6 Nisan 2026 Pazartesi

Selçuk yine yeniden aile, doğa ve leylekler

                                                                                         




          

          Selçuk dönüşü yol yorgunluğumu atmak bir kaç gün sürdü. Bir de üzerine alt çeneden iki diş çekilince canım ne konuşmak ne de hareket etmek istedi. Kaplamanın altındaki dişler. Çekilen dişlerin iyileşmesi için  kaplamayı elime verdi.  Bol bol püre türü yiyecekler yapıp yedikçe aslında dişlerimin önemini daha iyi anladım. Her şeyi yutmaya başladım. Dişler sızlayacak diye su içmekten korktum. Nineniz olarak halimi görseniz korkarsınız. İnşallah bugün kaplamaları üstüne takacak. Kaplamalarım takıldı. Ne büyük mutluluk yemek yiyebilmek.

          Ay ben Selçuk, otlar, gezdiğim yerler ve leylekleri anlatacaktım.

                                   









        Sabahları ya da meydana her çıkışta leylekleri meydanda seyretmek bana büyük bir mutluluk verdi. Su kemerleri üstünde birinde çift birinde tek leylek var. Biraz ileri gidince tarihi eserlerin orasında bir leylek daha. Bir gün sabah yürüyüşünde karşımda yürüyor korkutmadan fotoğraflayayım dedim. Tabii yanına yaklaşınca kaçtı yuvasına gitti. Leyleği yürürken, uçarken ve yuvasında görmek gezeceğimin işareti mi? Planlarıma baktığımda haziran sonu Moskova ve Petesburg gezisi ufukta görünmekte. Bir de 19 mayısta Ayancık Atatürkçü Düşünce derneğinde eşim ekonomi ben kitabımı tanıtıp derneğe kitaplarımı bağış yapacağım. Sevgili eşim iyi konuşmacı ben yanında çömez olarak bir tedirgin oluyorum. Olsun ya öğretmenlikten gelen bir alışkanlık önce heyecan sonra keyif bir şekilde çözülür.

        Fotoğrafların sıralamasına bakınca İzmir Kemeraltı Çarşısı: Bayramın üçüncü günü yola koyulduk İzban, metro derken gideceğimiz yere vardık. Meşhur Kadınlarağası Konağında kahve içtik. Salaş bir fırında pide yedik.

                                                                                  

         Ertesi günü yürüyüşümü tarihi eserlere çevirdim. evden gördüğüm kalenin içini görmek çok güzeldi. kaç yıldır Selçuk ziyaretlerinde kale yeni fırsatım oldu.

         Ağabeyimin Şirince yolu üzerindeki bahçesi, Doğayı yaşamanın en güzel yolu doğanın içinde olmaktır. Gelincikler, papatyalar otlar derken içimde cennet neresidir doğanın kendisidir dedim. Tilkişen toplarken bizimkiler turp otu topladılar. Ben mis gibi havayı içime çektim. 

                                                                               







        

        Tire gastronomi festivali: Hava berbatta. yağmurdan göz gözü görmüyor. Planımızda Tire'ye gitmek var ya. Yollar göle dönmüş. Bir saatlik yoldan sonra vardık. İlk önce karnımızı güzelce doyurduk. Tire köftesi,  keşkek ve fırın sütlaç. Festival alanına doğru yola koyulduk. Her taraf yağmur ve yollar göl olmuş. Festival alanı toplanmaya başlamış. Neyse biz bir hana vardık ve orada panel, sergi müzik ve halk oyunları keyfimiz yerine geldi. Bilgilendik, eğlendik.  

                                                                        










       Son gün Kuşadası... Bazı rutinleri severim. Kuşadası'nda balık kalamar ekmek arası ve şalgam. Sonra belediyenin orada Kuşadası' na karşı çay keyfi. Ve deniz kenarında yürüyüş heykel parkını gezme yolda öğretmen arkadaşıma rastlama. Güzel bir tesadüf. On güne sığan güzellikler. 

        Bu satırları yazarken Ege' de baharı yaşamak bana iyi geldiğini gördüm. Aile, doğa ve leylekler.


19 Mart 2026 Perşembe

Yarın bayram erken kalkın çocuklar

                                                               




           Bayram nedir? diye sordum kendime cevabını google verdi. Sevinç, neşe, mutluluk, kardeşlik, birlik beraberlik, küslerin barışması, büyüklerin ziyareti, bu dünyadan göçenler için kabir ziyareti. En çok da çocukların neşesi yeni alınan bayramlık giysiler ve harçlıkları. Bana göre anne ve babam ve kardeşlerimle geçirdiğim güzel zamanlar. Annemin börekleri, tatlıları ve becerikliliği, babamın neşesi. Kardeşlerimin sağlıklı mutlu oluşları. Anne ve babalarını sonsuzluğa uğurlayanlar, yanında olanlar. Hangi kapıyı çalsam farklı bir hayat. Kasaptan kıyma alırken "arifeye yakın kalabalık olur. Aileler alışverişe çıkar" dedi. Dişçiye "ağrıyan dişim beni çok üzerse bayramdan sonra çektiririm" dedim. Dişçi bayramı keyifli geçirin dileklerini iletti. Galiba bayram bedenin sağlıklı oluşu ve sevdiklerinin bir kapının ardında var oluşudur. Kıymetini bilin yarınlar bu günlerden farklıdır. Sevdiklerinize sarılın. Ağzınızın tadının bozulmadığı İYİ BAYRAMLAR.

Mısır'ın Gizemi 1

                                                                                 
                                                                                        




            Yeni Mısır'dan döndüm. Ayağımda çöl rüzgarının tozu, Nil nehrinde ki gemideki hayat. Sfenskler, Firavunlar heykeller mumyalanmış mezarlar, sıcak hava hangi birinden başlayacağımı bilemedim. Ancak yazmaya yeni fırsatım oldu.

        Gelelim hikayeye genç kızım üniversitedeyim  hayat yetmişlerin sonu Mısır ve Mezopotamya'da bilim diye bir dersimiz var. Hocamız beş liraların üstünde fotoğrafı olan Ordinaryüs Prof Aydın Sayılı. Ben psikoloji bölümünde okuyorum. Bilim Tarihinden de her sene  dört  kredilik ders almak durumundayız. Bir şekilde o kadar çalışmama rağmen  dört alıp dersten kalıyorum. Kağıdıma baktık hocayla beraber "bir kaç kez" kelimesini kullanmışsın dedi Yani dil bilgisinden kırmış. O hocadan geçemeyince Esin Hanımdan dersi aldım ve geçtim. Arkadaşları aradım ya hoca ne anlatmıştı. Aklımda piramitler yapılışının hesaplanması. Bir arkadaş dedi ki Öklit'ten yararlanmış. Aradan çok uzun yıllar geçti. Piramitlerin hesaplanmasından nasıl yapılmış sorusuna ararken bende yeni heyecan oluştu. Dünyanın yedi harikasından biri  piramitleri görme heyecanı.  Ah keşke dersleri aldığım yılın üzerinden çok geçmeden Mısır'a gitseymişim.

         Yurt dışı gezilerine Bahreyn'den başlamıştım. Bugünkü aklım olsaydı ya İngiltere ya da Mısır' dan başlardım. O tapınakların güzelliği , gizemi nasıl yapılmış merakıyla haydi  gelin birlikte gezelim. 

         Uçağımız Luksor'a bir saat gecikmeyle  indi. Otelimize sabaha karşı vardık 11 de hareket edeceğiz biraz yatıp yol yorgunluğunu geçirelim dedik. Bir uyandım camları açtım. Karşımda Nil nehri ve balonlar. Rüya olmalı dedim. Gözlerime inanamadım. Yıllar önce Çıldır gölünde faytonda buz gibi havada dolaşmıştık. Buzun üzerinde rüya görmüş gibi olmuştum Aynı duygu beni sardı. Hemen fotoğrafını çektim.

        Birinci gün Luksor  ve Karnak tapınakları . Muhteşem M.Ö 3000 en eskisi. Günümüzden beş bin yıl önce. Hangi teknoloji ile yaptınız? Nasıl yaptınız? Hala sağlam üzerinden sel geçmiş Nil taşmış, çöl fırtınaları, rüzgar ve hala ayakta. O ne muhteşem yapıtlar.

                                                                               














   Mısır'ın gizemi nereden gelmektedir? 

*Binlerce yıl öncesine dayanan köklü tarihi,

*İleri mühendislik ürünü piramitler, sfenksler

*Çözülmesi uzun süren hiyeroglif yazıları ve derin mitolojik inançlar,

*Nil nehrinin bereketi, çevresinde kurulan eşsiz medeniyet,

*Sanatta ve mimaride istikrar,

*Firavunların gücü ve yeraltı şehirleri.


24 Ocak 2026 Cumartesi

gerçek

                                    


                                      



    

   

          Bu sabah camları açtım nefes almak için nefesim kesik kesik, soğuk yüzümü yaladı.

          Aylardan Ocak  kış günü dışarıda karşı dağlarda güneş aydınlatmış. Umutsuz olma deli gönlüm dedi.

            Gerçek acıdır önce kabullen. Nasıl ki cinsiyetimizi, kaşımızı, gözümüzü, huyumuzu, kabullendik o zaman ilk önce yaşam kabul etmekle başlar. İnsanın kendi iradesi dışında gelişen durumları da mecburen kabulleniyoruz.

        Yaşadıklarını gördüklerimin yanılsama olmasını dilerdim. Maalesef gerçek niye kabul etmiyorum diye düşünüyorum. Bazen hayatı iyi okuyamıyorum. Eskiden daha  iyi okuyordum. Şimdi acaba okumak mı? istemiyorum. Okusam da ifade ederken iyi ifade edemiyorum. Algılama sorunum mu var?

        Kaçmak bazen yok olmak istiyorum. Zihnim dünü unutsun  yeni bir başlangıç yapayım hala kabul etmede sorunum var galiba çünkü yeni başlangıçlar yapmak için o gücü bulamıyorum kendimde. Çevremde ki arkadaşları, tanımadığım insanları izliyorum, haberleri dinliyorum. Böyle olması mümkün değil diyorum. 

         Dışarıdan bir kuş ötüyor camıma  gelmiş. Bakıyorum mücadele eden insanları vaz geçişleri yok ben neden vaz geçiyorum diyorum. Neden erteliyorum. 

       Bugün yeniden doğmalıyım bugün ben olmalıyım Bugün vaz geçmemeliyim. Balkondaki boş saksıdaki toprağa gelen kuş orada ne yiyecek buluyorsun hala kazmaya gagalamaya devam ediyorsun. Her gün o toprağı niye eşeliyorsun? Bak çevrene iyi bak.  İyi oku.

       Demek ki aynı yerde bile farklı bir şey bulursun. Gerçek ayrıntıda gizlidir. 


19 Ocak 2026 Pazartesi

Vijdanı olmalı insanın

                                                                                                 










                                                                  Fotoğraflar Fas gezisinden

          Sabah doktora gitmek için erkenden uyandı. Sabah ezanı daha okunmamıştı. Şehir karanlıktı. Çocukları , gençleri işe gidenleri düşündü. Erken uyanırdı ama daha uykuya ihtiyacı vardı. Gözlerini zor açıyordu. Dolmuşla otobüsle mi gitse diye düşündü. Otobüs riskti randevusuna geç kalırdı. En iyisi dolmuşa bineyim dedi. Hava koyu kurşini  griydi. Uzun zamandan sonra yağmur yağmıştı. Barajlar boşalmıştı. Akşam üzerleri sular şehirde kesilmeye başlamıştı. Neden akşam üstü keserler ki diye düşündü. İnsanlar işten geliyor, yemek hazırlayacaklar, çoluk çocuk okuldan gelecek. Akşam suyun en fazla kullanıldığı zamanlardı. Altı milyonluk kentte su tabii yetişmez. Peki kesinti ile çözümlenecek mi? Niye daha çok ağaçlandırma yapılmıyor. Her yer beton. Artık yer de yok o yüzden şehrin silüeti değişiyor. Dikine binalar elli altmış kat. Burada oturanların trafiğe çıktığını düşünün nerede nefes alacak. zihninden bu sorulara cevap ararken az kalsın dolmuşu kaçırıyordu. Dolmuş doluydu. kendinden önce durakta bekleyen yolcu buyurun dedi. "Ama siz önce geldiniz."  dedi arkadan bindi. Son boş koltuğu kibarlık yaparken  kaçırmıştı. İçinden "neyse ayakta giderim çok uzak değil" dedi. Dolmuşun camları buhar olmuştu. Ayaktaki yolcu sayısı oturanlardan daha çok olmuştu. Dışarıya bakmak istiyordu camı peçeteyle siliyor beş dakika olmadan yine buhar oluyordu. Her şey sanki bir sisin içinde kaybolmuş gibiydi.

         Kalabalık dolmuşta kendine ufak bir rahatlama alanı bile açamamıştı. Hala geleneksel ilişkiler içinde bulunmak zoruna gidiyordu. Beklentiler, laf çarpıtmalar. Her görüşmede yanından ayrılırken mutsuz oluyordu. Bir dönem alınma dedi kendine " İdare ediver. Alınırsan da kırmadan cevap ver. O senin kalbini kırıyor ama senin küçüğün öyle düşün. Karısı arkadaşın o eşinden ayrıldı yalnız  kalmasın." diyordu Kendisi altmışlı yılların sonundaydı Onun yaşı da ellili yılların başıydı. Eşinden ayrılalı iki yıl olmuştu. Kapısını kimse açmaz. Lafı söylerken en son söyleyeceğini ilk önce söyler. Evi geçindirmek için emekli maaşı yetmiyor. Küçük ama düzenli bir iş bulmuştu. İşten zaten yorgun argın geliyor. İnsan teşekkür eder. Lafını bilmez nerede ne konuşacak. Mecbur muydu ona bakmaya.  Bazı şeyleri mecbur olmasak da yapıyoruz. Yaşımız ne olursa olsun. kırılan kalbimiz olsa da. Ama ne ağır geliyor insana "vicdanı olmalı " Bazen diyor insan vicdanımız tamam olmalı. Ama senin de olmalı ya. Olaylar tek taraflı değil. Vicdan sadece karşımıza yüklediğimiz sorumluluk olmamalı. 

          Bir gün bir arkadaşı ile dertleşiyordu. Arkadaşı ile yaşadığı sıkıntısını anlattı. "Bak dedi sen de haklısın o da haklı. İnsanlar yaş aldıkça bencilleşiyor. Büyük şehir kalabalık ama seni anlayan o kadar az ki. Birbirimize muhtacız. Artık laf çarpıtma alınma dönemlerini çoktan geçtik. Ortada yaşadığımız bir gerçeklik var. Yaşlıyız, yalnızız. İlişkilere bu açıdan bir de bak."

          Bu sabah yapay zekaya yazdırdığım yazıyı ilave edeyim. sadece merak ettiğim için yazdırdım.

Herkes Meşgul, Kimse İyi Değil


Herkes çok meşgul.

Takvimler dolu, bildirimler susmuyor, yapılacaklar listesi hiçbir zaman bitmiyor. Ama garip bir şey var: Bu kadar meşguliyetin içinde kimse gerçekten iyi görünmüyor.


Sorunca “iyiyim” diyoruz.

Çünkü başka bir cevap uzatıyor sohbeti.

Çünkü kimsenin kimseyi gerçekten dinleyecek vakti yok.

Çünkü iyi olmadığını anlatmak, başlı başına bir yorgunluk.


Günümüzün ruh hâli biraz böyle:

Sürekli koşturmak, ama nereye olduğunu bilmemek.

Sürekli üretmek, ama ne için olduğunu unutmak.

Dinlenmeyi hak etmek gerektiğine inanmak ve o hakkı bir türlü kendine verememek.


Herkes yetişmeye çalışıyor.

Hayata, zamana, başkalarına, hatta kendi geçmişine.

Ama bu telaşın içinde bir şey eksiliyor: durup hissetmek.

Yorgunluk fark edilmeyince, tükenmişlik sessizce yerleşiyor.


Ama belki de tam burada bir ihtimal var.

Her şeyi düzeltmek değil,

Her şeye yetişmek değil,

Sadece bir anlığına durmak.

       En iyisi ne en doğru ne belirsiz. Yaşadığımız hayat hangi süprizi getirir bakacağız.

18 Ocak 2026 Pazar

Eşik


                                                                   Yukarıda  sol tarafta benim kaybolmak adlı oyun atölyesi. Ayrıca Kaybolmak yazısı içinde diğer atölye çalışması olan Benim bedenim benim kararım var.

       Hayatın her dönemi ayrıdır. Gençlik, öğrencilik, çalışma hayatı orta yaş, emeklilik. Biri biter biri başlar kışın sonu bahar ben kış insanı değilim. Yürüyüşler azalır, kilo alırım hareket azalır neyse önümüz bahar. Kış eşiğini atlatmama az kaldı. Bu gece ve üç gün boyunca Ankara gece  - 8 derece. Sabah gazete almaya gideyim biraz da yürüyeyim dedim. Yolu uzatmaktan vaz geçtim. Soğuk çok soğuk. Hemen gazeteyi alıp eve döndüm. İnşallah bu soğukta dışarıda kimse yoktur. Gece çalışanlara kolay gelsin diyorum.

        Aynı zamanda yaşlılık eşiği. Geri dönüp baktığımda aman diyorum bir şeyler yaptın yapıyorsun. Diğer yanda koltuğun üzerindeki zamanlar televizyon, internet tek düze zamanlar. Sonra diyorsun ki  ne oldu bunca zamanda. Niye böylesin memnun musun hayır değiştirmek için ne yapıyorsun bilmem o zaman çıkamazsın içinden engel olan ne o eşiği aşman için ne yapacaksın bol bol kitap aldım okuyorum sorguluyorum bedenime bakıyorum. Yavaşla diyor ama bu kadarda değil. 

     Hayatımda stres yaratan durumları azalttıkça dış dünyadan kopuyorum. Evden çıkmak demek konfor alanından çıkmak demek. 

      Çevremdeki insanlara bakıyorum. Benden daha yaşlı ama ruhları genç olan insanlara. Nasıl başarıyorlar diye soruyorum gözlem yapıyorum.

       Bu arkadaşlarımdan Demirtaşlar karı koca ressam. 

        Resimleri ve gravürleriyle bir sergiden diğerine gidiyorlar. Sürekli üretiyorlar. 

        Bazı insanlar eşiği atlıyor bazıları atlamıyor. Bazıları yaş eşiğini hissetmiyor hep genç. Bazılarının ruhu yaşlı. Bazıları hep genç. Kimisi de farkında değil. Her insanın yaşadığı yer yaşı alışkanlıkları farklı.

        Bir zamanlar Sinop Bienalinde "Kaybolmak, Benim bedenim benim kararım" adlı oyun atölyesinde Yönetmen Hülya Karakaş'tı. Sinop İçin güzel bir çalışmaydı. Ben de atölye çalışmalarına katılmıştım. Ayrıca Emre Koyuncuoğlu'nun atölye çalışması oyun yazma üzerine eğitim verilmişti. Bir haftada oyunlar yazılıp Sinop halkına bir hafta içinde hazırlanarak oynamışlardı.  " Kum zambağı "adlı oyunu yazmıştım. Kendi ayakları üzerinde duran bir kişinin hayatıydı. Tıpkı Kum zambağı zor koşullar içinde açan bir çiçek gibi bir hayat. Bir de drama çalışmasına katılmıştım. Mahir Namur'un Sinop Bienali kapsamında. Sinop Bienali bana sanatın şehrin her yerinde yapılacağını her bireyin katılabileceğini öğretti. Buraya nereden geldim. Facebookta dolaşırken Sinopale'de  Kaybolmak adlı atölye çalışması paylaşılmıştı. Birden o günlere döndüm. 

                                                                          


           Sokullu Mehmet paşa Lisesi'nde beraber çalıştığım arkadaşlardan emekli grubunda yaşı yetmişli yılların sonu seksen olan arkadaşlar var. Ruhları genç beraber geziyoruz. Eylül ayında Baltık Ülkeleri Letonya, Estonya ve Litvanya'daydık. Zeynep Öğretmenim, Fatma Öğretmenim. Ölmeden gidecekleri ülkeleri sayıp plan yapıyorlar . Enerjilerine hayranım.

        Hep genç olmak mümkün değil. Hangi dönem olursa olsun o eşiği atlayabilmek güzel. 

       

16 Ocak 2026 Cuma

yazın tadı Tiflis yollarında

.                Sümele Manastırı Trabzon




                       Borçka Karagöl
                                    Tiflis
                  Batum  Ali ile Nino hekeli
Tiflis Gürcü anne heykeli bir elinde Kılıç bir elinde şarap. İyilikle gelene şarap. Kötülükle gelene savaşmak

                                        Tiflis

                                                                                   Batum


                                                             Giresun Gölcük travertanlar
                                                                     Ayder Yaylası


                                 Bu yaz Sinop'tan Karadeniz, Batum ve Tiflis gezisine katıldım.

    Yaşam bir kumar mı? diye düşündüm. Sinop'tan yerel bir turla esas amacım Tiflis'i görmek onun için Karadeniz ve Batum içinde tura gidiyorsun. Yaşadıklarını görünce diyorsun ki olmaz böyle şey Amatör bir tur. Kırık bir koltuk. Kapanmayan kolluk. Peki dersin hiç mi güzelliği yok. Var tabii ki Ama otobüs eski bacak aralığı dar ve zıplatan siyatik siniri, uykusuz günler. Bir daha katılır mısın? Yok Sinop'tan tura katılmama. Konfor arıyorum Bazı temel şeyler olmalı Araba eski olmamalı. 

       Tiflis yollarında tura katılmadan önce insan merak ediyor Oda arkadaşım nasıl birisi? Huyu suyu nasıl? Kaprisli mi, nemrut suratlı mı? Huyu nasıl? Zorluk çıkartır mı? aman hiç birini düşünme der deli gönlüm. Geçici süre alttan alırsın daha dikkatli olursun. Yine de için içini yer bir merak anlatamam. 

      Varan iki otobüste kura çekiyorsun. Ben çektim şansa bak en arkanın bir önü. Bari en arkayı çekseydim. Geniş geniş otururduk. Koltuğun kolçağı kalkmıyor kıçımıza bata bata mosmor oldu. Birde yerde bir kapak var. Sıcak hava yükseliyor. Kapak havalanıyor bütün vidalar çıkık. Yoksa üç harfliler otobüste ziyarete mi gelecek. Bazı koltuklar arkaya yatmıyor. yandakinin kolçağı kırık ha bire atkı sardı koluna batmasın diye . O da ha bire yerde. Pencere tarafına oturdum. Aman Tanrım siyatik siniri sinirlerimi zıplatmakla meşgul. Sol tarafa oturup ayağımı uzatmam lazım. Neyse yol arkadaşım anlayışlı o sol tarafa geçti. O da bel fıtığı ameliyatı olmamış mı? Ayağını uzatacak yer yok. Bazıları akıllı minik oturak almış koridora doğru uzatıyor ayağını ben öndeki koltuğa uzatıyorum. Yanlışlıkla ayağım değiyor. Açıklama yapıyorum. Cevap olarak ayakkabı var zannettim. Yandaki arkadaş bir yarım saatliğine genç kıza rica etti. yanındaki bir rahat vermedi. Haydi kızım ne zaman geçeceksin. Ya keyiften geçmedi orayı da satın almadı. Bir de tur sonrası yazdığı yazıyı buraya yazayım "Bu gezide iki kişilik koltukta bir kişi olarak oturanlar iki kişi mi para verdiler. Kurada usulsüzlük yaptılar .Birde Trabzon'da tekrar kura çekeceğiz deyip çekmeyenler bu büyük ayıptır. Arkadaş kayırmaları var." diye yazmış. Pes dedik arkada beş kişilik yerde üç kişi oturdunuz Hem de tam ortada. Gündüz evimizin hali bu.

        Aziz Nesin'in meşhur hikayesi dur bakalım ne olacak. Başka hangi sürprizlere gebeyiz. İlk gece akşam yemeği onda Bütün gün pasta börek olduk börek gibi.

        Batum'a uzun yollardan sonra vardık. Otoparkta bir saate yakın bekledik. Otele girdik Rezervasyon yapılmamış. Odalar ayarlanacak Bize neredeyse aynı yatak verilecek bir gece önce tanışdığım insanla aynı yatak biraz değil çok zor. Bari kumar oynasak belki orada kazanırız. Ama sevmem ki kumar oynamayı. Hayat bir kumar zaten bu tura katılmam ona keza. Çektiğim koltuk  ona keza bazıları iki tane çekip birine bakıp iyi olanı seçmişler . hile yap. Oh ne güzel. Yolda önümüzdeki arkadaş tur düzenleyene sesleniyor. ya oda arkadaşım asık suratlı niye bana bunu verdiniz. Ben nereden bileceğim huyunu suyunu. Sana uygun özellikli bir kişi için keşke önden bana yazsaydın. Ben de içinden seçerdim. Fesüphanallah dediriyorlar. Neyse biraz oda arkadaşı ses çıkardı biraz da turda tanıdığız arkadaşın yardımıyla odamız tek kişilik oldu. yatmamız saat dördü bulduk. Kalkmamız altı. Evde olsak uykusuzluktan gebeririz adım atacak halimiz olmaz. O uykusuzluk hali ile Tiflis yollarındayız.

         Yazım olumsuzluklarla başladı. Birde gezdiğimizin güzelliklerinden bahsedelim. Karadeniz'in yeşili ayrı güzel mavisi ayrı güzel. mavi Göl'ü akşam saatinde gördük adı oldu sarı göl. Travertanlar buz gibi havada giremedim. Onlar da ayrı güzel. Esas amacım Tiflis'i görmek için katıldığım bir turdu. Yine de gezmek güzel. Kapıyı açıp yeni yerlere gitmek yeni arkadaşlar edinmek büyük mutluluk. 

Selçuk yine yeniden aile, doğa ve leylekler

                                                                                                               Selçuk dönüşü yol yorgunluğum...