29 Temmuz 2020 Çarşamba

nerede iş aş? ben orada

                                                                         
                                                                           
Budapeşte 
                                                                           
                                                                           

                                                                         Sinop


Sicilya
       Öğrenciler sevinç, hayal kırıklığı ya da mutluluk ile keder arasında hayatın sınavlarından birinin sonucunu öğrendi. Daha sonrada puanına göre tercih yapacaklar.
       Sınavlar hiç bitmez hele hayatın sınavları hiç...
      Üniversiteyi kazanmak ayrı dert okumak ayrı, Bitirince işsizler sınıfında mı? yer alacak yoksa şanslı olup güzel bir işi mi? olacak.
       Her biri hayatın basamakları. O merdivenleri çıkarken tökezlemek, Düştüğü yerden kalkmak. Tekrar başlamak sonra bugünkü aklım olsaydı demek.
       Bu basamakları geçtim emekli bir felsefe öğretmeni olarak öğrencileri anlıyorum. Bugünkü aklımla diyorum ki yine psikoloji ve felsefe okurdum. Ama iş olarak çok sevmeme rağmen öğretmenlik ya da rehber öğretmenlik yapar mıydım? Onu sorgulardım.Bir gün dershaneden bir arkadaş benim için en uygun yakıştırdığı meslek halkla ilişkiler demişti. Her insanın psikoloji ,felsefe, sosyoloji okuması gerekir. Ben ya sanat ile ilgili bir alanda okumak isterdim ya da ziraat mühendisliği. Tercihlerim arasında hiç bunlar olmadı. O dönem düşünmemiştim. Akhisar'dayım meslekleri tanımıyorsun. Bildiğim meslekler,tıp, öğretmenlik, mühendislik.Arkadaşlarımın büyük bir kısmı öğretmenliği seçmişlerdi.Bazıları boykot nedeniyle üç okula gidip öğretmen olan bile vardı.      Annem ilkokul üçten terk. Ailenin en büyük kızı evdeki kardeşlerin bakmak için okumamış. Babam ortaokulu bitirmiş inşaat ustası. Ağabey, abla ilkokul beşi bitirmiş. Ağabey Almanya'daki işci olarak çalışıyor. Sen kitapçıkta ne varsa yazıyorsa puanın hangisini tutuyorsa onu kazanıyorsun. Psikoloji bölümünü kazanmışım. Sayısal puanla girmiştim. Ah eskilere mi? daldım.
        Oğlum Eskişehir Resim öğretmenliğinden mezun sanatçı.Kızım Siyasal Kamu yönetimi mezunu daha önce bankacıydı. Şimdi bir başka kurumda.         
        Çevremde işsiz gençler gibi sınavlarda derece almış gençlerle konuştuğumuzda "Kendimi bir yurt dışına atsaydım"," Ne iş olsa yaparım" diyen ya da şu anda yurt dışında çalışan insanlar var. Düşünün iş için bir Avrupa ülkesi ya da Amerika sizi "Hazır iyi okullarda okumuşlar" diyor hemen işe alıyorlar. Beyin göçü çok yaygın. Bir arkadaşımın kızı ve oğlu yurt dışında. Yine benim kadın doğum doktorum Kanada'da. Arkadaşımın kızı Amerika'da master yapıyor. Pandemi olmasaydı belki kalırdı. Ona keza benim oğlum Almanya'da. Arkadaşımın oğlu Avusturya'da.Arkadaşımın eşi çocukları ile Avusturalya'da. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
         Yıllar önce Almanya  Hildesheim'dayım. şehri dolaşırken karnım acıktı. Yemek için dönerci kesin dedim Türk vardır. Hildsheim'da Hamburg'a iki saat uzakta. Bir başka gün makarna canım istedi. Şimdi nasıl alırım derken  kasadaki çocuk Türk.Avusturya'da metro bileti almak için birine rica etmiştim. Oda memleketli çıkmıştı. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
        Yine tanıdığım bazı bloggerler Belçika, Almanya, Polonya,Yunanistan vb gibi ülkelerde.
         Yine duyduğum bir olay Türkiye'de bazı kurumlar tersine göç için yurt dışında çalışan kişileri ülkemize çekmek için daha iyi paralarla proje oluşturuyorlar.
         Şimdi gençler tercih yapacaklar. Arkadaşlarımın çocuklarının sonuçlarını sorduğumda, hukuk , endüstri mühendisi.
         Pandemiden sonra herhalde tıp yazacak gençlerin sayısı artmıştır ya da tersi mi olmuştur.
         Hayatın en önemli evrelerinden biri meslek seçimi. Onun gerektirdiği koşullar gerçekleştirmek için yapılan tercihler. Kim bilir bu satırları okuyacak olan kişiler yaptıkları ile düşledikleri meslekler aynı mı?
         Gençlere yaşamın bir başka başlangıcı olan tercihler için aldıkları puana göre yapacakları seçimleri gönüllerine göre olsun.
                                     Sabah gazete okurken ilgimi çekti

       

26 Temmuz 2020 Pazar

elimde nane kokusu ruhum huzurlu

                                                                         





          Elimde nane kokusu hala çıkmadı. Mis gibi kokan ellerimde taze nane hasadı. Sabahın altısında uyandım. Bu sefer dünürün köyündeyim. Kızım "Anne köye gideceğiz gelmek ister misin? "sözü üzerine "Neden olmasın" dedim. Geç vakit varmıştık. Kabakları topladı kızım "Fasulyeler sabaha kalsın karanlık oldu." Sabah ben zoraki yataktan kalkarken (yeni yerde zor uyurum on defa belki uykum bölünmüştü.) Kızım çoktan kalkmış fasulyeleri toplamaya başlamıştı. Biraz toplayayım dedim. Bel ağrısı fırsat vermedi. "Anne istersen kiraz" topla dedi. Sarı kirazlar dallardan sarkmıştı. toplanmasa ya kuşlar yiyecek ya da dalında çürüyecekti. Sabah gün ağarırken dallarda kiraz .bir yandan köpeğin havlaması. Araba gürültülerinden uzakta.
        Gitme zamanı vakit geliyor. kızım ve oğlum işe gidecekler gözüm nanelerde. Mis gibi kokusu var. Nane, dereotu birde reyhan sevdiğim kokulardır. Derin derin içime çektim Hiç çıkmasın ellerimden istedim. O keskin mis gibi koku.
        Arkadaşım bir önceki yazı ile ilgili yemek bloğun mu var? diye sormuş Şöyle bir cevap verdim
"Yok sadece vişnelerle ilgili bir paylaşım yapmak istedim. Benim blog ortaya karışık yaşantılar ya da her telden mi? desem hangisi doğru.. Evde  biraz malzemeler vardır. Ne yaparsın bunlarla  gibi. Bazen türlü, sebzelerden, bazen çorba, bazen aşure. Bazen hayal kırıklığı, bazen mutluluk, bazen çoşku.Tıpkı yaşam gibi. Şu an seyahatlere çıkamadığım için ne yapıyorsam o. Köyle ev arası yolum."
          Karışıklık her zaman iyi değildir. Diğer yönden hayatı ayırabilir misin? Şu olmalı bu olmamalı. Hayatın içi kendi içinde çelişkileri varken yazılara yansıması mümkün değil mi?

       
         

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Vişne ile neler yapıyorum?

                                                               
                                                                                           
                                                               















       Yaşı başı almış giderken bu dünyada vişne reçeli ile mesafeli arkadaşlığından farklı dünyalara kayalım dedim.
       Sevgili Ceren vişne reçelinden başka ne yapılır? sorusuna yanıt verirken bir de blog yazısı yazsam olur mu? diye düşünürken satırlara başlamışım.
       Çok az vişne reçeli yaptım. Önce bir kilo sonra, iki kilo sonra, bir buçuk kilo derken yine vişne satıcısının yolunu bekler olacağım.
       "Nerede bu vişneler?" diye düşünmekteyim. Temizleyip çekirdeklerini çıkarmak eziyet olsa da yarenlik eden televizyon programları ile işi bitirdim. Ancak omuz ve sırt ağrısı hediyeli vişnelere kızgınlığım geçmedi ama sonuçlardan memnun muyum?  Çok az vişne reçelinin dışında neler yaptım bir bakalım.
         *Vişneli dondurma Önceden yaptığım vişne reçelini robattan geçirdim.Vişneleri ayıklayıp göz kararı şeker. Çok tatlı sevmediğim için.  Daha önce dünürüm torunlara dondurma yapıyordu. Onun için krema aldım. Kremayı da robattan geçirdim. Tabii ki ayrı ayrı. Sonra ikisini kaşıkla karıştırdım. Şimdi donmasını bekliyorum. Bir merak. Ama isterseniz krema ağır geliyorsa süzme yoğurtla yapabilirsiniz. bir sonraki denemem yoğurtla olsun. (Ağır geldi. Evde yoğurt var olamazsa içine karıştırayım.)
        *Vişne suyu Vişnelerin çekirdeklerini ayıklarken ayrı kaba alırım. Üstüne çok az şeker ve su. Kaynatırım. İçine biraz vişne reçelinden suyunu da eklerim.Eğer koyuysa biraz daha su. Dondurduğum buzların içine attığım naneler ile değişik bir vişne suyu. Yaz günlerinin serinleticisi.
        *Minik torbalara konulan vişneler kek yapmak için buzluktan çıkarılır. Biraz eridikten sonra içine un konulup kekin içine son anda karıştırılır. Keki yerken pembe vişneler kekin içinde endam ederken aman Tanrım lezzetine lezzet katılmış kek...Ekşi tatlı en büyük zevkimdir.
          Vişneli kek 2 yumurta, bir su bardak şeker, süt yarım su  bardak zeytin yağı ( Evde zeytin yağı her yemeğe her şey için kullanırım ) kabartma tozu, vanilya 3.5 su bardağı un. tahta kaşıkla karıştırıp en son bir avuç vişne ekliyorum.İsterseniz kakao ya da çukulatalı yapabilirsiniz Ay şimdi canım çekti. Fotoğraf içinde iyi olur. Torunum Ege " anneanne hazır almışsın sen bunları" dedi. Yaptığıma inanamadı.
                           






        * Bir kısmı da vişne likörü için ayrıldı.Bir kilo vişne saplarından ayıklandı. temizlendi.Yarım kilodan biraz az şeker ve bir litre su ilave edildi. Üç ya da dört gün güneşte bekletilir arada karıştırılır şeker erisin diye tarif var. Benim ki tembel işi tezgahta beklettim. Hüznün Tadı Mihriban ile konuşurken votkayı geç koymuşum. Dikkat etmemişim. Ekmekçikız'ın bloğunu tekrar okudum. Şeker kendi kendine eridi. Ben biraz sert olsun diye evde votka vardı. Yarım şişe. İçine koydum. karanlık yerde uyuyup olgunlaşmaya bıraktım. "Üç ay sonra bir merhaba" diyeceğiz. İçine tarçın, karanfil bulursam atarım. Yoksa daha sade olsun diye bakarım duruma.
        *Sırada vişneli tart var.
         * Vişneli yaş pasta Birde yaş pastaya koymak var. Zamanı gelince onlar buzluktan çıkarılıp ya da yeni alınanlarla yapılır.
         Bu arada aman dikkat tüm beyaz tişörtler önlük takmama rağmen ve mutfak vişne lekesinden payını aldı. Temizlenmesi işi sırada var.
        Ne diyeyim elime ve sizin ellerinize sağlık. Sizin önerileriniz varsa paylaşırsanız sevinirim. Şimdi görsellerin hazırlanmasında sıra. Afiyet olsun.
     

21 Temmuz 2020 Salı

her insanın baktığı pencere farklıdır

       Düşünüyorum da baktığımız yer, bakılan yer ne kadar farklı pencerenin dışı farklı içi farklı. Birbirimizi anlamak için bakılan yerin içi nasıl? Kendini nasıl anlıyor, anlatıyor nasıl anlıyoruz? anlayabiliyor muyuz? Söylemek istediklerimizle anlatmak istediklerimiz ayrı. Çıkan kelimeler farklı. Pencerenin içinde yaşanılan dünyanın dışarıya aksi bazen iyi bazen kötü.
        Arkadaşımla sohbet ederken bambaşka dünyaların içindeki ortaklığımıza bakmak istedim.
        Yaşam doğumdan ölüme kadar bir mücadele içinde.Varlığın var oluşuna katkısı gibi.
        Dün köyde sincapla göz göze geldim. Onun penceresinden nasıl? bir dünya diye düşündüm. Uzun süre bakıştık. sonra fırladı gitti. Bir erik aldı onu yemekle meşgul.
        Bekçimiz  "Yenge  masanın üstündeki şişeyi verir misin?" dedi. Aldım verdim içinde küçük bir yılan yavrusu. Hangi ara gördü onu aldı. Dağların, buğdayların, otların arasında dolaşırken hiç aklıma gelmedi. Şimdi biraz ürker oldum. Doğanın içinde yaşıyorsak tüm canlılarla karşılaşma olasılığımız yüksek. Yılanı tekrar doğaya bıraktı. Biz doğanın içinde sadece dünya bize ait diye dolaşıp duruyoruz. Ait olmasa da onu aitmiş gibi düşünüyoruz.
         Kuşlar dün ayrı şakıdı. Bir türlü fotolarını yakalamak kısmet olmadı. Şu satırları yazarken camın dışında bir kuş şakırken  sesi arabanın motor seslerine karıştı.
         Üç gündür kuyruklu yıldız peşindeyim. Görmek nasip olmadı.
         Yer yüzünden gökyüzüne yöneldikçe bakışlarım etrafımızdaki görmek istediklerimiz ne kadar farklı.Yıldızlar gezegenler. Gördüğümüz görebileceğimiz evrende bir nokta. Gözün gördüğünü gönül de görmek istiyor. Gönlümüzden geçenler gerçek olsun istiyor. İstemek yetmiyor ulaşmak için çaba gerekiyor.
           Her insanın penceresinden farklı dünyalar var. O dünyayı anlatmaya bazen dili varmıyor. Bazen bir bakış bir duruş pencerenin içinin çok aydınlık olmadığını gösteriyor.
        Pencerenin dışı da bir karanlık ki...İçimizin aydınlığı pencerenin dışını aydınlatsın.
        Dışarıda vişne satılıyor pencereyle uğraşmaktansa vişne ile uğraşayım. Maalesef vişneciyi  de kaçırdım. Neyse pazardan da alırım.
                                                           
                                                             
                                                                   


                                                                   
                                                       
   

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Neydi aradığım

                                                                         






      Sabah ezanında uyandım kuyruklu yıldızı ararken ayın karşısında venüsü,
      Morları ararken ortancanın sıklameni sardunyanın pembesine karışmış,
      Kalabalıklar içinde yalnızlığı, yalnızlıklar içinde zihin kalabalıklığını buldum.
      Kitapları düzenlerken çok sevdiğim okulda ilk incelediğimiz Adalet Ağaoğlu' nun Fikrimin İnce Gülü sanki yer yarıldı yoktu bulamadım. Altmışların sonunda ilk Almanya'ya gidenlerin getirdikleri radyo, taktıkları şapkada kendilerini aramalarını gördüm.
      Yüklüğe koyduğumuz siyah beyaz televizyon gibiydi hayat. Sonra o televizyon gibi önemi kalmadı. Renkli hayatlara geçtik, gerçekten renklendik mi? Farklılığımız sorun oldu. Aynı düşünceleri savunmadık diye horlandık yok sayıldık. Yeni düşünceler aradım.
       Dijital dünyaya geçtik. Her şey dijitalleşti biz yaban kaldık.
       Aramadığım kitaplar elime geçti. Eski bir dostu görmüş gibi oldum.
      Kendimi aradım nerede nasıl kaybetmiştim. Kendimi ararken çocuk kahkahalarında sevinci buldum. Yarınsız, sade, yalansız...
       Şarkılarda, danslarda, ince alaylarda  aradım Huysuz Virjin'i Seyfi Dursunoğlu olarak iş bulamazken Huysuz olarak iş bulduğunu gördüm.
        Aşkı ararken kavgayı bulduk. Sevgiyi ararken kederi,
        Nedense aradıklarımız farklı bulduklarımız farklı.
        Bulduğumla yetinmek zorunda kaldım. Tıpkı hayatın sürprizleri gibi. Sadeliğin, arkadaşlığın, dostluğa dönüşmesi gibi isteklerim farklı bulduğum farklıydı.
       Beni sardı düşünceler "Çok şey arama" dedi içimdeki ses. Aradıklarını bazen bulacaksın.
       Bazen kaybettiğini yakalayacaksın sana uzanan elde.
       Aramaktan vaz geçmek içimden gelmedi. Bulduklarımla yetinmek...pek içimi açmadı.
       Bekliyorum.

10 Temmuz 2020 Cuma

hayatın tesellisi

                                                                 


        Kitaplarımı düzenlerken Felsefenin Tesellisi diye bir kitap gözüme ilişti.
Kırık  kalbin tesellisi (Schopenhauer),
Toplum tarafından kabul görmemenin tesellisi( Sokrates),
Zorluklarla yaşamanın tesellisi (Nietzsche),
Yeterince paraya sahip olmamanın tesellisi (Epikuros ),
Kendini yetersiz hissetmenin  tesellisi (Montaigne) gibi başlıklar atılmış.
       Mutluluk iyi döşenmiş bir villa edinmekten çok, yakın dostluklar kurmaya bağlıdır.
       Daha öncede bölüm bölüm okumuştum. Alanımda psikoloji olduğu için yaşamın hay huyu içinde zaman hızla geçerken  insan en fazla kimle zaman geçirirse insan ona benzermiş, ya da adı yaşlılık olsun ; olayları ve değerlendirirken hep olumlu bir taraf ya da karşı kişiye hoş görü gösterirken daha alıngan, daha hırçın, daha stresli  oldum diye yaşamı en fazlada kendimi sorgularken buluyorum. Başkalarından önce kendimi eleştiriyorum. Olaylara yüklediğim anlamlar neden olumsuz , olumlu yanını neden görmüyorum diye sorgularken ( Geçenlerde kuaförde sohbet ederken olumlu yanları neler sorusunu sorduğunda kafam dank dedi. Hep olumsuz mu bakmıştım. Kızgınlıklarım, olayları yorumlayışım yok ya neden o değildi. Zamanımı beni mutlu eden beni anlayan beni sorgulamayan, yanında rahat edeceğim insanlardan yana şansımı kullanıyordum. Güzel zaman geçirdiğim arkadaşlarımı düşününce...Peki aynı yargıyı ben de yapıyor muydum. Biz bize benzeriz misali.
      Yinede o insanlarla görüşmek durumundayım. Onun için mesafeli daha uzun zamana daha kısa görüşmeler. onu zaten yapıyordum. insanlar daha fazlasını benden bekliyorlardı.
        Konu biraz dağıldı.
         Yaşamın tesellisi denilince yukarıdaki başlıklar hayatı kapsamaktaydı.
        Kırık kalbin tesellisi kırık kalp zor onu teselli etmek daha da zor. Kalbimin kırılmaması için mesafe, koymak, kendime, hobilerime zaman ayırmak, ruh sağlığımı korumak. Birde bencil olmak. Egoistlikten söz etmiyorum. Özgecilikten söz ediyorum. Ben mutluysam karşı tarafta mutlu  o zaman kendim için neler yapıyorum anlatmaya gerek yok bir tanesi bu blog. Yazı yazmak,
Bu pandemi günlerinde toprakla uğraşmak. Evin işleri, alışveriş, doğal beslenmek. Bu arada yorgunluktan fırsat bulursam kitap okumak. Fotoğraf çekmek.
        Bu yazıyı yazarken kendimi ne kadar çok ertelediğimi farkettim. Ne acı yaşıyoruz ama yaşarken sen yani ben yokum.Yıllar önce psikiyatrise gitmiştim. Kendime zaman ayıramadığımdan söz ederken "Yap seni tutan kim? dedi. Bir ara resim kursuna gitmiştim. Koştura koştura gidiyorsun. Zaman ayırmak için fedakarlık yapman lazım. Sinop bienalinde performans çalışmaları vardı. Evdeki düzeni yaptıktan sonra ancak oraya gidebiliyordum. O zaman ekstra kendin için bir şey yapmak istiyorsan iki kat enerji harcaman gerekir. Yaşın  olmuş altmış bir diğer taraftan belin ağrıyor. Geç kalınmış hayatta diyorsun ki Kendim için ne yapıyorum.Ya da beraber yaşadığın insana bugün benim için ne yaptın? Sorular cevaplar. Yakın dostlarım kız arkadaşlarıma bu dönemlerde zaman ayırmaya çalıştım. bir de ruh sağlığımı korumaya çalıştım.
         Hep biz varız. beraber yaşadığın insanın mutluluğu ortak yaşantı. Galiba yaşamaya çalışıyoruz.
        Dün can dostlarla mesafeli bir buluşma yaptık. Orada eşini kaybetmiş arkadaşım. Bizim yaşadığımız sorunlara karşı farklı bir görüş söyledi. Yanınızdakinin kıymetini bilin. Biliyoruz ama bazen bizde bunalıyoruz.
         Hayatın tesellisini ararken kendimi farklı yerde buldum. Avunmak için çiçeklere su vermekle işe başladım. O kadar emek verdim. Ölmelerine razı değilim.
       

9 Temmuz 2020 Perşembe

Var olabilmek

                          Daha önce yazdığım yayınlama konusunda kararsız kaldığım bir yazı                   









                                                         Köyde komşuların bahçesi
        Hayatı ucundan yakaladım derken  oğlum benden ileride hayatı yakalamıştı. İkinci bir dil için mücadele ediyordu. İngilizce biliyor ama Almanya' da yaşıyor. Almanca bilmek zorunda. Dün akşamın sohbeti yabancı olmak kendini anlatabilmek üzerineydi. Ben de bizim ülkede benzer ama farklı duyguya sahip olmaktan söz ettim. Yeni tanıştığın ya da ara sırada görüştüğün insanlarla  iletişim kurmak gibi... Biliyorum senin işin daha zor dilini az bildiğin insanlarla iletişim kurmak ya da benim ki bana daha zor bu yaşta yeni bir insan ile  veya daha önceden tanıştığım insanlarla yazarak, telefonda konuşarak. iletişim kurmak hangisi zor?
       Uzun süredir tanıştığım insanlarla gerçek bir iletişim kurabiliyor musun? Kardeşlerin eşin... Senin için önemli insanlarla iletişim kurmak. Ah be zorluklar dereceler kişiye ve zamana göre nasıl da değişiyor. Ben erteliyorum. Sen peki ne yapıyorsun sen de zamana yayıyorsun çok ihtiyacın oluyorsa hemen yapıyorsun o yüzden ben hayatı ucundan yakalamaya çalışırken sen içinde olmayı seçiyorsun.
        Ben içinde olmak için çabalarken sen zaten içindesin. Hangimizin işi zor. İkimizin de. Ben yaşamın tek düzeliğini kırmak için çaba gösteriyorum. Sen de öyle. Şu anda bira almak için dışarıda sosyallaşmek istiyorsun. Ben de kendimi anlatmak için kelimelerin gücüne sığınmak istiyorum.
        Ben hayatı yakalamak için adım atmam gerekiyor. Dışarıya çıkmama, arkadaşıma telefonla aramama ihtiyacım var. Peki senin ki sende dışarıda bir buçuk metre mesafeyle oturarak dilini az bildiğin bazen yanlış sözcükler kullanarak iletişim kurmaya çalıştığın yeni bir ülkede. ben ise dilini bildiğim ama anlaşılmadığım bir yerde hissediyorum. Senin enerjin var. ben ise o enerjiyi yakıta çevirip hayata yöneltmem gerek. Zor olan belki senin ki. Ama benim ki de bazen bana zor geliyor.
      Çeşitli sorunları olan insanlarla iletişim kurmaya çalışmak ben bir yol arıyorum sen de bir yol sen bana göre çok şanslı mısın? bunu sorgulayıp duruyorum.Yine de sen de şansını zorluyorsun ben de sadece çaba.... Yaş,çevre,alan farklı ama amaç aynı.
       Sen yeni bir ülkede ben yeni yaşımda yaşlanmadan bir çıkış hep aradım arıyorum.
       Oğlum dedi ki "Arada fark var ben sanatçıyım."Biliyorum senin işin zor.Sanatçı olmak,yabancı ülkede seni insanların onaylaması..
        Hayat içinde var olmaya çalışan iki ayrı insan.Var olabilmenin gücüne sığınıyorlar.

Unutulmayan inci taneleri

                                                                                                 Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğ...