31 Ekim 2026 Cumartesi

Eylül dönüşü, hoş geldin ekim, güle güle ekim

 

                                 






 Mekanlar, yerler, evler, havalar değişirken ben de mi değişmeliyim dedi gönlüm.

Dışarıda deli rüzgar güneş olmasa üşütecek.

Artık akşamlar daha erken gelmekte. Uzun yaz günlerinin sıcağı gelecek yaza ertelenmekte

Yaz anıları zihnin derinliklerine gitmeden önce güzel hatıraların bıraktığı izler... Sindirilmekte

Deniz mevsimi gelip geçmekte. Denizin ısınması ile yüreğimiz her an aynı sıcaklığı yaşamazken... 

Torunuma sorsam Eylül desem okul ardından ölüm alfabedeki harf sırası der mi?

Eylülü anlatan yazıları okuyunca yarısı hüzün demekte acaba neden diye sorarım yoksa kış gelmeden yaşanan yaz günlerin son  olduğu için mi?

İnsan bir yerden başka yere dönünce ne hisseder. Her dönüş güzel midir? En iyi dönüş galiba insanın içine  ya da kendine yapılan yolculuktur. 

 Eylül için bu notları almışım.

 Hoş geldin ekim ayı.

Aman hastalıkla gelme enerjin olsun. Güzel kitaplar sergiler .

Yaz sıcakları biter. Sonbaharın soğuğu Ankara'da özellikle akşamları hissedilir. Şu an üstümde battaniye içimde kazak. Kalorifer için erken. Ama akşamları ve sabahları evin içi soğuk. Güneş  hava sıcak gazete almaya montla gittim güneşli yerler sıcak gölgede iyi geldi.

Yapraklar kızıla döner. Ekim ayına gazel ayıda denir. Toprağın bahara hazırlanma ayı.hoş geldin ekim.

      Aylardan ekim dışarıda güneş parıldıyor. Kalk kızım dedim şu sonbaharı kaçırma Bir sabah bir akşam yürüyüş yap ya da hayat dışarıda çık . Sabahın erken saati. Ankara'nın ayazı başlamış. İyi giyinmeme rağmen üşümüyorum. Gölgeler bir başka serinlik. İlkbahar Park'ında yolum iki kadının köpeklerini dolaştırdığını gördüm. Biri yüksek sesle. "Köpek bakacağına bir insan bak. Komşun, aileden biri onlarla ilgilen" diyor bana. Bunu söyleme cesaretini insanlar nasıl buluyor köpek kedi ne isterse baksın. O canlı onun arkadaşı arada böyle boşboğaz insanlar çıkıyor.

        Bu sefer yolu değiştireyim daha aşağı yürüyeyim. Bir amca evden bayat ekmek getirmiş. Yerler kuşlar yesin diye parkın ortasına serilmiş ekmeklerden geçilmiyor. Biz ekmeğin kutsal bir nimet olduğunu biliyoruz. Yolun ortasında ekmeği bulur bir kenara koyarız. Yiyeceğimiz kadar ekmek alır bayat ekmeği kızartırız. Bu amcam kuşlar için ekmekleri minik minik parçalamış ekmeklere basmadan yokuşu çıkayım. 

       Şurada öten benim de terasıma konan yeni çiçekleri koydumda eşeleyen bu kuşun adı ne deyip internete bakayım dedim. Saksağanmış. Çok zeki bir kuş balkon ve parklarda yaşam alanı. 

Yedi yaşındaki çocuğun bilişsel seviyelerindelermiş.

Saksağan

Uzun kuyruklu, çeşitli tüy renkleri olan vücutlarına oranla büyük bir beyni, çok güçlü gagası ve ayakları olan omnivor (hepçil) ve savunmacı olan ötücü kuşlardır. Karga (Corvus) türlerinin hepsi ve saksağan türlerinin bazıları ortalama 7 yaşındaki[2] çocukla aynı zekaya sahiptir. Kuşlar arasında kendini aynada tanıyan tek kuş türü Avrupa saksağanıdır.[3] Yapılan deneylerde, diğer karga türlerinin aynada kendilerini gördüklerinde aynanın arkasında  başka karga olup olmadığına baktıkları gözlemlenmiştir. Özetle kendilerini tanıyamamaktadırlar. Ayna deneyleri hayvanlar için kolay değildir. Buna rağmen kargagillerin görsel hafızaları çok gelişmiştir.[4] İnsan ve hayvan yüzlerini unutmazlar.[5] İyilik, kötülük yapanları veya bir insanla, hayvanla yaşadıkları önemli olaylarda insan, hayvan yüzlerini unutmazlar. Hatta eğer önbelleğine almak isterse çevredeki cansız cisimlerin görünüşlerini bile tanıyabilir, hatırlayabilirler. Fakat her yeni bilgi öğrendiklerinde eski bilgileri hatırlamak, bilmek zorlaşır. Daha da fazla yeni bilgi öğrendiklerinde ise eski bilgiler uçar gider. Sürüsünü, ailesini bu olaylara karşı uyarırlar ve olaylara göre davranıp hareket ederler. Yeni öğrendikleri bilgileri nesilden nesile aktarırlar[6] ve çok karmaşık dil yetenekleriyle aynı biz insanlar gibi iletişim kurarlar.

Alet yapabilirler; buna örnek yeni kaledonya kargalarının ağaç kovuğundaki larvalara ulaşmak için çubuk veya dal parçası kullandıkları görülmüştür,[7] çubuk kullanmasının nedeni özellikle larvayı direkt olarak yukarıya çekmekten ziyade çok daha kolay olan yolu tercih etmesidir. Larvayı çubukla dürterek larvanın sinirlenip çubuğu ısırmasını sağlamakta ve yukarı çekip yemektedir.[8] Benzer deneyler kuzgunlarda da yapılmış bir yiyecek dolusu kaba ulaşmak için suya taş vb. nesneler atıp su seviyesinin yükselmesini sağlayıp yiyeceği almayı başarmıştır.[9] Kargalar geleceğe dair planlar yapabilir ve düşünebilir.[10] İsveç'te Lund Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre primatlar "zihinsel zaman yolculuğu" ile geleceği hayal ederek düşünebilmektedir. Geleceğe yönelik plan yapma becerisinin insana özel olduğu düşünülüyordu. Şimdi, ilk kez insan dışı türlerde de gelişmiş planlama kapasitesinin olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde kuzgunların da maymunlar gibi geleceğe yönelik plan yaptığı bilinmektedir. Buna en basit örnek olarak kargalar yiyeceklerini saklarlar, sincaplar sakladıkları yiyeceklerin yerlerini unuturlar ve bu sayede birçok ağacın oluşmasına katkı sağlarlar, sincapların aksine kargalar görsel hafızaları çok gelişmiş olduğu için yiyecekleri sakladıkları yerleri unutmazlar ve her yıl sakladıkları yerleri bulurlar. Yiyecek saklamanın amacı zorlu dönemlerde, kış mevsiminde veya yavrulama döneminde zorluk çekmemesidir. Yiyeceğin fazlası her zaman saklanır.

   

  Not Hastanede sıra beklerken yazılan yazı. ekim yazdan kışa geçiş ayı hastalıklarda beraber geliyor.

           Hasta olduğunda bile doktora zor gidiyorsun. Gidince de kalabalık. Diyorsun ki yalnız değilsin. Nereden baktığın önemli sabah hasta çok. O zaman tahlil için ne zaman geleceğim diyorsun ya beklemeye tahammül gösterme. Ya da hasta olma. O zaman ne yapmalıyım hasta olmamak mümkün mü? Hayır. Peki bir odada benden önce çok hasta bebek hasta da önceliği var yaşlıyım benim önceliğim ne oldu hani kabul etmiyordun yaşlılığı. Her geçen gün daha da dünü arıyorum. Demek ki bu havasız yere katlanmayı göze almak gerekir. Burada beklemekten de vaz geçiyorum. Sıra gelmiyor.  On dakika oldu geleli. Haydi çık bekleme sonra yazdır olacağına bu. Bir türlü başlayamadım. Yazıyı yazarken iki kişi kalmış. Bir de bebek o zaman bekle. Bugün dünden daha iyi olmak zorundasın. O zaman seni yıldırmasın hiç bir şey. Dün internette video da ne izledin zorlayacaksın kendini erteleme yok. Gelecekten korkma. Kendini güzel şeylere odaklan. İyilik istiyorsan iyi davranacaksın. İyi insanlar mütevazi olurlar sabırlı olurlar. İyiyi istiyorsan  emek vereceksin. Çaba göstereceksin. Her şey değişirken aynı kalmaktan vaz geçtim geriye düşmek ne kadar kötü. Yaşınız gereği mevcut konumunuzu korumak bile çok önemli. Koruyor muyuz korumaya mı çalışıyoruz. Artık bir adım ileri iki adım geri. Yok bir adımı atabilmek iki adım geriye düşmemek için büyük enerji sarfetmeliyiz.

       Mevcutu korumak ne kadar zor. Her şey değişirken  önce bedene sonra ruha iyi bakmak için durup mücadele etmek. Enerji ve çaba harcamak.

      Enerjinin başkalarına kalmaması bencil olmamak için didinmek. Çok zor oldu. Tüm enerjini önce kendine harcıyorsun sonra bitiyor. Yaşamak stres olmaktan çıkmalı. Etrafımızda her şey stres. Birde sizi geri çeken insanlar varsa. Ya da yaşadığın ülke olaylar seni aşağı çekerken yukarı çıkmak ne kadar zor. Zor kelimesini siliyorum. Zorluk emek enerjiden geçiyor. Yerine ad koyayım.  Başka işlere zaman kalmıyor. O zaman plan program ve zaman kaybı olan şeyler için her an dikkat gerekiyor. Her an uyanık olmalı  her an gözün açık her an  uykunu almalı. Yeni durumlarda kendime önlem yapılacak şeyler. 

         Dünya senin etrafında dönmüyor sen sadece kendini merkezinsin.

Stres yaratan şeylerle baş etmek için bir gün değil. Bir hafta bir ayın planı yapılmalı 

          Kendine yönelirken etrafını da unutmamalı. Hayat tahtaravelliye benziyor dengeyi tutturmak zor. Sen iyisin çevren ülke dünya kötü. denge bozuluyor haydi dengeyi kur. Umut etmek gerek minicik kaktüsüm üzerinde tomurcuk. Okunacak kitapları sehpanın üzerine diziyorum. Biraz felsefe, biraz pskoloji hayata anlam katmaya çalışıyorum.

         Biraz oradan biraz buradan derken ortaya çıktı aşure gibi yazı.

         Ağaçlar sarı ,kızıl renkler muhteşem .Güle güle  Ekim ayı.

        



Geçmişim, dünüm, bugünüm Akhisar

                              





        Uzun yıllar oldu gelmeyeli geçenlerde siyah beyaz bir filmde gördüm memleketim Akhisar'ı.Öyle Öyle çok özlemişim ki burnumda tüttü. Dayımın gelini aradı. Dayın düştü hasta deyince Akhisar'a gelmeye karar verdim. Selçuk'tan İzmir üzerinden ulaştım. Yollar pamuk tarlaları ve üzüm bağları Akhisar yaklaşınca zeytin ağaçları. Otobüs ormanlık alanı geçince Kayalıoğlu ve Akhisar. Ablama dedim ki "insanın hafızası unutmuyor." 

                        





        Anne ve babamı uzun yıllar oldu kaybedeli. Kardeşlerde Selçuk şehrine yerleşince gelmem çok uzadı. Akrabalar  kuzenler gün yapıyor. Güne gelip kuzenleri gelinleri göreyim diye düşünürdüm. Her sene gelmeye karar verirdim nasip değilmiş. Belediyede indik." Şimdi babam olsa murat 31 arabası ile karşılardı bizi. Ya da kardeşim gelirdi." Diye düşledim. Seyyare'nin evine vardık. Sevgili Seyyare ve Atiye ile sanki dün görüşmüşüz gibi sohbeti bıraktığımız yerden devam ettirdik. Genelde buralarda konuşmalar tek tek önce kendisi sonra varsa eşi çocukları nasıl? diye sorulur. Yanında eşi varsa aynı sorular. Acaba sohbeti başlatmak için neden mi? 

        Sabah olunca yürüyüş yapayım.Şehirle biraz konuşayım dedim. Şehir suskun kaldı. Karşılıklı susduk. Park aynı park değil şehir aynı şehir değil. Ben ona çocukluğumu gençliği anlattım. Sustu beni dinledi cevap vermedi. Anne babamın evi kardeşler arasın da paylaşmıştık. Bizde ayrı şehirlerde olunca evleri sattık. Ziyaret edelim dedik. Ev viraneye dönmüş. Bakım yok arka balkonda sadece asma var budanma zamanı gelmiş. Camdan şimdi babam annem baksa. Ama yoklar tipkı ben gibi evimiz yaşlanmış. Bahçeye çıkarken çeşme yanındaki mercanköşk çiçeği kurumuş. Akşam sefalar yok bahçe bakımsız Nar, kayısı, erik  yerine boş alanlar var arkaya ev yapılınca bahçe küçülmüş.. Borazan çiçeği yok. Babamın tenekeleri görünmüyor balkon saksılığında Komşular apartmanda yabancı. Zillerine bastık. Kimse cevap vermedi. 

      Çocukluğumun yakışıklı delikanlısı dayım  yerini yaşlı bir adama bırakmış. Yorgun hasta. Yinede bizi gördüğüne sevindi. Yengem eskisinden iz yok sanki annesi çıkmış karşımda oturuyor. "Kızım dedim sen aynı mı kaldın. Aynaya baktığında gördüğün sen mi yabancı mı?" 

          Teyzem televizyon dizilerindeki ton ton teyzelere benzemiş. Ona kitabımda onunla ilgili bölümleri okudum o anılarını anlattı  ben duygulandım gözümde yaş meğer ne çok anı varmış.

         Arkadaşımız, kiracımız, komşumuz Azime ve Ali ağabeyi görmeden olmaz. İçtiğimiz kahvelerde geçmişi yad ettik.

        İkinci gün kuzenler buluşma anılar yerini çocuk ve torun hikayelerine bıraktı. Kuzen İnci'de annesi teyzemin izleri  kuzen Ayşe ve Aysun'da ne çok annelerine benzemiş. Ve ben de aynaya baktığımda anneme  benzeyen bir yüzüm. Sanki annelerimiz bizim yüzümüzde biz annelerimiz olmuşuz. 

                      


      Atiye eski mahallemize gidelim Ayşe Abla ve Ali ağbiyi ziyaret edelim Rabiş nasıl diye soralım. Rabiş yazın bu dünyadan göçmüş. İçimi hüzün kapladı, Ali ağbi aynı. Ayşe abla değişmiş.

         Çocukluk arkadaşım Hatice'ye uğradım. Annesi ne bizi tanıdı ah Belma teyzem sana neler olmuş sen bizi hatırlamıyorsun ama biz seni hatırlıyoruz. Demans hastası. "Dün gelseydiniz çok konuştu." dedi kızı. Nasip değilmiş bu halde görmek hüzün verdi. 

       Gitme vakti zamanı az kaldı. Üniversiteden Hülya'yı aradım Zeytinliova'dayım dedi. Atladı geldi. Üniversite anıları arkadaşları derken İhsan Eniştenin tabiriyle lafa göbek attırdık.Üç günde bayram ziyareti gibi hızlı  geçti.

          Sohbetler sırasında öğrendim İlkokulum, Atatürk orta okulum ve Akhisar Lisesi yıkılmış. Anılarım zihinlerde. Boş arsalara anlatsam sizleri ne güzel çocukluktuk ilk alfabeyi öğrendiğim okulum neredesin? 

        Şehir suskunluğunu bozdu. Ne bekliyordun herşey yerli yerinde kalacak mı? Hani annen baban, kardeşin. Parkın ağaçları budanmış. Park neyseki yerinde o yıkılmamış. Çarşı aynı iki katlı dükkanlar. Şehirde tek sevdiğim yüksek binalar yok. Büyük şehirler gibi çok beton yığını değil.

      Akhisar'dan ayrılılırken  aklıma yazdığım şiir geldi. Biliyorum yarın bu şehir bensiz uyanacak. Ben bir başka şehirde uyanacağım. Bu satırların ardındaki bıraktığı tortu. Nasıl anlatsam bilemedim. 

               Gittim gördüm özlem giderdim hem şehirle hem hayatımın kesiştiği insanlarla bir kahvenin mis gibi kokusu gibi İçime çektim hüzünlendim duygulandım. Tarifsiz kederin içine minik mutluluklar ekledim. 

           Hoşçakal çocukluğum,, hoşçakal düşlerim, hoşçakal geçmişim.


18 Ekim 2026 Pazar

Çift sarılı yumurta

                             


           İki gün önce

           Hastanede doktorum fizyoterapist Nebahat hanımın kapısında bekliyorum. Neden buradayım? Bu soruyu kendime soruyorum. Sabah dört buçukta uyandım. Gözümden uyku akıyor. Başıma sanki iğneler batıyor. Yaşam kalitem düşmüş. İlk defa yaşlılıktan söz ediyorum. Tabii ki beden yaşlılığından beyin sisli bedenim isli. Doktora diyorum ki bir ileri iki geri. Geçen yıl bu zamanlar arabanın şoför koltuğunda oturuyorum çapraz olarak geri döndüm arka koltuktan bir şey almak için o an acı duydum. Omuzuma bir şeyler oldu. Bir sorun vardı ama ben ihmalkar biri olarak doktora altı ay sonra gittim. Kas yırtığı ve donuk omuz. Fizik tedavi, iğne, manuel terapi... Yazın yüzdüm bazen hareket yaptım bazen yapmadım. Hafif ağrılarla idare ettim.

            Eylül 2026

            Özbekistan dönüşü uçağın klimasından hastalandım. Üst solunum yolu enfeksiyonu iyileşmem bir haftayı buldu. ayağa kalkmam onbeş günü geçti. İyileştim ancak bedenim bir güçsüz düşmüş. Netflix dizi ve filmlerle geçen zaman. 

             Ekim 2026

         Bir haftadır uykum düzensiz dalamıyorum ya da üç buçukta uyanıyorum.Gece ya omuzdan ya da burun tıkanıklığından uyanıyorum. Stres yok geziden dönmüşüm (televizyonu açınca bu da olmaz denilen durumları görünce herhalde bilinç altı uykuma karışmaya gelmiş) sorun yok. Nihayet doktor kontrolünde bitkisel takviye ve sıcak su torbası ileuykuya dalma sorunu çözümledim. Bu sefer erken uyanma. O çözülmedi.

              Dün gece

              Dün sabah ayrı akşam ayrı yürüyüş yaptım. Omuzum için bolca hareket. Az televizyon bol bol okuma okuma aralarında kalkıp evde dolaşma. Kitaplık ve çekmece düzeltme..Gece on birde ilaçsız uykuya dalma. Çok şükür. Ama üç otuzda uyanma sıcak su torbası hazırlanıp ağrıyan omuz ve bele koyup uykuya dalma. Yedi kırk beş uykudan uyanma çok şükür kaliteli uyku baş ağrısı yok, gün aydınlanmış.

               Kahvaltı için yumurta kırıyorum. Çift sarılı günün ikinci sürprizi. Çok mutlu oluyorum. 

           Bugün  kendimi yormam lazım dokuz bin adım atıyorum. Yağmur sonrası yerlerde yapraklar sarı ve turuncu ağaçlar. Doğayı ruhuma aktarıyorum. Pazara gidip turşuluk salatalık, sirke için kızılcık ve ahlat alıyorum. Turşu kurup sirkelerimi yapıyorum daha önce yaptığım kızılcık sirkesini süzüyorum. Dolapta kalan meyvalarla karışık likör kuruyorum. Yatmadan planda bol bol hareket var. Bol bol okuyorum. 

        Bakalım bu gece uykum nasıl olacak? 

         Kızılcık sirkesi 

          3 litrelik cam kavanoza yıkanmış kızılcıklar koydum. Bir çay bardağı sirke bir kaşık bal ekledim. Üzerini tam doldurmadan su koydum. Ahlatta aynı yalnız sert olduğu için zeytin gibi biraz ezin diyor internet dünyası. Ahlatları ezdim

           Karışık meyve likörü

          Dolapta kalmış meyveler  hepsi birer avuç misali üzüm, erik, kızılcık, elma, şeftali, çilek. Hepsini doğradım. Tabii ki üzüm hariç. Kavanozun üçte biri votka  ( normalde alkol ama ben evde ne varsa onla kuruyorum. Bu yıl vişne boldu. Vişneye hiç su koymadan sadece şeker ve kendi suyunu saldı . Üzerine votka ekledim süzdüm. )üçte biri şeker üstüne su ekledim. Üç tane tarçın çubuğu koydum. Üç hafta içinde hazır. 




                                

           

2 Ekim 2026 Cuma

özlemişim yazmayı Özbekistan 1

                         





Buhara Miri Arap Medrese


                                                                Buhara Chor Minor Medresesi

            Ayağımın tozuyla Özbekistan'dan yeni döndüm. Orta Asya'nın gizemli dünyası Uluğ Bey Medresesi Timurlenk, medreseler, bilim din pilav, geniş caddeler, modern geniş insanın içini açan parklar. İlk aklıma gelenler. Gerçekten görmeğe değer sıcaklarda pek çekilmedi. Ama yine de değer.

Üniversitede bilim Tarihi dersinde Uluğ Bey rasathanesi anlatılırdı. Keşke bu yolculuğu o zaman yapsaydım. Hiçbir şey geç değildir. Kırkdört yıl sonra olsa bile.

                                                            

        Yazmayı da özlemişim. Burcu adlı okurum "seni özledik çiçeklerini yazılarını" diyen notu görünce yazmakta geç kalma dedim kendime. Aslında paylaşmadığım satırlar bilgisayarda duruyor. Yıl değerlendirmeleri genelde yılbaşında olur ama ben şimdi yapacağım.

       Şubat ayı Mısır daha önce bu gezi azısı yazdım. Nisan ayında Selçuk .Mayıs Haziran Sinop  Ayancık. Ayancık Atatürkçü Düşünce derneğine kitap bağışı ve kitabımın tanıtımı. " Babamın Tenekeleri adlı kitabım .

         


                                                                          Sinop
                                                                             
                                                                           Ayancık

        Temmuz ayı, Petersburg Moskova gezisi bir başka yazı konusu olsun anlatılacak çok güzel anılar var

        Eylül ayı 

       ÖZBEKİSTAN

TAŞKENT, SEMERKANT,, BUHARA HİVE

        Tarihi ipek yolu üzerinde yer alır. Geniş caddeler, yeşil parklar ve tarih ile dopdolu şehirler Orta Asya üzrinde yer alır. Mavi yeşil çinili medreseler camiler, kervansaraylarla büyüleci şehirler içinde kaybolmak güzel. İyi ki gidip görmüşüm.

TAŞKENT

       Devasa pazarlar Sovyet İslam mimarisi Özbek pilavı, 

            Gezilecek yerler

Hazreti İmam Kompleksi, Timur Müzesi, Emir Timur Park, Magic City Park, Nationel Park, Çorsu Pazarı, Cuma Cami'si, Bağımsızlık Meydanı.

İlk gün Taşkent' kaldık. Birde son iki gün. 

                                                               Taşkent Timur Meydanı


                                                              Taşkent Timur Müzesi


                                                                 Taşkent Metro 

                                                            Buhara Chor Minor Medresesi

                                                            İsmail Samani Müzesi

Gezdiğim yerler o kadar çok ki üç dört yazı çıkar ama ben özet yapacağım. Yemeği kültürü, eserleri ile aklım Özbekistan' da kaldı. Biz onların dilini anlamıyoruz onlar bizim dili anlıyor Türkiye'den geldiğimiz söyleyince çok mutlu oluyorlar. Rehberimiz Oksana çok iyi türkçe biliyor. Çok güzel bilgi verdi.


                              

    

6 Nisan 2026 Pazartesi

duyulmama anlaşılmama

       


         




  
        İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık kurar en azından anlaşılmak istenir. Bir de aykırı kişiler vardır. Çok iyidirler ancak topluma değer yargılarına da farklıdırlar. Ya da isteklerini yapmaya çalışan kişiler vardır.

         Ders anlatırken sınıfta problem çıkaran kişiler olur. Onlarla sınıf ortamının dışında konuştuğun zaman bambaşka kişilerdir sen onu anladığında dersin ki aykırı ama iç dünyasında ne yaşıyor Nelerle baş ediyor.

          Bu sabah film izledim İsmi Coda bu yazıyı yazmama neden oldu. İşitme engelli yetişkinlerin çocuğu ve ailesinin tek işiten kızı şarkıcı olma yolundadır bir yandan da ailesinin balıkçılık işine yardımcı olmaktadır. İkilem arasında kalmak kendi tercihi mi yoksa aile mi? Filmi anlatmayayım ama bir sahne bende müthiş bir duygu uyandırdı. Anne ve babası kızlarını dinlerken müthiş bir şekilde sessizlik. İşte ben o sessizliğin içinde kadın olmak, kız çocuğu, olmak erkek olmak, erkek çocuğu olmak vb. anlaşılamamayı kendini ifade etse de karşı tarafın onu ne kadar anlayacağını hissettim.

        Diğer yandan bende çağrıştıran yapılan eylemlere kulaklarını tıkayanlar gözlerini kapatanlar. Dünyadaki savaşlar savaşa karşı olma onları anlatılanlara duyulmamanın zorluğunu çağrıştırdı. İnsanlığın geçirdiği evrim değişim ne kadar zor oluyor. 

Selçuk yine yeniden aile, doğa ve leylekler

                                                                                         




          

          Selçuk dönüşü yol yorgunluğumu atmak bir kaç gün sürdü. Bir de üzerine alt çeneden iki diş çekilince canım ne konuşmak ne de hareket etmek istedi. Kaplamanın altındaki dişler. Çekilen dişlerin iyileşmesi için  kaplamayı elime verdi.  Bol bol püre türü yiyecekler yapıp yedikçe aslında dişlerimin önemini daha iyi anladım. Her şeyi yutmaya başladım. Dişler sızlayacak diye su içmekten korktum. Nineniz olarak halimi görseniz korkarsınız. İnşallah bugün kaplamaları üstüne takacak. Kaplamalarım takıldı. Ne büyük mutluluk yemek yiyebilmek.

          Ay ben Selçuk, otlar, gezdiğim yerler ve leylekleri anlatacaktım.

                                   









        Sabahları ya da meydana her çıkışta leylekleri meydanda seyretmek bana büyük bir mutluluk verdi. Su kemerleri üstünde birinde çift birinde tek leylek var. Biraz ileri gidince tarihi eserlerin orasında bir leylek daha. Bir gün sabah yürüyüşünde karşımda yürüyor korkutmadan fotoğraflayayım dedim. Tabii yanına yaklaşınca kaçtı yuvasına gitti. Leyleği yürürken, uçarken ve yuvasında görmek gezeceğimin işareti mi? Planlarıma baktığımda haziran sonu Moskova ve Petesburg gezisi ufukta görünmekte. Bir de 19 mayısta Ayancık Atatürkçü Düşünce derneğinde eşim ekonomi ben kitabımı tanıtıp derneğe kitaplarımı bağış yapacağım. Sevgili eşim iyi konuşmacı ben yanında çömez olarak bir tedirgin oluyorum. Olsun ya öğretmenlikten gelen bir alışkanlık önce heyecan sonra keyif bir şekilde çözülür.

        Fotoğrafların sıralamasına bakınca İzmir Kemeraltı Çarşısı: Bayramın üçüncü günü yola koyulduk İzban, metro derken gideceğimiz yere vardık. Meşhur Kadınlarağası Konağında kahve içtik. Salaş bir fırında pide yedik.

                                                                                  

         Ertesi günü yürüyüşümü tarihi eserlere çevirdim. evden gördüğüm kalenin içini görmek çok güzeldi. kaç yıldır Selçuk ziyaretlerinde kale yeni fırsatım oldu.

         Ağabeyimin Şirince yolu üzerindeki bahçesi, Doğayı yaşamanın en güzel yolu doğanın içinde olmaktır. Gelincikler, papatyalar otlar derken içimde cennet neresidir doğanın kendisidir dedim. Tilkişen toplarken bizimkiler turp otu topladılar. Ben mis gibi havayı içime çektim. 

                                                                               







        

        Tire gastronomi festivali: Hava berbatta. yağmurdan göz gözü görmüyor. Planımızda Tire'ye gitmek var ya. Yollar göle dönmüş. Bir saatlik yoldan sonra vardık. İlk önce karnımızı güzelce doyurduk. Tire köftesi,  keşkek ve fırın sütlaç. Festival alanına doğru yola koyulduk. Her taraf yağmur ve yollar göl olmuş. Festival alanı toplanmaya başlamış. Neyse biz bir hana vardık ve orada panel, sergi müzik ve halk oyunları keyfimiz yerine geldi. Bilgilendik, eğlendik.  

                                                                        










       Son gün Kuşadası... Bazı rutinleri severim. Kuşadası'nda balık kalamar ekmek arası ve şalgam. Sonra belediyenin orada Kuşadası' na karşı çay keyfi. Ve deniz kenarında yürüyüş heykel parkını gezme yolda öğretmen arkadaşıma rastlama. Güzel bir tesadüf. On güne sığan güzellikler. 

        Bu satırları yazarken Ege' de baharı yaşamak bana iyi geldiğini gördüm. Aile, doğa ve leylekler.


Eylül dönüşü, hoş geldin ekim, güle güle ekim

                                     Mekanlar, yerler, evler, havalar değişirken ben de mi değişmeliyim dedi gönlüm. Dışarıda deli rüzgar gü...