27 Nisan 2022 Çarşamba

Baharda Datça bir başka

                                                      Değişik

                                                                                   başka türlü bir şey benim istediğim:

ne ağaca benzer, ne de buluta.
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

             Can Yücel



     

                                    





           Bazen hayatın kendisi yolculuktur, bazen planlamayı biz yaparız, bazen hayatın kendisi.

      Yeğenim "yenge Sinop dönüşü Ankara'ya geleceğiz oğul Anıtkabir ve Etnoğrafya Müzesi görmek istiyor" deyince mutlu oldum.  Pandemiden beri Datça'da  oturan arkadaşım grubumuzu davet ederdi. Hemen onu aradım bir arkadaşımız oradaymış o gidince ben varacağım kısaca uygunmuş. Hızlı bir planlama yaptım. Bodrum'dan Datça'ya nasıl giderim planını yaparken feribot olduğunu söylediler. Feribot sadece cumartesi onda var. Bodrum'a dönüşü cumaya alınınca feribot biletini ayarlama imkanım oldu. Hayatı ucundan yakalamak. Plan yapmak hem de gezi planı ayrı bir keyifti.

         Sabah 7.40 yola çıktık. Baharı yolda doğanın uyanmaya başlamış halini seyretmek arabayı sürmeden yolu izlemek. Yıllarca memlekete gidip gelmiştim. Anne ve babamın sağ olduğu dönemde çok sık giderdim. Afyon'a kadar olan bölümü hatırladım. Anılar gözümde canlandı. Köroğlu Beli' yeşilliği huzur verdi. Erik ağaçlarının beyaz gelinlikler içindeki şöleni dağların burcundaki kar güneşin ısıtması, yol arkadaşlarının müzik seçimi derken kuş olup uçmuştuk. Yollar boştu. Tarlalar ona keza. Benzin ve mazot fiyatlarından sonra insanlar şehir içinde araba kullanıyorlardı. Tarlalarda emekçi kadınlarımız çapa yapıyordu. Denizli 'den sonra bitki örtüsü değişti. Canım Egem dağları ile bir farklılığı vardı. Havası suyu farklıdır. Yolda olmak içimdeki yolculukla birleşince beni heyecanlandırdı. İnsanın hayata bakışını değiştiriyor.

      

                                           


       Güzel bir feribot yolculuğu yaptım. Şansıma hava güzel deniz sakindi. Denizin içinde iki saat dalgalar olmasa da mavinin elli tonunu görmesem de on tonunu gördüm.

         Ev bahçe içinde Datça'ya sekiz km uzaklıkta aman Tanrım bahçede gelincikler elimi uzatma mesafesinde okşadım, gözlerim bayram etti. Burnuma güzel kokular geliyor limon ve portakal ağaçları.  Oturduğumuz ağaç badem hemen kart olmayan bademlere uzanıyorum. Yediklerim doğal. Günün menüsünde şevketi bostan, tilkişen, paça...

                                                   

                                               Şevketi bostan
                                               Tilkişen

       Evin her tarafı sanki manzara odama bırakılan papatyalar ayrı bir incelik. Sabah  " ot toplamak ister misin?" diyorlar dalından topladığım bilmediğim değişik otlar, mis gibi  çilekler. Kümesten alınan yumurtanın sıcaklığı, sabah uyandıran horozlar. Sabah  yapılan yürüyüşler, kocaman papatyalardan oluşmuş tarlalar, gelincik tarlası ve sapsarı Kıbrıs akasyası. Hangi tarafa bakacağımı şaşırıyorum. Ben papatyalar dalmışken onlar tilki kuyruğu da  denilen otun peşinde arkadaşım da bitmeyen enerji.

        Eski Datça 'ya gidelim diyorlar. Oradan deniz kenarına gideriz.

                                                    

       










                                                    
                                                       






          Mor salkımlar karşılıyor, kokuları ayrı güzel. "Hangi sokağa dalsak" diyoruz. Arkadaşım "burayı görmedik haydi.  " Mavi çerçeveli pencereler, mavi, kırmızı kapılar, rengarenk saksılar. Baharı Datça'da karşılamak taş evlerin arasında dolaşmak harika. Can Yücel'in sokağına giriyoruz. Oturduğu kahvede onun ruhuna kahve içip şiirlerini okuyoruz. Hava ılık Datça çok güzel çok. İkinci bölümde gezinin kalanı. Bu satırları yazarken tekrar Datça sokaklarında, ovasında, dağlarında dolaştım.
                                                        

                                                                  



                                              

                                                     


    

8 Nisan 2022 Cuma

İnsan arıyorum

                                              




                                               Fotoğraflar 

                                      Bugün günlerden pembe

       Elimde Sinop'lu Diyojen'in feneri dolaşıp duruyorum. İnsan ilişkiler konusunda hassaslaştım. Çünkü ben de insanım elimden geldiğince kibar ve nazik olmaya çalışıyorum. Aynısını da görmek istiyorum. Olumsuz yönlerimi törpülüyor hayata güzel bakmaya çalışıyor insanları seviyorum. Onlara gerçekten samimi şekilde içimden geldiğince kibar davranıyor ve onlardan da bekliyorum. Buraya nereden geldim. Bir gün çok sinirlendim bir robot yapsam bana günaydın dese iltifat etse, bugün için dile benden ne dilersen dese  ne güzel olmaz mıydı? diye düşündüm. Bu olayı can dostlarıma anlattım. " Sen iki gün sonra bir tekme atarsın" dediler. Bir arkadaşım  birbirimize kardeşim diye hitap ederiz  "üzülme ben sana bunları içimden gelerek söylerim. Senin için öyle hissediyorum" diye düşüncesini paylaştı. Elimden geldiğince arkadaşlarımı ararım. Sitem etmemeye çalışırım. Edersem de ince kibar dille. Ya beni de arayın.  Geçenlerde sevdiğim dostum "bu gece sana arkadaşımla uğrayacağım" dedi. Kemençesi ile geldiler. Kemençe çaldı, şarkı söylediler. Güzel bir sürpriz oldu. Evet böyle olmalı. Bir başka can dostum. "Çiçeklere vakit ayıramıyorum. Zehra sen seviyorsun çiçeklerimi sana vereyim." Çiçek seven birisi olarak hayır demiyorum. Ancak susuzluğa dayanan çiçekler kaktüs ,sukulent ve sardunyalar olursa iyi olur. Kurumalarına üzülürüm.

        Bulaşık makinam bozuldu. Tamirci iş yerine götürdü. Bir telefon abla olmuyor. Mecburen yenisini aldık. Fiyatlar uçmuş şok şok şok. İnsaf kardeşim. Makinayı getiren "eski makinayı ne yaptınız? diye sordu. "Tamircide" o "Kim tamirci? M. şahıs  ben onu tanıyorum üç kağıtçının tekidir. Bir esnaf için bir başka kişinin böyle düşünmesi ne acı. Ben insanlara güvenimin azaldığını söyledim. 

       Aslında bu yazıyı fiyatların çıldırdığı alışverişte her defasında şok içinde kaldığımı yazacaktım. İnsan ilişkileri konusu ile başa baş gittiler.

        Dün pazardaydım. Domates en ucuzu 22 lira almadan eve geldim. Sebze sadece karnabahar ve brokoli almışım. Evde iki sebzem vardı. Eşim diyor ki "insanlar domates salatalık almıyor." Dün pazarda kıvırcık 15 lira içimden yuh demek geldi. Onun yerine ot alayım tanesi beş lira. Marul yemeyip ot yesek oda ucuz değil.

      Elden geldiğince almamaya çalışıyorum. Nereye kadar. Her markete ya da pazara gittiğimde fiyatları şok şok şok ile karşılaşıyorum. Niye böyle olduk.

        İnsan ilişkileri, insana saygı değer verilmesi bu kadar zor mu? Sanal ortamda yazılan yorumlarda kibar hitap çok hoşuma gidiyor. Ben de aynı kibarlıkla cevap vermek istiyorum. 

      Çevremdeki dostlarım çok şükür iyi kalpli sevecen ve iltifatlarımızı elden geldiğince her zaman her fırsatta yapıyoruz. Güzel sözleri kim için saklayacağız. İki haftadır yalnızım eşim şehir dışındaydı. İnsan yakın çevresindeki dostları, arkadaşları, akrabaları ile anlamlı. Yalnızlığı sevmiyorum.

        İnsanın kendisini bilmesi gerekir. Günümüzde bilgiye kolay yoldan ulaşım fazlalaştı. Google yazıyorsunuz ne ararsan çıkıyor. Hepimiz doktor, mühendis, politikacı olduk. Her şeyi bilmek yetmiyor bunu kullanabileceğin alanlar var. Bilgisayarı açıyorsun şuram ağrıyor hastalığınızı teşhis ediyorsunuz. Bana göre doğru değil. Hepimiz evimizin ekonomisini iyi yapıyoruz diye ekonomist olamayız. Çok güzel psikolojik tahliller yapıyoruz. Davranışlarına bakıyor  insanlar ya deli, ya akılsız ya da aptaldır diyor işin içinden çıkıyoruz. Hepimiz bir nevi avukatız. kendimizi çok iyi savunuyor başkalarının hakkı olunca üstüne yatıyoruz. Örnekleri çoğaltabiliriz.

O zaman insanlar bunca yıl niye okuyor?

        Birde konuşma esnasında insanı manipule edenlenler var. Sürekli kelime oyunuyla karşı taraf haksız. Bir insan sürekli nasıl haklı olabilir. Yanlış yapmaz davranışları güzeldir, özür dilemez, alttan almaz. Gerçekten bazen yoruluyorsunuz ikna etmeye çalışırken onun için vaz geçiyorum. Küçük şeyleri büyütenler var. Konu çok derin en iyisi son bir kaç cümle ile noktayı koyayım.

       Nitelikli, karakterli, değerli ve işini iyi yapan sorumluluk sahibi insanlara o kadar çok ihtiyacımız var ki. Bizi değerli hissettiren kibar sadece insan olduğumuz için nazik, saygılı  insanlar evet var.  Ancak o kadar az.

3 Nisan 2022 Pazar

Nasıl keklendim

                                                  




      Böyle argo tabir kullanmak istemem ancak olayı en iyi anlatan başlık gibime geldi.

      İki üç gündür x ve y firmaları  anormal şekilde beni arıyorlar.

      Bir haftadır bel fıtığı azdı. Gece yarısı sanki iki de bir beni uyandırıyor uzun süre uyuyamıyorum. Sonra kalkıp bir bardak ılık süt içiyorum. Televizyonu açıyor müzik kanalını açıyorum. Aradan bir iki saat geçiyor  neyse ki zoraki dalıyorum. Saat altıda kalk borusu çalıyor. İşe gitsem iyi. Neyi kaçırıyorum; çocuk mu bakacağım  gün doğumunu mu? Seyahatte miyim tura mı katılacağım uyu kardeşim ne hikmetse burun tıkalı, bel, diz hepsi sıraya girmiş gibi biz varız unutma bizi diye seslendiği için kalk kızım kalk uyumak harammış uyuduğun yıllara say derken kendimi buluyorum. Böyle bir ruh hali uykusuz bir biçimde arayan şahıslardan bıkmışım. Baş bir yandan ağrıyor. Onlar telefonu ısrarlı şekilde çaldırıyorlar. Adımı yanlış söylüyorlar. Zihnimde iki olay birleşmiş herhalde internet tahattütü doldu yeniden internet yanında kampanya. Bir salaklığım var. Bedava bir şey vermezler. Sanki zihnim sormuş gibi z adı geçmemesine rağmen zihnim onlar arıyormuş gibi geldi. Tabii telefonda bana cevap veren toplam para bu kadar  ödemeniz şu.  Şu kadar  y bir yıllık aylık ödemeniz şu kadar  dendi.

         Bağlayan delikanlıya soruyorum. x  ile işbirliği mi yapıyorsunuz. Biz her türlü işbirliği yaparız. Şu marka ürün alırsanız bir yıl bedava. Yine uyanmıyorum. O gün iki arkadaşımla görüntülü görüşme yapacağım yok internet kesiliyor. Sabah  telefon açıyorum. Müşteri hizmetleri hanımefendi bizim internetle bağlantımız yok siz orayı arayın şu an y .kampanyasındasınız bir yıllık sözleşme yaptınız. Başıma bir ağrı saplanıyor. Şu an bu satırları yazarken aynı baş ağrısı var.  Reklama kanmışım ancak benim mart ayında dolan bir z üyeliğim var. İnşallah bitmiştir onu iptal ederim düşüncesindeyim. Zararın neresinden dönersem kardır.

        Şimdi kendimi tahlil edeyim.

         Niye kandın dur ben bir inceleme yapayım niye demedin.Diğer izlediğin firmanın sözleşmesine bakmadın.  Bağlantı için gün olarak bir hafta sonrası düşündüm. Hemen ısrar ettiler geldiler. 

         Reklam dünyası çok çalışıyor aman siz siz olun acele etmeyin.

         Kabahat tabii ki benim araştırmadan incelemeden neden kabul ediyorsun.

        Bundan sonra telefondan gelen her türlü ısrar sakın yapmayın kabul etmiyorum. Hele internet ile ilgili. Telefonlarım kapalı. Televizyon zaten az izliyorum.  Ne diye kabul ettim. Benden eksi puan aldınız. Reklam kurbanıyım hakim bey, hastayım hakim bey bahanesi yapamazsın. Şimdi  telefonu sessize alıyorum. Telefonlara çıkmayacağım. Eskiden telefon internet dizi, film mi vardı. Hayatımız dizi. Geçti Bor'un  pazarı sür eşeği Niğde'ye diyen birisi var karşınızda. 

       Sosyal medyaya kızgınım internetim açıkken ne konuşsam reklamı önümde. Bu yazıyı yayınladıktan sonra tabii ki bazı sosyal medya hesaplarını bir süreliğine donduracağım. 

        Bağlanan yayından memnunum. Başka bir yere ödeme yapmıyorsam sorun değil. Yöntemleri hoşuma gitmedi.

        Dışarıda hava güzel. Çiçek, böcek ile uğraşayım. Planlarım var onlar üzerinde çalışayım. Detoks zamanı. 

Unutulmayan inci taneleri

                                                                                                 Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğ...