31 Ağustos 2021 Salı

Oğlumla Ege'ye oradan kendime yolculuk

                                             


                                Bodrum'da yanan ormanlar

                                                    Aliağa

Memleketim Akhisar
                                                   

                                 Burhaniye Pelitköy Sahili
                                            Bodrum
                                                         
                                                      

                                          Bodrum Yahşi

       Uzun zaman eve kapanınca gezmenin, seyahat etmenin önemi ayrı oluyor. Pandemi yolculukları erteledi. Ege'ye gitmeyeli uzun zaman oldu. Yeğenimin nişanı Seferihisar'da olacağını duyunca gitmeyi zihnimden geçirmedim. Diğer yanda "Fırsat bu değerlendirmem gerekir." diye düşününce yollara düştüm. Sinop'tan Ankara'ya yalnız yolculuk yaptım. Almanya'dan oğlum Ankara'ya geldi. Bir buçuk yılın özlemini giderdik. İnternetten yaptığımız görüşmelerle arada sırada olsa konuşmuştuk. Bir arada olmanın keyfi başka. Hele onun açısından çok daha değerli. Yollara düştük. İçimde bir kaygı üç yıldır Ege'ye arabayla gitmiyorum. Yol uzun. yorulmadan, çok sıcak olmadan memlekete vardık. Bazen çok fazla kaygılanmamak gerekir. Oğlumda babası gibi araba kullanmıyor. 

         Kardeş ve Seyyare  ziyareti, anne baba mezarı ,yengem ve teyze ile hasta ziyareti. Bir yandan özlem giderdik. Bir yandan bak geleceğin bu. Ya hastalık (aman ırak olsun) sonrası sonsuz yolculuk o yüzden kendine iyi bak anı yaşa bu işin yarını olmayabilir.

          Her gittiğim yerde sohbette "Aman bu anlar çok kıymetli insana hasret kaldık. Telefon ile konuşmaktan yorulduk." diye düşünerek, yapamadıklarımı yapmak, kendimle baş başa kalmak beni heyecanlandırdı. Bazı yolculuklar; insanın kendine olurken, bazen hayata, bazen yanındakine...İnsanlarla bir arada olurken iletişim kurmak, özlem gidermek, sevdiklerimle bir arada olmak, Geniş büyük aile olmak ayrı güzel. Yeni insanlar tanımak ,samimi içten ilişkiler hayattan vazgeçemediklerim. Aynı zamanda dost, akraba ,arkadaş zenginliği ile hayatı sevmek ayrı güzel. 

         Yangın, Ayancık' taki sel yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğunu hatırlatıyor. İklim değişikliği aşırı sıcaklar... Biraz rüzgarı görünce mutlu oluyorum. Ağustos ayı hareketli geçti. Yaz ve güzel olan anlar bitiyor. 

       Her şeye rağmen hayatı ve insanları sevmek,,, Tıpkı aşure gibi tuzlu tuzsuz ne ararsan var. Ağzımızın tadı tuzu yerinde olsun. 

27 Temmuz 2021 Salı

Ayancık

                                                








        Bayram kalabalığın azaldığı kentin yerlilere kaldığı zamanı özlemek. Kuyruklar, araba konvoyları, park edecek yeri kapma telaşı içinde geçen günler.

       Yaz ve özellikle bayram tatilleri insanların tek bildiği deniz ve ucuz bir tatil anlayışı. Yakın kentler, moda olan kentler. Değişen bayramlar değişen tatiller.

     Gönlümüzdeki neşenin yerini hüznün aldığı, gülmeye hasret gönüllerin bir nefes mutluluk demesi gibi hayat geçiyor içine tatiller, bayramlar sığdıramadığımız günler. Umudun bitişi gibi yeni umutlar mı aramaktayız. Ülkenin her yanı deniz olsa ne olur. Doğu Karadeniz'de deniz ile sahil arasına çektiğimiz setlerden, Marmara'yı kirletip musilajların sardığı , Akdeniz beton yığını elimizde kalan  son sahiller Ege. Yakında orayı mahvederiz. Gölleri dereleri kuruttuğumuz gibi.

      Soluk almak için aynı zamanda eşimin kitap tanıtım panelindeki konuşması nedeniyle Karadeniz'in hırçın dalgalarının bitmediği yeşilin her türlü tonunu içinden geçtiğimiz virajlı yollardan Ayancık'a vardık.

        Hemen panelin yapılacağı Atatürkçü düşünce derneğine gittik. yaz sıcağında insanların denize ara verip umuda takılması sonucu ummadığım kalabalık vardı. Yine de her panelde aynı insanlar olsa da Ankara içinde genelde bin ya da iki bin kişi arasında geçen gösteri, panel, kitap fuarları bir yerden muhakkak tanıdığa rastlıyorsun. Ya da yeni insanlarla tanışmak yeni dostluklar için açıyorsun kalbini.

     Kırk yıl önce kırk yıl sonra Ayancık .Volkan Atılgan'ın hazırladığı Ayancık'ın Halkçı belediye başkanı Hasan Kaya 1977-1980 dönemi. 

        Bir yerde seksen dört yılı  bir hayata içine sığdırmak. Toplumcu belediyeciliği yeniden hatırlamamıza yol açan Hasan Kaya ile yapılan röportaj.

        Nasıl bir heyecan nasıl bir çoşku, nasıl bir hafıza. Hasan kaya ve sevgili eşi Sevim Hanım kızı ve damadını tanımak ayrı bir mutluluk. 84 yaşında olmasına rağmen içindeki  heyecanı bitmeyen insanlara hayranım.

                                            

                                         


        Tatil; gezip görme, yeni yerlerin, yeni bilgilerin, yeni insanlarla tanışıp hayata farklı gözle bakabilmektir. Şimdi kitabı okumaya devam. 

     


21 Temmuz 2021 Çarşamba

Sahiller bizim

 

                                                

                       Bugün Sinop'un Maldivleri Demirciköy




                                             Karakum


         Sinop yarımada üç tarafı denizlerle çevrili. İnsanın belini düşünün yerleşim bu şekilde bir tarafı Akdeniz iç deniz diyelim. Diğeri de Karadeniz açık deniz. Akdeniz dediğimiz yerde zeytin ağacı yetişiyor. Diğer tarafta da rüzgara uygun zeytin ağacı satılıyormuş. Yani deniz kenarı olduğu için bir nevi iklim yumuşak. Son romantik Almanya gezisinde  dolaşırken yanlış hatırlamıyorsam iklim soğuk olmasına rağmen fotoğraflara bakıp şehri  Avusturya Salzburg olabilir fotoğrafı buldum şehri hatırlamaya çalışayım. Portakal yetiştirmeyi denemişler ve başarmışlar. Sinop'ta iç liman yani Akdeniz dediğimiz bölgede rüzgarın durumu ya da koylar olduğu için tesisler daha fazla. Deniz için buraları tercih ediyoruz. Giriş parası, şezlong ve şemsiye parası  ya da bunların toplamı olan tesisler var.

        Eşim Ankara'daki sosyal faaliyetler çeşitli derneklerle bağını burada da devam ediyor. (Nükleere hayır, kıyılar bizimdir vb )

        İki sene önce kıyılar bizimdir  derneğine üye oldu. Çocuklarda git gide daha az Sinop'a gelince ben yalnız kaldım. Sabahları hiç iş yapmadan yola çıkıyorum. Hem deniz kalabalık olmuyor hem de yorgun olmuyorum. Ama eşimle sürekli bu konuda konuşuyoruz. " sahiller halkındır .Para vermem o zamanda ücretsiz olan şehrin içinden ya da kadınlar denizinden girerim ."deyince mücadele etmekten vaz geçtim. Bir sabah yeğenlerle beraber sabah erkenden denize gittiğimizde tesisin sahibine olayı anlattım. Burası bize ait ya da kiralıyoruz. Aldığımız giriş parasının içinde soyunma kabini tuvalet ve duş bulunmaktadır." Peki ben bunların hiçbirini kullanmayacağım deyince peki ben sizi nasıl denetleyeceğim dedi. Gelince eşime anlattım. Bazen evden yorgun çıkıyorum. Ne şemsiye ne şezlong taşımak istemiyorum. Güzel bir tesiste zaman geçirmek hoşuma gidiyor. Sen git ben gelmem diyor. Benim şezlong ve şemsiye ile gittiğimi görünce ( nerede denize girdiğimi şezlong ve şemsiye almadığımı sohbet esnasında anlatmıştım.) buraya geleli neredeyse üç hafta olacak benle  bugün Karakum'a gelmeye karar verdi. Buranın giriş ücreti en düşük yerlerden biri. Şimdilik bu sorunu çözdük. Arka denizde belediye soyunma kabini ve duş yaptı. Deniz halka ücretsiz. İsteyen şezlongunu ya da şemsiye kiralayabilir. Kuşada'sında belediye kadınlar denizinde tuvalet duş yeri ve soyunma kabini yapmış. Olması gereken bu. Ya sahillere tesis yapılmasını belediyeler engelleyecek. Ya da tesis kirası almayacak. Burada olan vatandaşa oluyor. Bende hiç para vermeden denize girmek istiyorum.

         Evlerin içi çok sıcak rüzgar olunca sorun yok. Geçenlerde nem ve çok sıcak vardı. Çayımızı hazırladık sandalyeleri aldık. Kütüphanenin yanında çimenler var, püfür püfür esiyor. Şehri beton yığını yap birde denizin önüne set çeker gibi büyük binaları dik. İnsanlar nefes almasın. Bizim evin önü açık olmasına  rağmen yine de akşam beş yedi güneşin geldiği zaman çok sıcak. Neyse ki deniz beş dakikalık uzaklıkta. 

       Kentleri birbirine benzeterek betonları dikerek, taraça sistemi yapmayarak öldürmek en kolayı. Yaşanılır kentleri, rüzgarı engellemeyen binalar yapmalıyız. Sahillerde tesislerin yanında boş alan bırakarak vatandaşın denize ücretsiz girmesini sağlamak zor olmasa gerek.

       Gönlünüzdeki neşe, yüzünüzdeki gülümsemenin hiç bitmediği, birbirimizi yalansız sevdiğimiz, çıkarın değil hoş görü , sevgi ve saygının değerli olduğu  bayramlar... Bayramınız kutlu olsun.


12 Temmuz 2021 Pazartesi

Dut zamanı

       

                                                     











        Yaz ortası  aylardan temmuz hava çok sıcak asfaltta yumurta koysanız neredeyse pişer.

          Annem "Haydi çocuklar biraz uyuyun sonra amcanlara gideriz." Kızlar çok mutlu  uyumak istemeseler de evin en serin yerini bulup sohbet oyun derken uykuya dalmışlar. En küçük kardeşleri iki yaşında onun sesiyle gözlerini açıyorlar. Biraz rüzgar diyerek hazırlanıp bahçeye kendilerini atıyorlar. Anneleri elinde tepesinde kiraz bulunan  hasır şapka " Hava çok sıcak almayı unutmayın." diyerek arkalarından bağırıyor. Bir yandan da  Ali' nin yedek kıyafetlerini hazırlıyor. Akşam üstü olmasına rağmen Akhisar sıcaktan Yanıyor. Saçları yapış yapış amcalarının evlerine varıyor. 

       Amcalarının evinin önü avlu arka tarafında erik ve dut ağaçları var. Avluda bir tulumba. Tulumbanın havuzu  yosun içinde. Yengeleriyle görüştükten sonra son hızla  dut ağacına yöneliyorlar. Kızlar bir ellerinde dut ağzının kenarları kıpkırmızı üstleri leke içinde ağızları dolu dolu.  "Mutluluk ağaçtan dut yemektir." Kendi evlerinin bahçesinde  dut ağacı var. Ancak yengelerinin dutu kırmızı ve iri. Sonra erik ağacına yöneliyorlar Erikler  iri kütür kütür. O arada ablam erik ağacına tırmandı bende çıkmak istiyorum. Ablama yalvarıyorum. "Elini uzatıp bana yardım et." Ablamın elini yakalayıp ağaca tırmanırken birden kendimi yerde buluyorum. Neyse ağaç alçak, ayağa kalkıp tekrar deniyorum. Başardım ağaçtayım. En uzak dallara ulaşmaya çalışıyorum. İri olanlar güneş gören yerde. " 

          Tam elleri dolu bahçeden çıktıklarında ay ay demeden Ali havuzda annelerine sesleniyorlar Ali'yi anneleri ensesinden yakalayıp boğulmadan sudan çıkarıyor. Bir yandan kızlara tatlı fırça "Erik ve duttan gözünüz hiç bir şey görmüyor. Hani kardeşinize göz kulak olacaktınız." Değişmeyen durum bebek Ali her defasında o havuza düşüyor. (Ali galiba sıcaktan çok bunaldığı ve serinlemek için havuzun kenarından ayrılmıyor) Anneleri bir yandan söylenip bir yandan şakalaşarak. Ali'ye banyo yapıp  üstünü değiştiriyor.

          Yenge "Akşam Muharrem ağabeyime haber verelim gelsinler. Bizde senle patlıcan pidesi yapalım yenge" sözünü duyan çocuklar sevinçten çığlık çığlığa yerlerinde zıplıyorlar.

        Dün komşumuz eşimin arkadaşı Gazeteci Tufan bahçeye dut yemeye çağırdığında bu anı aklıma geldi. Ankara'da ilk dutu ya Dikmen Vadis'inde ya da İlkbahar Park' ında tadarım. Ters duttur, minik miniktir. 

        Sinop' ta Tufan bey geçen yıl  Ağustos sonu incir yemeğe çağırmıştı. Bahçe kuruydu. Bu yıl hatmi çiçeği, pembe beyaz, kırmızı sardunya ve iri papatyalar ve nar kırmızı çiçeği  ile renk cümbüşü içindelerdi. İyi ki yanıma fotoğraf makinamı almışım. Kırmızı iri dut pembe, vişne iri dut ve yine cinsi başka kırmızı dut ve  armutlar olgunlaşmış. Dutu ağaçtan yemek ellerimizi çocukluğumuzdaki gibi kıpkırmızı yapmak  hasret kaldığımız bir durum. Mutluluk budur dutu armudu  ağaçtan yemektir. Eğer bu dutsa keyfi ayrı. Meğer ne güzel çocukluk geçirmişiz. Evlerimiz bahçeli ve içi ağaç dolu. Ankara'da  sütçüden yarım kilo beyaz dut almıştım. Hiç tadı ağaçtan toplamayla aynı değildi. Bu dutlar o kadar  iri ve vişne rengi ki eşim onları böğürtlen zannetmiş. Böğürtlenin ağaçta ne işi var. Şekil olarak benziyor. Tamam haklı ama kardeşim böğürtlen çalı meyvesidir. 

        Tufan Bey sesleniyor "Zehra hanım pembe duttan çok yediniz burada kırmızı dut var onunda tadına bakınız. O ağacı bırakıp bir başka ağaca yöneliyorum. Armutlar olgunlaşmaya başlamış. Bizim adam sesleniyor "Armudun iyisini kim yer ?" Tabii ki bizler. Armudu çok sevmesem de daldan toplayıp dalından yemek  çok güzel. Tufan bey bir torba uzatıyor. Ve armudu ağaçtan nasıl toplamam lazım onu anlatıyor. Yoksa armutlar ziyan oluyor. Sapı ile koparmak gerekmiş. Yeni bir bilgiyi öğrenmenin mutluluğu ayrı. Dut içinde bir kap getiriyor. Bizim adama toplaması için ikna etmeye çalışıyoruz. Ama kabul etmiyor bahaneler üretiyor. Ben kalkıyorum bir kutu kırmızı dut topluyorum. "İyi ki şekerim yok. Kesin fırlamıştı." diye düşünüyorum.

            Tufan Bey "Eskiden önümüzden deniz gözüküyordu. Şimdi beton evleri diktiler." diyor. Yine de yeşil büyük bir bahçenin içindeyiz. Sırtımı beton yığınına çeviriyor elimdeki çayın keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Sinop yarımadası eskiden zeytinlik ve ahşap evlerle doluydu şimdi ada betondan gözükmüyor. Bulduğumuz her yeşili korumamız gerekir. Bir gün ya bu beton ya da nükleer santral bizi boğacak. 

         



10 Temmuz 2021 Cumartesi

Hayatın neresindeyim?

                                               

                          Ressam arkadaşım Nermin'in kadınları

                            Sinop'ta akşam üzeri yürüyüşünden

         Bir martı olup uçsam uzaklardan kendime dünyaya evrene baksam...Ne göreceğim merak ediyorum. Biliyorum bazen yumak gibi karmakarışık. Çözmeye çalıştıkça daha da karmaşıklaşıyor işin içinden çıkamıyorum çözmekten vaz geçiyorum.  Bırak karışık olsun. Bir çıkış yolu daima vardır. Çevremdeki insanlara bakıyorum, anlamaya çalışıyorum. Kendi dünyası içinde kaybolmuşlar. Ortak noktaları alıp çıkarayım diyorum. Özlediğim sohbetler nerede? Ortak dili kullandığımız insanlar ile  bir yılın hasretini gideriyorum. 

       Bırakıyorum kendimi zamana; insanı, hayatı sorgulamıyorum. İçimden geldiği gibi davranınca o içimdeki benin olgunlaşmamış sade çocuksu yönü  hayal kırıklığına uğratıyor. Yine de  içimdeki çocuğu seviyorum. "O zaman diyorum ki bu olmayacak." Yaptığım davranışa bakıyorum Neden böyle davrandım.  Off diyorum o öyle olmamalıydı. Hep hesap kitap hep oturaklı olmak zorunda mıyız? Nasıl olmalı. Yavaşla acele etme. sakinleş...Ne hayat kaçacak ne de yarınlar.  Sanki arkamdan koşturan var. Ne bu acelecilik. Yudum yudum iç hayatı hisset, yaşa keyfini çıkar.

         Mesafeler koymak istiyorum insanlarla arama. Bir şekilde yıkılıyor. Yine de dikkat ediyorum. Bir insanın özeline girmeden onu tanımak istiyorum. Havadan sudan konuşmak. Derin tartışmalardan kaçıyorum. Siyasetçiler arasında bitmeyen söz atışmalarını izlemekten bıkıyorum. Kanalı değiştirip müziğin büyüsü odanın içine dolduruyor.

          Yürümek, yüzmek, evin olağan işleri ve kafamdaki planlar ile hayatın içine dalıyorum.

           "Bitmeyen kavgaların ne kendimle ne başkaları ile galibi olmadığına inanmak çözüm mü? "sorusunu sormaktan kaçınıyorum.

         

5 Temmuz 2021 Pazartesi

Can kırıkları

                                                        


Ay çekirdeği hasadım. Baktım büyümüşler çekirdek vermeyecekler bende kestim vazoya koydum. Çok mutlu oldum. Martta ekildi. Temmuzda toplandı. Emek ve zaman gerekiyor.Birde sabır.
                                       Sinop sabah yürüyüşü
                                           

                                    

                                                     


         Günün ya da ayın önemi yok, cinsiyetinin de. Kadın ya da erkek fark etmez. Her insanın başına gelebilir. Günün yorgunluğu içinde o kadar çok  koşturmuştu ki... Kafasında son iki yer vardır. Onları hallederse bugüne nokta koyacaktı. Elinde iki torba. Kırtasiye dükkanına girdi. İstediğini söyledi. Aldı çıktı.  elindeki torba birden yere düştü. Cam sesi saçılan yiyecekler. Birden "Ne yapıyorum ben?" dedi. Cam kırıkları. Yiyeceği mi üzülsün kırılan kavanoza mı? mı kaybettiği yıllara mı? "Dur" dedi içindeki ses. Bak olanlara pes et artık. Öğrendikleri ile yaptıkları çelişki halindeydi. Yüreğinin acısı bir yandan eline batan camlar bir yandan. Durdu ve düşünmeye başladı. Koşturmacaların biri bitmeden diğeri başlıyordu.  Bunca koşturmaca neden? Her insanın nedeni farklı.

