yaşta bu kilo neden? Düzgün beslenmiyorum herhalde" diye düşündü. Karda yürümek çok zevkliydi. Kendisinin dışında kimse yoktu. Sabah olduğu için biraz soğuktu. Sadece yüzü üşüdü. Siyah deri eldivenleri de ısıtmıyordu. Soğuktan kızaran yüzünü ısıtmak için atkısını ağzına doğru tuttu.
      Kendi ayak seslerinin çıkardığı ses ormanda yankılanıyordu. Acaba birisi kendini takip ediyor muydu? Yoksa kendi iç sesi yankı mı yapıyordu? Yürürken geçmişi sorgulamak ve gelecek hesabı yapmak hoşuna gidiyordu. Kuşların ötüşü ve bir köpeğin havlaması ayak seslerine eşlik ediyordu. Geçmişini, kim olduğunu düşündü. Otuzlu yaşlarındaydı. Meslek olarak sanatı seçmişti. Fakat o kadar zordu üstelik düzenli bir işi de yoktu. Hala ailesi destek oluyordu. İşini seviyordu ama zorlanıyordu.
        Sanat galerileri bir bir kapanıyor.Diğer yandan yeni galeriler açılıyor. Tutunabilen zor koşullarda olsa direniyor bir şekilde ayakta kalıyor. İnsanlar toplu yerlere gitmeyi bırakmışlardı. Terör ilk önce sanatı vuruyordu. Zaten ilgilenen kişiler bir avuç insandı. Toplumda kaç kişi kitap okuyor? Kaç kişi sanat galerisine gidiyor? Kaç kişi tablo satın alıyor ? Sinema fiyatları ne kadar yüksek? Bu sorular zihninde dolaşırken yalnızlığında kızdı, hala bekardı kendi geçimini sağlayacak işi yoktu. Annesi hep onu düzenli bir işte çalışmasını düzenli bir geliri olmasını istemişti."Lanet olsun" dedi ağaca bir tekme attı. Bütün karlar üstüne döküldü. Şimdi geçmişle hesaplaşmanın yeri miydi? " Keyfini çıkar" dedi yolu biraz daha uzattı. "Bu gideceğim yol aynı zamanda benim nereye kadar gidebileceğimi de belirler" diye düşündü. Şu söz aklına geldi. "Düşlediğin kadar varsın."
      Aklına yapmak istediği projeler geldi. Yurt dışına çıkmak istiyordu. Sanki orada hayat kolaydı. Almanya bir aylık vize vermemişti. Gerekçe " Dönünce ne yapacağın belirsiz." Bu bir tokat gibi zihnine çarpıyordu. Yine de hayalleri vardı. Her ne olursa olsun bir gün bu hayallerini gerçekleştirecekti. Aklında sürekli bir proje.
        Düşündüklerini annesiyle paylaşıyordu. Kadın oğluna hak veriyordu. Ancak oğlu adına üzülüyordu. Yazdıklarını oğluyla paylaştı.
        Oğul "Anne çok acımasızsın "dedi. Anne "Buradan senin taraf böyle görünüyor . Benim yazdığım yazının neresi yanlış?" "Ama çalışıyorum meslek olarak da sanatı seçtim. Sizde benim sponsorumsunuz."
       Kadın "Bende düşlerimi gerçekleştirmek istiyorum" dedi. Oğul " Neden yapmıyorsun?"
         Kadın " Çok kolay değil, sorumluluklarım var, hayal etmek lazım, zaman lazım, para lazım"
        Kadın "oğul ile konuşunca mutlu oluyorum. Hayallerinden bahsediyor, yaptıklarından. Farklı görüş farklı bakış açısı.  " Çok mu geç kaldım. Hayallerim bile anlamını yitirdi. Gençken ne kolay her şey."
      Oğul " Düşündükçe üretiyorum. ürettikçe de varım. Benim var oluşum bu."
 Not Oğul şu anda Almanya'da evli, Alman arkadaşlarıyla bir grup oluşturdu. şarkı söylüyor







                                                            Fotoğraflar Romanya

15 Eylül 2020 Salı

Eylül enerji ve huzur

                                                                       









        Şu sıralar çok hareket var. Blok yazıları yazmaya vakit olmadı. Cevap yazamadım.Torunlar köy derken zaman geçmiş. Bazen deliksiz bir uyku bazen dört ya da beşte uyanma. Bu sabah boğazımda batma nedeniyle erken uyandım. Sağa döndüm  sola döndüm uyku tutmadı. Dedim ki kendime "kalk bacım otur yazı yaz. Seni mutlu ediyor madem ki" Bir yazı yazdım kaydetmemişim. Adı yürüyüşte karşınıza yılan çıksa ne yaparsınız? Köyde erken uyanmışım, sabah yürüyüşü yapmışım, doğanın son baharı başlamış dağlarda çimenler otlar kurumuş. Sarı sonbahar yerden başlamış. Ertesi günü kaptım makinayı "sarıda olsa" dedim "çekecek bir şeyler bulurum." Belki güzel bir ağaç, bir diken bir kuş ya da sincap. Zamanı dondurmak anılar için bir kaç kare, kendin için doğanın içinde yürüyüş yapmak maskesiz nefes almak doğanın değişimini yakalayıp kaydetme. Sitede toplantı vardı. Mart ayından beri ilk defa kalabalık açık havada ve mesafeli ayrıca maskeli oturduk. İnsanlara mesafe koymak ne acı. Korona yüzünden kızımla dünürlerle özlem gideremedik. Torunlarla telafi ettik. Özlediğim sohbetleri telefonda yapmak . Birbirimize sarılmamak inşallah bir gün bugünlerde geçecek.
       Bugün muhabbetlerde daldan dala atladım. "Yürüyüş esnasında karşıma yılan çıkarsa ne yaparım" derken bir köpek havlaması düşüncelerimin arasına girdi. Araba sesleri yerini köpek, kuş sesine bırakmıştı. Sürünün gelme zamanı dedim. Neyse siteden çok uzaklaşmam en iyisi site içinde dolaşmak. Site dolu olduğu için ev aralarına da giremiyorum. Eşim iki tanede azman köpekle karşılaşmış. Onlara cana yakın davranmış. Sonrada köydeki komşuya sığınmış. Ben korkağım fazla uzaklaşmadan yürüyüş. Dağda tek başına sabah gün ağarırken etraf sessizken dolaşmak güzel. Otların arasına girmiyorum yılan çıkarsa yürüyenlere ya da bekçi Arif'e sormak lazım yürüyüşte yılanla karşılaştın mı? diye. Etrafta muhakkak bir ağaç dalı oluyor. yürüyüşe onunla çıkıyorum. Çiçeklerim kurumamış. Bekçinin oğlu sulamış. üç beş çiçek olsun benim gözümü şenlendiriyor.
       Blok, facebook yeni yüzleri ortaya çıkmış ben alışamadım ha bire eski ara yüzüne çeviriyorum temelli olunca ne yapacağım bilmiyorum. ya serbest bıraksalar ya bu işi kim ne kullanmak istiyorsa öyle olsun.
        Bugün eşime dedim ki "otuz altı yıl önce bugünü hatırladın mı?"Sevgili oğlum adamım bizim dünyamıza adımını attı. Ailemiz genişledi. Şimdi uzaklarda ama daima kalbimde.Yüreğinin götürdüğü yere giden oğlum hep mutlu, neşeli, sağlıklı ve başarılı ol.
                                                                         
       Şimdi saat oldu altı. yeni bir gün umut demek, plan demek yaşamak demek.

9 Eylül 2020 Çarşamba

Eylül Boşluğu Doldurabilse

                                                               
     
        Kaç zaman geçti üzerinden? Kaç gün ? Kaç ay ? Kaç saat ? Kaç dakika? Ömür dediğin nedir ki?yaşadığın zamanlar mı ? mutlu olduğun anlar mı? kendini mutlu eden alışkanlıklar mı?
       Günlerdir canı bir şey istemiyordu. Yemek yapmak içinden gelmiyor. Ev işi, arkadaş sohbetleri. Kendini zorluyordu . Elden geldiğince çaba gösteriyordu. Saçma dizilerde kendini aradı.  Boş boş bilgisayar da zaman geçirdi. O çok sevdiği yürüyüşleri yapmak istemedi. Derdi neydi ? Kiminleydi ? Her zaman sebep sonuç ilişkisi kurardı. Neden arar, o nedenin üzerine giderdi. Bu sefer yapmadı. Zihin boşluk istiyordu. Bu bir beklemeydi. Hayatın yorgunluğuna aradığı sebep miydi?
       Gece gündüz nedenini aradı. Boşluğun nedeni neydi ? Zihnin arka sokaklarında dolaştı. Keyfini kaçıranı bulmalıydı ? Bütün kış iyi mücadele etmişti. Yaşamına anlam katacak kendini mutlu edecek bir iş bulmuştu. Ama istediği o olmalıydı. Olmadı.
        Adam dedi ki " İçimdeki koskoca anlatamadığım bir neden var adı yok. "
        Gün geceyi karşıladı. sanal alem günleri ,evin olağan işleri. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Zaman nasıl da geçmişti.
        Boşluğun içinde kendini aradı. Neydi bu derece öfkelendiren. Bazen uykularından uyanıp aynı boşluğu gördü. Gece yarısı yüreğindeki sıkıntı uykusundan uyandırdı . Bir türlü anlam veremedi. Kendini bu kadar sıkıntıya sokmak,  harcamak, üzülmek bu derece neden? Sıkıntı zihnin derinliklerinden çıkıp geldiğinde onu kovmaya çalıştı. Çözmesi gereken bir iki konu vardı Çaresizliği daha da artırıyordu.
          Çevresindeki arkadaşları da  suskunluğunu fark etmişti.
          Aslında çok konuşkan sayılmazdı. Yinede bu suskunluğu hayra alamet değildi.
          Bazen yazardı. Sustuğu an yazarak kendini ifade etmişti. Şimdi onlarda anlamını yitirmişti. Uzun zamandır yazmıyordu. Çocukluğunu , gençliğini düşünüyordu. " Benimde söyleyecek sözlerim var. Bu konudaki fikrim şu " diyordu. "Bazen ne gerek var. Şimdi bunu desem ne yararı var deyip vazgeçiyordu."
          Yazdıklarını okudu. Çok kötü değildi. Ama çok mükemmelde değil. "Yazar değilim "dedi." Sadece yazmaya çalışan biriyim . Yazıya hakim olmak zor. Ne kadar çok yazarsam o zaman hakim olacağım." "Şimdiki yazdıklarım ne ?" diye düşündü. Yine aynı boşluk geldi. Karşısına oturdu. "Çık çıkabilirsen içinden "dedi. "Belki boşluk dolduruyorum belki söyleyecek sözüm var. İlla bir açıklama mı? getirmeliydi. Bir yerlerden başlamalıyım. Yaşam bir boşluk mu?
        "Bu yaşıma kadar onun içini işimle, ailemle,  arkadaşlarımla, yazdığım oyunla, blog yazarlığıyla doldurdum. Çok da boş geçmemiş . Geçmişe bakınca yaşadıklarım  anlamlı yaptıklarımın bir anlamı var . Şimdi ise bu boşluk... dediğim dönemde öykü kitapları okuyorum. Haldun Taner'in Yalıda Sabah, Sait Faik Abasıyanık, Eskişehir'den aldığım öykü kitapları Ahmet Büke Yüklük ,Faruk Duman ,Baykuş Virane Sever. Aslında boşlukta olduğumuz zamanı düşünüyorum. Bir geri çekilme var. Çevrene, kendine uzaktan bakıyorsun. Sorguluyorsun kendini. Yaşamın tekdüzeliğine inat "O zaman ben o zaman yapmalıyım " dedi "Bir yerlerden başlamalıyım"
Boşluk anlamını yitirdi.
Eski notlarımı karıştırırken buldum, 




     

8 Eylül 2020 Salı

eylül mutluluk fotoğraf çekerken ışığı yakalamaktır


            3 Eylül
         Bir arkadaşın "bahçesine gidelim" dedik. Uzun zamandan sonra fotoğraf makinamı yanıma almak aklıma geldi. İyi ki almışım. Beni mutlu eden anı yakalamak, bir fotoğraf karesine sığdırma...aradan zaman geçince  dönüp bakmak. Meğer sonbahar gelmiş narlar, ayvalar, elmalar dallarda bir edayla kendilerini gösteriyorlar.


                                                                                                                                                                                                                                        Döngel


            4 Eylül
             Sinop için veda zamanı "Bugün Hamsiloz' a gidip  fotoğraf çekeyim"dedim. Bir yerden ayrılırken içimi hüzün kaplar. Tekrar dönebilecek miyim? Aynı insanları görebilecek miyim? İçimdeki hüznü dağıtmak için için manzaraya daldım gittim.
                                                                     





                                                                                         
                                                                             

         5 Eylül
         Bugün beşte uyandım. Bir gün öncenin yorgunluğundan dolayı erken uyumuşum. Evi toplama işleri ve Ankara yolculuğu .Yolculuk daima bana mutluluk verir.
llgaz dağında sonbaharın renkleri düşmeye başlamış. Yeşiller arasında sarılar yeni mevsim için hazırlığını yapmışlar.Yavaş yavaş  kızıl kahve renkler sarılar arasında tek tük yerini almış. Renk cümbüşü oluşmaya başlamış. Hele bazı yerlerde mavi gök ve bembeyaz bulutlar danslarına başlamışlar.
       Akşam torunlar ve kızımı görmek hasret gidermek.Yatıya kalan büyük torun.
       6 Eylül.
      Evle özlem gidermek.
      7 Eylül
       İki gündür torunlarla beraberim. Bende kalıyorlar. İki nesil bir aradayız. Deniz, benim odada makyaj malzemelerin bulunduğu masaya "Süs masası" dedi. Yaratıcı şimdi süslenme zamanı deyip aynayı eline aldı. Saçını taramaya başladı.
     Ege'nin internette türkçe dersinde okul ile ilgili yazdığı şiir.
                                                                   
                                Akşam üstü ikisi ellerine tabletleri alıp oyun oynamaya başladılar.     

                                                                             
                                                                    Bugünün çocukları
       
                                                                   Dünkü çocuklar
       

4 Eylül 2020 Cuma

3 Eylül mutluluk çiçeklerin dilini bilmek gibidir

                                                                       




        Ah ne oldu dünkü sevinçlerim deliksiz uykularım, ağrılar, sızılar. Ağrın nerede ise canın orada. Gel de çık işin içinden. İçimdeki masum çocuk kızmakta "Canını kıymetini neden bilmedin" diye.Anlatabilsem bazen kendimi genç kız zannedip koşuşturmalarımı Yok vazgeçtim şikayet etmeyeceğim.
      Bugün beni mutlu eden hayatın kargaşası içinde ruhumu okşayan çiçeklerden söz edeceğim. Bana göre çiçek emektir, güzelliktir, canlılıktır.Toprağından tutun suyuna kadar hem çok kolay gibi görünse de hemde çok zordur. Kaktüslere fazla su verirsen küser sana. Çürümeye başlar. Ayarı bilmelisin tıpkı kelimelere anlamlara takılan insan gibidirler.
        Güneş altında ise boynunu büken çiçekler vardır. Her gün seni dört gözle bekleyen suyunu ne eksik ne fazla verdiğin güzelliklerdir.
        Çiçeğin dilini bilmek gerekir. Çiçekleri insanlara benzetirim. bazıları zor tutunur toprağa özel bakım ihtimam gerekir, ilgi ister sohbet ister.
         Bazen bir kuşun gagasından oradan buradan taşınır. Bir tohumdur bir bakarsın birden bitiverir. En zor gününde yanında bulunan arkadaştır hangi ara gelmiştir yanına. Senin ses tonundan kullandığın kelimelerden anlamıştır belki ihtiyacını.
        Bazende o kadar ilgi gösterirsin bakımıyla, suyuyla, gübresi ile ne bir yaprak ne bir çiçek gözün gibi ışığını ayarlarsın. Yok kardeşim hiç kımıldamaz aynı durumu korur gider. Çevremizde vardır kendi halinde hiç bir şeye karışmayan suya sabuna dokunmayan insanlar gibidirler.
         Bazen suya hasret kalmış yaprakları boynunu bükmüş. Bir üzülürsünüz gider gelir suyunu vermişsin canlanmasını beklersin. İnanamazsın canlanır.
         Bazen tümden bir iki gün içinde yapraklarını döken çiçekler vardır. Gülüm vardı hafta sonu yoktuk geldiğimde yaprakları hepsi dökülmüştü, kupkuruydu.Sulamaya devam ettim. Öldü diye fırlatmadım. Daha sonra bana bir gülü verdi. İnanamadım.
         Dilini anlamadığım çiçeklerim de oldu anladığımda... Bazı insanlar gibi günlük, bazıları gibi mevsimlik bazıları gibi değerli bir tohumdu.
         Yaşamımda beni mutlu eden çiçekler gibi dostların eksilmediği bir dünya. "O zaman  mutluluk budur." derim.

2 Eylül 2020 Çarşamba

Eylülde mutlu olmak.

                       
     ÇİLEKSUYU adlı blog eylülde mutlu olmak konusunu ele almış. Benim hoşuma gitti.
      Mutluluk nedir? diye düşünmekteyim .Gazete alıp içindeki haberleri okuyunca mutlu olamıyorum. O kadar çok acı, göz yaşı, keder var ki! Ya olaylar, yapılanlar, alınan kararlar, çelişkileri gördükçe üzülüyorum. Canım gazete okumak istemiyor ama yaşam devam ettiği için gazete alıyoruz.
       Ya televizyon haberleri aynı gazete olayında gibi öfkeden çıldırıyor haberi sonuna kadar tahammül etmeye çalışıyorum." Bilgilenmem gerekir" diye düşünüyorum.İşte bu şartların ayrıntısını yazmıyorum.Nereden başlayıp nerede bitireyim. İnsan bir yerde denge arıyor. Tahammül etmeye, baş edebilmeye o denge içinde anlık sevinçlere sığınıyorum.
      Eylül 1
      Bugün  evde yemek kalmamıştı. Kırmızı biber ve yeşil biber etli dolma yapıldı. Çorba eklendi. Köfte hazırlanıp buzluğa atıldı. Evde yemek olunca rahat oluyorum. Gündelik planlarım aksamıyor. Hava kötü daha doğrusu deniz dalgalıydı. Gitmekten vazgeçtim.
     Kitaplıktan seçilen yeni kitabı okumaya başladım. Maalesef eski kitap kokusunu sevmem.alerjik bünyem var  kokusu beni  rahatsız eder. Burnum koku almadığı için eşimin bu yaz aldığı kitabı okudum. Akşamda trt 2 satıcı filmini izledim.
     Eylül 2
Bugünkü yazıda var. Deniz çok güzeldi. Yüzmek harikaydı. Birde kendime yeni bikini aldım
Akşam yürüyüş yaptım. Bol bol fotoğraf çektim.
                       






eylül



       Bu sabah dışarıya baktığımda deniz sakin göründü gözüme. Evi biraz toparladıktan sonra denize gideyim dedim. Karakum'a vardığımda saat on buçuktu. Denizde kimse yoktu. "Tıpkı filmlerdeki gibi" dedim. Sahilde güneşlenirken dalgalarının sesini dinledim. İnsanlar evlerine memleketlerine dönmüştü. Sahil yerli halka kalmış ya da eylülde tatile çıkan insanlara. istediğim yeri beğendim. Corono yüzünden en tenha yerleri gözetir dururdum. "Her yer benim" dedim. Bütün sahil. deniz.ve hayat. Benimde dönüşüme az kaldı, zaman çok kıymetli.
       Pazara gidiyorum pazar sessiz, insanlar gitmişler. Pazarların sessizliği yüreğime dokunuyor. Çünkü köyden gelen insanlar ürünlerini satmakta zorlanıyor. İki  ya da üç aylık kazançları bütün kış yetmez. Her geçen gün bir önceki aldığından daha pahalı ürünü alıyoruz. Sürekli zam. Dar veya sabit geliri olan insanlar için durum daha zor.
       Eylül hem dönüş hemde ürünlerin bol olduğu zamanlar. Pazar tezgahlarını mandalinalar süslemeye başlamış. Turşuluk salatalar arzı endam etmekte. Barbunya pahalanmış. daha buzluğa atmadım. Geçenlerde iki fotoğraf  koymuşlar. Biri yabancı ülkede çok güzel sonbahar manzarası diğeri de bizim ülkeden domates konservesi. Önümüzdeki yılda korona devam edeceğinden insanlar doğal yiyecekleri bol zamanda alıp kış için saklama yöntemi olan konserveler yapmakta. Herhalde bu yıl daha fazla konserve yapacağız. Kış mevsiminin sebzelerini de  ayrı severim. Buzluğa daha çok barbunya atıyorum. Hem yapması kolay oluyor. Yemeksiz zamanımda aklıma geliyor. Hemen haşlayıp zeytinyağlı yapıyorum.
         Eylül bir dönüştür benim için. Mevsimin dönüşü. Sıcak günlere veda. İnsanı üşütmeyen ya da çok terletmeyen bir hava. Ankara'ya dönüşün mevsimi. Gitmeden denizin iyot kokusunu ,manzarayı, dalgaların sesini gözlerimden ruhuma kazımaya çalışıyorum. Anları yaşayıp eylülün ilk günlerini keyfince yaşamak istiyorum. Biraz sonra akşamı dışarıda karşılamak günü bitmeden yakalamak lazım. Yarın bir bakarsın yağmur gelir.
        Fotoğraflar Sinop'ta beğendiğim yerler. Aşağıdaki fotoğraflar Kurt Kuyusu'ndan.
                   


                                             
                                   
                                                                          Karakum
                                                                             Sinop





                                                                             Arka deniz

Unutulmayan inci taneleri

                                                                                                 Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğ...