13 Haziran 2021 Pazar

Bugün günlerden sarı sıcak mı olduğunu bilmediğim bir yaz günü

                                               






                                           Ebru keyfi yapıyorum

                                             Bahçemden ekiyorum
                                           Yetiştiriyorum
                                                   

                                                     

                                                   


                                           Okuyorum

       Yağmurlu bir gün sonrası yaz günlerinden biri. Pazar sabah yedide uyandım. Hangi işe yetişeceğim bilmem ki. Galiba günü yaşamaya yetişmem lazım. Terasa çıktım. Çiçeklerime baktım. Aldım elime kitabımı iki saate yakın okumuşum.

         Hava güneşli. Kahvaltımı Ankara'nın değişen yüzüne dönerek yapayım dedi. Biberin üzerinde minik bir arkadaş, dereotu, nane ve soğan yaprakları bir iki marul topladım. Evin sessizliğine inat sokakta sessiz. Adamım Sinop'ta nükleer santrala hayır için bilir kişi. Toplantıda konuşturmamışlar. İki saatlikte keşif yapıp karar verecekler. Güzelim memleket Sinop nükleere kurban verilecek. Denizlerimiz, doğamız ölecek. Hep böyle olmuyor mu? Deniz salyasını birden mi çıkarıyor?

       Torunun şekeri yatağın başucunda. Kuş sesleri de duyulmadı bu sabah. En güzel masa örtüsünü serdim. En güzel tabaklar, radyo ilef çalmalı sessizliği bozmalı hayatın. Taze demlenmiş çaya arkadaş mis gibi Silifke Taşucu'ndan gelen limonlardan yapılan limonata eşlik etmeli. Limonatanın nanesi eksik kalmasın. Bu yıl limonata tarifini değiştirdim. Bunu kızımdan öğrendim. 

             Didoş limonatası:

      Dört ya da beş tane limon ve bir portakal buzluğa attım. Sabah çıkardım. Kesilecek kadar yumuşamış. Bıçakla böldüm. Bazılarının üstünden bıçakla kabukları aldım. Limonçello yapmak için. Robatta parçaladım. İçine sıcak su koydum. Bir avuç şeker bir kısmını kaynattım. Süzdüm. Limonların acı tadı yok. Yapması kolay pratik.

        Ankara'nın sessizliğine bir köpek havlaması eşlik etti. 

        Taze soğan, sucuk ve tavada yumurtaya Ege'nin memleketimin zeytinyağı eşlik ediyor. Ankara  yarı açık cezaevinden alıyorum. Akhisar yazıyor sanki memleketi görmüş gibi oluyorum. Ekmeğimi bandırıyorum. Birden doyduğumu hissediyorum. Limonata mı doyurdu, yoksa yalnızlığım mı? Yalnızken ayakta atıştırmalıklar ya da basit yemekler ile günü kurtarıyorum. Sessiz bir şekilde bir kuş geldi. Balkon parmaklığına kondu. Bir iken iki oldular. Bana arkadaş. Güzel sofralar kalabalıklarla anlamlı  kendimi zorluyorum. Saate bakıyorum henüz erken bakkal daha açmamış. Gazete almaya ineceğim. Tırnaklar açmışlar rengarenk. Gülüm küstü mü anlamadım. Tomurcuk duruyor halen. Ay çiçekleri yakında açarlar. Yüzlerini sarı sıcak güneşe döndürmüşler. Yazının düzeltmesi gazete sonrasına kalsın. Boş iki saksım var. Çörek otu ekeyim. Bakayım başka tohum var mı ekilecek.

         Kızımdan gördüm toruna ebru seti almış. Bende kendime alayım dedim. Torunla oturduk ebru yaptık. Dün yalnızdım ebru yaparken eski tişörtleri çıkardım. onları boyadım. Şimdi sabah yürüyüşüne çıkayım. Neredeyse öğlen olmak üzere.

        Dün bir ara usul usul yağmur yağdı seyretmeye doyamadım. Şimdi gök yine kapandı. Geliyor yağmayan nisan yağmurlarına inat haziran yağmurları.

          



12 Haziran 2021 Cumartesi

501.yazı çekiliş sonucu Mogan Göl'ü

                                                                        












       Küçük torunum iki gecedir bende. "Annemi, evimi özledim. Eve gidip onları göreyim yine geleyim" dedi. Eve gidince bu dediklerini unuttu ."Geliyor musun dediğimde yok." dedi.

       Bir önceki yazımdaki güzel yorumlarınız ve dilekleriniz için teşekkürler. İsimleri listeledim. Sonra küçük kağıtlara yazdım. Deniz'e "Çeker misin? dedim. Kazanan sevgili blog dostlarım.

       Handan

       Güzellikler defteri Şule

       Yıldız

       zehrakonukman@gmail.com adresimden iletişim kurabiliriz. Adreslerinizi yazarsanız kitaplarınızı gönderirim.

         Deniz'i sabahları okula İncek'e bıraktıktan sonra (servise vermedik biz götürüyoruz. Ana sınıfına gidiyor.) Baktım Gölbaşı yakın uzun zamandır gitmiyorum. Sabah yürüyüşümü yapayım Ankara'nın denizi yok ama Mogan gölümüz var. O kadar iyi geldi ki! Sabah kahvesini nerede içebilirim diye düşünürken güzel bir mekan gözüme çarptı. Fiyatlar uygun. Marka kahvelerin iki yıl önce ki fiyatlarından daha uygun. Birde bol bol fotoğraf çektim. Kendimi arada ödüllendirmenin zevki ayrı oluyor. Ördeklerin sesi, kuş seslerine kavuşmuş. Doğa uyanmış. Sabah erken ve  hafta içi olduğundan dolayı yürüyen kişi sayısı azdı. Dönüşte daha önceki yıllarda uğramış toprak saksı bakmış almamıştım. Plastik saksılara nazaran toprak saksıları daha çok seviyorum. Taşıma derdi olduğundan iki saksı aldım. Bir tane hatalı üretim yapılmış. Bana saksı hediye etti. "Bazen derim bugün benim şanslı günüm." diye. İçine hangi çiçekleri eksem diye düşünmekteyim. Plastik saksılar güneşte bir süre sonra parçalanıyor. Bir gün alışverişe giderken çöpün kenarında iki kocaman toprak saksı dönüşte onları görünce almıştım. Her şeyin plastikleştiği bir dünyada bir avuç toprağı saksıyla buluşturmak bir de topraktan yapılma olursa güzel oluyor.

        Çiçek ve kitap benim dünyamda önemli bir yeri var. Lise yıllarında annem çeyiz yapmadığım için bana çok kızardı. "Evlenirken sana kitaplarını çeyiz." diye koyacağım derdi. Benimde çeyizlerim kitaplarım. Galiba çiçek sevgisi de annemden babamdan bulaştı. Gittiğim yeri güzelleştirmek hoşuma gidiyor. Annem yalnızlığını kuran okuyarak, çiçeklere bakarak güzelleştirmiş. Bende kitaplar ve çiçek dünyası diyorum. 

6 Haziran 2021 Pazar

Beş yüzüncü yazı çekiliş var ve Hallstatt

 

      Bahar yaz derken bu yazım gezi yazısı olsun dedim. Bir buçuk yıldır evdeyiz arkadaşlarla  bir araya gelince "Gezi  nereye yapalım?" derdik. Şimdi grupta parklarda maskeli mesafeli oturup yine gezilerden söz ediyoruz. "İki arkadaş çok bunaldım yurt dışına gitmem." lazım diyor. Ben uzun süreli maskeyle dolaşamam onun için beni yurt içi gezi paklar onda da ancak kendi aracımla. 

        Son yurt dışı gezim 2019 kasım ayında Romantik tur. Son günü yazmamışım. Salzburg' tan ayrıldıktan sonra son akşamımız sabah Hallstatt ve Graz üzerinden İstanbul'a dönüyoruz. Valizlerimiz toplandı otobüslere bindik. Yola çıktık. Rehberimiz "Bir öneri yapmak istiyorum." dedi. Hazır buraya kadar gelmişken sizi tekne turu ile buraları gezdireyim.  Bir daha ne zaman gelirsiniz."Şanzımıza hava da güzeldi. "Halstatt'a yakın mesafedeki köye  kadar gideriz oradan da tur otobüsü gelir hem gölü hem de buradaki küçük kasabaları görmüş olursunuz." Kabul ettik.  Sabah tahminen on civarı organizasyon yapıldı. Biletler alındı. Köyde mağazalar açık değil yine de etraf ,çiçekler ve yeni yıl hazırlıkları başlamış. Sabah kahvesi içebileceğimiz mekanlar kapalı. Teknemiz geldi. Bizden başka kimse yok. Manzara müthiş hava kasım olmasına rağmen çok güzel. Bir sonraki kasabada tur otobüsünü beklerken kafeler açılmış. Köyü gezdik kahvemizi aldık ve otobüsümüz geldi. Yol boyu sonbaharın renklerinin ağaçları ışık gölge oyunları. Hallstat'a varış. Çok güzel göl kenarı şirin evler ve çiçekler. Son masal köyümüz. Yanlış hatırlamıyorsam Çinliler buraya gezi amaçlı insanlarını göndermiş fotoğraflarını çektirip aynı masalsı köyü ülkelerine yapmış. Masal dünyası gibi bir yerin sonuncusuydu. Yalnız gazetelerde bir haber vardı  yerli halk gelen turistlerden şikayetçiydi. Gürültüden rahatsız olduklarını söylüyorlarmış evlerinin önüne not koymuşlar.

         Anılar üzerinden zaman geçince unutuluyor ya not almak lazım ya da fotoğraf çekilmesi lazım. Bundan sonrasını fotolar hatırlatıp konuşsun.

                                            














500 yayın

     Evet blogta beş yüzüncü yazı. İlki iki bin sekiz yılının kasım ayında ilk blog yazımı yazmışım. Hüznün tadı eşimin kuzeni benim de aynı zamanda arkadaşım. Ondan duydum gördüm. Blog dünyasına adım attım. İki bin yılından itibaren günlük tutmaya başladım. Sonra blog dünyası . Neden yazıyorum; kendime zaman ayırmak, kendim için bir şey yapmak, dünü hatırlamak, hayata karşı benimde söylemek istediklerim olduğunu bunu yazarak belgelemek. Unutmamak için de olabilir, yaşadığım güzellikleri paylaşmak. rahatlamak. Uğur Mumcu Vakfı' ında yazma kursuna katılmıştım. Mehmet Eroğlu "Yazmak için acı çekmek gerekir acı varsa iyi yazarsınız." demişti. Acı değil de ( Diğer yandan yaşamın çelişkileri, adaletsizliklerini görmek onlarda insana üzüntü veriyor.) yaşadığım zamanda beni etkileyen olay ve durumları  yazdığımı düşünüyorum. On üç yılda ilk günkü yazdıklarımla bugünkü yazdıklarımı karşılaştırınca yazdıkça açıldığımı ve aşama kaydettiğimi gözlemledim. Günlük notlar, okuduğum kitaplar en son Jean Christophe Grange' Küllerin Günü yeni kitabını okudum. Araştırma yapmış. Daha önceki kitapları da  araştırıp güncel olaylarla birleştirme kurgulama. Benim bir çok eksiklerim var. Ama okudukça, sorguladıkça, yaşamı anlamaya çalıştıkça hayat döngüsü bitmez. Belki de hayatla baş etmenin bir yolu olabilir. Yazma kursunda Ahmet İnam bir yazımı değerlendirirken "Naif" demişti. İlk önce olumsuz aldım sonra sözlüğe bakınca yapmacıksız açık yürekli olmak diyor. Sonra kursu bıraktım. Çünkü hem iş hem yazma kursu bir arada gitmedi. Üç günde bir hikaye yazabilmek zaman gerekli. Sadece yazmaya odaklanmak. Oyun yazma atölyesinde Emre Koyuncuoğlu " Her şeyi yazabilir misin? sorusunu sormuştu.  Yazamayacağım bana ait özel bazı durumlar var. Şimdi daha çok yazabiliyorum. Ama üç günde bir hikaye olmasa da son günlerde  blog yazısı yazmışlığım var. Çok eksiğim var. Şöyle düşünmekteyim "Denizde bir damla yazdıklarım olsun." Yorumlar yeni arkadaşlar ve dostluklar. En iyisi gün içinde beni mutlu eden bir eylem. 

       Yazılarım beş yüz olmuş. "Şöyle minik bir pasta yapıp kutlayayım birde bu yazının anısına yorum bırakan bloglardan üçüne kitaplığımdan sevdiğim kitapları armağan edeyim. Yorumlarınızı bekliyorum.

Not: 11 Haziran 2021 Cuma günü saat 18.00 'e kadar

Sevgili blog dostlarım. deeptone  duyuru yapmış. Kitap çekilişi var diye . Bu tarihten sonra yapılan yorum olursa onlar arasında bir çekiliş yapacağım. Bir sonraki yazımda sonuçları açıklama yapacağım.

                                            

1 Haziran 2021 Salı

Haziran ayı Ankara'da gül zamanı

                                              

                                   Sitenin bahçesinden

                               
Vişnem yedi ay önce ektim. Çiçekten meyveye dönüşüyor. Kuşlar yemezse.





                                                

                 

         Yaz mı geldi. Nerede? acaba. Bugün dışarı çıkarken yağmur yağıyordu, şemsiye ve giyemediğim deri montla dışardaydım. Öğlen güneş çıktı. Uzun zamandan sonra ilk defa Kızılay'a indim. Restoranlar, kafeler, simitçiler dükkanlarını temizlemişler, fazla kalabalık olmayan bir kaç kişi doldurmuş. Ay iyice şaşkın bir hal içindeyim. "Şurada oturmuş çay simit yemişim." diye düşünmekteyim. O kadar yabancı gelmeğe başlamış ki ev üzerime yapışmış. Gidip bir yerlerde korkmadan oturabilecek miyim?  Tabii ki ona da alışacağız. Şu gariplik geçecek. Hazır inmişken biraz alışveriş yapayım dedim. Mağazadan maske üstümde nefes almakta zorlanma diğer yandan havanın nemi bir an önce kendimi dışarı attım. Tabii fiyatların yüksekliği beni şaşırttı. Bilmiyor muydun? diyeceksiniz. Tabii yiyecek alırken her geçen bir gün öncesine göre daha fazla verdiğimi hatırlıyorum. Giysilerde de fiyatlar uçuk alınacak bir şey bulamadım.  "Haydi gelmişken kitapçıya uğrayayım" dedim. Dost kitapevine giriş yaptım. Hemen önüme gelen ilk bir kaç  kitabı seçtim. Not aldığım kitaplardan biri yokmuş. Olanlarla idare ettim. Kitapçıda çok bunalmadım ferahtı. Kızılay çok kalabalık değildi. Maskesiz insana rastlamadım. Kızılay'daki işim bittikten sonra Bahçeliye geçtim. Simit almak için markete girdim. marketin önü çiçekten geçilmiyor. Hemen kendime ve eşimin teyzesine karanfil aldım. Karanfil kokularını yarınlara saklayayım çöp kokularını bastırsın düşüne dönüştü.

        Aslında bu yazımda heykellerden bahsetmekti derdim ayrı bir yazı yazayım. Biraz da araştırma yapayım. Geçtiğimiz hafta sonu köydeydim. evdeki çiçeklerin bir kısmını oraya götürdüm. Ankara'da gül zamanı bahçeler, parklar rengarenk güllerle dolmuş. Markete giderken seyredip ruhumun mutluluğu çoşsun istedim.. Özellikle apartmanın bahçesindeki güller pembe güle hastayım. Yöneticiyken bir kısmını Başar'la beraber dikmiştik. Köy biraz soğuk olduğu için açmamış. Bende yeni saksı alıp onları düzenledim. Sinop planlaması yapmıştık Bir haftalık erteleme yapalım dedik. (Torunun okulu açılınca onu götürecektik. Bu durumda herhalde götüremeyiz.) Şimdi bir hevesle kitaplarıma bakıp hayal dünyasına dalayım.

     

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Son günlerde mayıs ayı

                                      



                                Yeni aldığım tırnak çiçeğim.
                                                      

        Günlerin birbirine benzediği zamanların yabancısı olurken hayatın gelgitleri bir yanda. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki mayıs ayının da sonuna gelmişiz.

       Havalar iyice ısındı ancak evlerin içi ısınmadı. Evde hırka ile oturup hele öğlen yürüyüşe ya da alışverişe çıkıyorsan ayağında yazlık ayakkabı ve kısa kol. Dışarıda sütçünün korna sesi. Bugün acaba hangisi gelecekti. Evde yumurta bitmiş. Başka salatalık, domates ne kadar çabuk bitiyor. İnşallah bu öğlene yetecek salata yapacak malzeme vardır.

       Bloğun üstündeki fotoyu değiştireyim derken işleri allak bullak ettim. İlk önce fotoğraf küçüldü. Şimdi de okuma listem kayboldu. Okuma listesini nasıl tekrar getiririm bilemiyorum, deniyorum olmuyor. Neyse bugün tekrar geri geldi. Daha yazıyı yayımlamamıştım.

       Yalnızlığı sevmeye mi başladım bilmiyorum. Sanki hep böyle yaşıyoruz gibi. Günlük ritim belli. Ev toplama sonra yemek var mı? Malzeme var mı? Bugün ne yapsam. Kime telefon açsam. Hangi yazıyı yazsam. Konu ne olmalı? Yürüyüş yapsam mı? Kaç bin adım oldu. Dün yedi bin yedi yüz adımdı. Bugün kim ne yazmış? Torunlara bakmaya ne zaman gideceğim? Yanlarından ayrıldıktan sonra bile özlemeye başlıyorum. Balkondaki çiçekler hangi aşamada. En son çiçekçiye hangi çiçek gelmiş.  Tırnaklar yeni çıkmış. (Dayanamadım gidip aldım.)  Üç renk var. Kırmızı pembe ve beyaz. susuzluğa dayanır. Ayrıca dallarından kopar ek saksıya. Ağaçlarda yeşil elbiselerini giydi. 

      Uzun zamandan sonra balkona arkadaşım geldi. Camları açıp sohbet ettik. Yüz yüze olmayan sohbetlerin yüz yüze tadı da farklı oluyor. İnsan hasret kalmak kötü.

         Bir yandan yaşamı sorgulamaya devam. Bahar geldi. Her yer yeşerdi. Balkon, teras, bahçe, parklar  çiçeklendi. Seviyorum baharı sanki yeniden doğmuş gibi oluyorum.

         Ankara ile ilgili daha önceki yazıda paylaştığım yazım ile ilgili güzel bir gelişme daha oldu. Oğlum Ankara yazısının şarkısını yaptı. Almanlarda beğenmiş. Haziran ayında albümde olacakmış. Azıcık heyecan sardı. Şarkı sözü yazarı olmak ayrı bir duygu.

15 Mayıs 2021 Cumartesi

Hep yirmi üç hep yirmi üç niye?








                                           


 

        Bir kırılma, yeni bir kapıdan giriş, yeni bir başlangıç, dönüm noktası. Yaşarken belki bir süreçti. Şimdi o yaşlara bakınca çok özel olaylar güzel olaylar ard arda gelmiş.

         Evlilik, çok özel bir durum bekarken birden bakmışsın evli olmuşsun. Birken iki. Yalnız yaşarken pek de yalnız sayılmam ev arkadaşlarım vardı. "Haydi evlenelim" dedik evlendik.

           Diğeri hamileyim sarı saçlı mavi gözlü bir çocuğum olsun diye dua ettim. (Cinsiyeti önemli değil. Sağlıklı olsun.) dedim. Sarı saçlı olmadı ama çok tatlı (saçlar şimdi röfleli) akıllı kızım oldu. 

          Üniversite bitti. İş peşindeyim. Psikoloji bölümünden mezun. Ne yapılabilir. Öğretmenliğe dilekçe verdim. Kırıkkale'nin bir mahallesi. Cumhuriyet Lisesi Felsefe öğretmeniyim. Birde orta okullarda türkçe dersine giriyorum.  Gidişim dört araç dönüşüm dört araç. En erken dersim on buçuk ona bile bazen taksi ile yetiştiğim günler. Bir yaşında çok tatlı bir kızım var artı hamileyim. Ben yollarda koşturuyorum. Okulda hamile bir arkadaş var. Yerinden kalkamıyor. Ben Ankara'dan geliyorum. Yol yanlış hatırlamıyorsam altmış sekiz km. Şu an bile nasıl başardığıma hayret ediyorum.

           Öyle günler oluyor elimi kaldıramazken canım bir şey istemiyor. Kızım "Anne torunlara bakmaya gelecek misin?" deyince kuş olup uçuyorum. O zaman diyorum ki  kalkabiliyorsam diğer nedenler (kendime neden yaratmam lazım) için neden olmasın. Okullar açıkken torunları okullarına bırakabiliyorsam demek ki enerjim var. Kendim için bir başkası için  ya da bir başka neden için niye olmasın.

         Evet sayılar insan yaşamında önemli güzel bir başlangıç niye hatırlanmasın. Doğum yapmışım. Sezaryandan çıkmışım. Ameliyat olalı altı saat olmuş. Bir elimde serum kızı emziriyorum. Sonra onu aldılar odaya. Annemler memleketten gelecek saçımı maşaladım, makyaj yaptım saçımada kırmızı kurdele bağladım. Annem benim için üzülüyormuş. Makyajımı ve saçımı görünce inanamadı. 

         Eşime bu yazıyı yazarken bir bölümünü okudum. "Benden bahsetmemişsin" dedi. O gece evde misafir vardı. Beni gördükten doğum sonrasında eve gitmiş. Bütün bulaşıkları yıkamış. Birde bugünü anlatan not yazmış. 

         Ankara'da karlı bir gece hastane yatağımda Hacettepe Hastanesi'nin en üst katındayım. Gece kızı emzirmişim. Ankara karlar altında akşamın ışıkları yanmış. "Şimdi benim kızım mı" oldu diye düşünmekteyim. Bir kırılma bir değişim yeni bir kapı değil de ne bu? Gerçekten çok özel bir durum.

          Yaz gelmiş bahçeye papatya domates ekmişim. Kızım altı aylık onu koltuğumun altına sıkıştırmışım. Otları temizliyorum. Yan komşum Yılmaz Amca ışıklar içinde uyusun o dönem Selçuk Yöndem'in de kayınpederi en son haberim yok. Ama bir oyunda karısını görmüştüm. Arada sırada bahçede görürüz. Iraz diye kızının küçüklüğünü bilirim. Yılmaz Amca anneme "Maşallah kızınız hala bebeklerle oynuyor." Galiba uzaktan gözü mü görmedi. Ama methetmeyeyim kızımda taş bebek gibi. Annem "O yapma bebek değil canlı bebek"  demişti.

          Oğlumu Rıdvan Ege Binnaz Ege Hastanesi'inde  şimdi Ufuk Üniversitesi oldu orada doğum yaptım. Bir eylül ortası hava sıcak ben cam siliyorum. Bir yandan da perde yıkıyorum akşam üstü sancılarım başladı. Giderek beş dakikaya düştü. Şehir dışında oturuyoruz. Hastaneye araç bulup gelmemiz bayağı geç oldu. sancılarımın şiddeti biz hastaneye gidesiye kadar daha da arttı.   Doktorlar  "Bir yandan ıkınma rahim patlar." diyor. Sancı gelince mecburen ıkınıyorum. Doktora haber verildi. Doktoru ameliyat var diye getirdiler. O dönem hastane  normal doğumu almıyor sezaryan diye alıyor  Doktor zor yetişti. O geldiğinde suyum geldi. Doktor önlüğünü değiştirmeye vakti olmadı. İkinci bir önlüğü üstüne geçirdi. Oğlum dayanamayıp zorlu yollardan geçerek dünyaya geldi. Neden zorlu yol diyorum. Doğduğunda mor renk doğdu ve ağlamadı.  Neyse asırlar gibi geçen dakikalardan bana öyle geldi. Bir ağlama sesi. Ve çok şükür. Meğer doğum esnasında kordon boynuna dolanmış nefes alamamış. Sonra benle ilgilendiler. Sabaha karşı bir çocuk ağlaması hastanede başka çocuk yok. Kalkıp bakayım dedim. Dün gibi hatırlıyorum. Kırmızı bir leğen benim oğlanı yıkıyorlar. Meğerse bebeği ilk gördüğümde doğum hali temizde duruyordu. Oğlumun hala hayat mücadelesi  Almanya'da devam etmekte.

           Bu arada bu satırları yazarken sütçünün kornası çalıyor "Gidip süt alayım." dedim. Bayramda gelmemişti. Aslında marketten aldım. bereketli oluyor. Yoğurt yapıyorum. Keşke inmez olsaymışım. Asansörle dönüyorum yanımda cep telefonu yok. Birden asansör bizim katta durdu ve kapı açılmadı. Aman tanrım sesimi duyuramıyorum. Asansör çift kapı. Alarma, telefona basıyorum. Apartmanda sanki kimse yok. İmdat diye bağırıyorum yok kimse yok duyan yok  Bayağı uzun bir süre oldu eşim son anda duydu. Bu sefer açacak kimse yok. Anahtar yok. Ama kesin yarım saat kalmışımdır. Neyse kurtuldum. Ama çok da strese girdim. Nedense kurtulduktan sonra elim ayağım boşaldı.

         Bazı sayılar gerçekten özeldir. Unutulmaz. Yeri ayrıdır. O yüzden ben hep yirmi üçümde kaldım.

(Tıpkı Cumhuriyetin ilanı Orada da 1923 var. Ve çok özeldir. Yeniden doğan Türkiye'nin temellerinin atıldığı özel yıldır. )

         

         

            

Bugün günlerden sarı sıcak mı olduğunu bilmediğim bir yaz günü

                                                                                           Ebru keyfi yapıyorum                             ...