19 Ocak 2026 Pazartesi

Vijdanı olmalı insanın

                                                                                                 










                                                                  Fotoğraflar Fas gezisinden

          Sabah doktora gitmek için erkenden uyandı. Sabah ezanı daha okunmamıştı. Şehir karanlıktı. Çocukları , gençleri işe gidenleri düşündü. Erken uyanırdı ama daha uykuya ihtiyacı vardı. Gözlerini zor açıyordu. Dolmuşla otobüsle mi gitse diye düşündü. Otobüs riskti randevusuna geç kalırdı. En iyisi dolmuşa bineyim dedi. Hava koyu kurşini  griydi. Uzun zamandan sonra yağmur yağmıştı. Barajlar boşalmıştı. Akşam üzerleri sular şehirde kesilmeye başlamıştı. Neden akşam üstü keserler ki diye düşündü. İnsanlar işten geliyor, yemek hazırlayacaklar, çoluk çocuk okuldan gelecek. Akşam suyun en fazla kullanıldığı zamanlardı. Altı milyonluk kentte su tabii yetişmez. Peki kesinti ile çözümlenecek mi? Niye daha çok ağaçlandırma yapılmıyor. Her yer beton. Artık yer de yok o yüzden şehrin silüeti değişiyor. Dikine binalar elli altmış kat. Burada oturanların trafiğe çıktığını düşünün nerede nefes alacak. zihninden bu sorulara cevap ararken az kalsın dolmuşu kaçırıyordu. Dolmuş doluydu. kendinden önce durakta bekleyen yolcu buyurun dedi. "Ama siz önce geldiniz."  dedi arkadan bindi. Son boş koltuğu kibarlık yaparken  kaçırmıştı. İçinden "neyse ayakta giderim çok uzak değil" dedi. Dolmuşun camları buhar olmuştu. Ayaktaki yolcu sayısı oturanlardan daha çok olmuştu. Dışarıya bakmak istiyordu camı peçetele siliyor beş dakika olmadan yine buhar oluyordu. Her şey sanki bir sisin içinde kaybolmuş gibiydi.

         Kalabalık dolmuşta kendine ufak bir rahatlama alanı bile açamamıştı. Hala geleneksel ilişkiler içinde bulunmak zoruna gidiyordu. Beklentiler, laf çarpıtmalar. Her görüşmede yanından ayrılırken mutsuz oluyordu. Bir dönem alınma dedi kendine " İdare ediver. Alınırsan da kırmadan cevap ver. O senin kalbini kırıyor ama senin küçüğün öyle düşün. Karısı arkadaşın o eşinden ayrıldı yalnız  kalmasın." diyordu Kendisi altmışlı yılların sonundaydı Onun yaşı da ellili yılların başıydı. Eşinden ayrılalı iki yıl olmuştu. Kapısını kimse açmaz. Lafı söylerken en son söyleyeceğini ilk önce söyler. Evi geçindirmek için emekli maaşı yetmiyor. Küçük ama düzenli bir iş bulmuştu. İşten zaten yorgun argın geliyor. İnsan teşekkür eder. Lafını bilmez nerede ne konuşacak. Mecbur muydu ona bakmaya.  Bazı şeyleri mecbur olmasak da yapıyoruz. Yaşımız ne olursa olsun. kırılan kalbimiz olsa da. Ama ne ağır geliyor insana "vicdanı olmalı " Bazen diyor insan vicdanımız tamam olmalı. Ama senin de olmalı ya. Olaylar tek taraflı değil. Vicdan sadece karşımıza yüklediğimiz sorumluluk olmamalı. 

          Bir gün bir arkadaşı ile dertleşiyordu. Arkadaşı ile yaşadığı sıkıntısını anlattı. "Bak dedi sen de haklısın o da haklı. İnsanlar yaş aldıkça bencilleşiyor. Büyük şehir kalabalık ama seni anlayan o kadar az ki. Birbirimize muhtacız. Artık laf çarpıtma alınma dönemlerini çoktan geçtik. Ortada yaşadığımız bir gerçeklik var. Yaşlıyız, yalnızız. İlişkilere bu açıdan bir de bak."

          Bu sabah yapay zekaya yazdırdığım yazıyı ilave edeyim. sadece merak ettiğim için yazdırdım.

Herkes Meşgul, Kimse İyi Değil


Herkes çok meşgul.

Takvimler dolu, bildirimler susmuyor, yapılacaklar listesi hiçbir zaman bitmiyor. Ama garip bir şey var: Bu kadar meşguliyetin içinde kimse gerçekten iyi görünmüyor.


Sorunca “iyiyim” diyoruz.

Çünkü başka bir cevap uzatıyor sohbeti.

Çünkü kimsenin kimseyi gerçekten dinleyecek vakti yok.

Çünkü iyi olmadığını anlatmak, başlı başına bir yorgunluk.


Günümüzün ruh hâli biraz böyle:

Sürekli koşturmak, ama nereye olduğunu bilmemek.

Sürekli üretmek, ama ne için olduğunu unutmak.

Dinlenmeyi hak etmek gerektiğine inanmak ve o hakkı bir türlü kendine verememek.


Herkes yetişmeye çalışıyor.

Hayata, zamana, başkalarına, hatta kendi geçmişine.

Ama bu telaşın içinde bir şey eksiliyor: durup hissetmek.

Yorgunluk fark edilmeyince, tükenmişlik sessizce yerleşiyor.


Ama belki de tam burada bir ihtimal var.

Her şeyi düzeltmek değil,

Her şeye yetişmek değil,

Sadece bir anlığına durmak.

       En iyisi ne en doğru ne belirsiz. Yaşadığımız hayat hangi süprizi getirir bakacağız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vijdanı olmalı insanın

                                                                                                                                            ...