        Kendi mi değiştirebilirim yoksa hayatı mı? Kızıyla sohbetinde  bu soruyu sordu. Peki "Hangisi?" dedi kızı. Değişim o kadar zor ki? "Peki bu hayatı birilerine ödünç versem ve ben dışarıdan bu hayata baksam ne derdim? Aktarda alışveriş yaparken anlattı beş dakikalık zamanlar içinde yaşadıklarını. Aktar "Buradan bakalım, sağlıklısın koşturuyorsun. Dinlenince geçer."

         Arkadaşıyla sohbet ederken sakura zamanı başladı dedi. Evet ben görmeden geçecek . 

        Aklına sakuralar geldi. Kiraz ağaçlarına aşılanan çiçekler. Albenisi fazladır. Çok güzeldir güzel olan her şey bir şekilde geçip gider. Hem içinde hayat gizlidir hem ölüm.

        Sorular ve cevaplar eve gidince tek tek temizledi camları kalan yiyeceği ne kadarını kurtardıysa kardı. Peki "Benim hayatım" dedi. "Tıpkı o kavanoz gibi param parça. Haydi birleştir." dedi. Mümkün mü? Belki.

           Canım yanıyor,

           Canım acıyor, gitmek kolay mı, gelmek kolay mı? Canım yanıyor, can paramparça. Eğer bu can ise toparlamak o kadar zor ki. Ertelenmiş yarınlara hasret bitsin artık. Canım acıyor, içim acıyor. Haydi tamirci ol. Kırıkları topla, yapıştır. Eskisi gibi oluyor mu?Duygusuz, hissiz yaşayan ölüden farksız. Uyan artık .Yapıştırdığın yerleri altınla da da sıvasan eğer bu can ise sırıtıyor. Ah o umut neden olmasın diyen umut neredesin? Gir kalbime onar. Kanamayı durdur.

      Can usul usul kanıyor. Haydi başla bakalım yeniden yeniden başladın ne oldu. Hala şansım var. Yeni bir gün umut...

         Daha önce yazdığım bir yazı yayınlamamıştım. Yazıyı okuyunca yayınlayayım mı diye düşünmeye başladım. Belki üst kısmını keserim. 

          Bu sabah beşte uyandım. Yatakta oyalanmaca. "Kalk bakalım , uyandıysan uykunu almışsındır. Saat yedi olsun yürüyüşe çıkayım." dedim zihnim sürekli meşgul. Denizin, deniz kenarında yürüyüş yapmanın zevkini çıkarayım. Oradan karga bet sesi ile konuşmaya başladın. "Oluruna bırak" Kargayı mı dinlemeliyim, zihnimdeki düşünceleri mi? karar veremedim. Bir köpek yavru martıyı yemek için hamle yapıyor. Neyse bir kadın kovaladı köpeği. Zihnimdeki olumsuz düşünceler seni yemesin. Sen neşeli, yaşama olumlu bakan, mutlu bir insandın ne oldu sana? Diyen iç sesim. Hemen toparlandım. Tüm bunların önce hikayesini anlatayım sonra neden böyle olduğumu ve aldığım kararları.

          Yağmurlu bir gün öyle ya da böyle değil. Bardaktan boşanırcasına yağıyor. Alt balkon camekanlı üç bölümü açık. Sular içeri girmeğe başladı. Sandalyelerin ıslanması sorun teşkil etmiyor. Kumaşı vinleks. Ama nedense alışkanlık. İlla kapatılacak. Üst kısmı öne gelmiş düzeltmem gerek. Elimde oklava olmadı yapamadım. "O zaman sandalyeye çıkayım." dedim. İnerken sandalye kay ve ben sırtımı çiçeklerimi koyduğum sunta var. Onu kırdım ve yere düştüm. Eşim gürültüye koştu. Bomba patladı zannetmiş. Beni kaldıracağına   Bana söylenmekle meşgul. "Niye dikkat etmedin. Bana söyleseydin ben kalkardım yardım ederdim. Sandalye ya da merdiveni tutardım." Neyse beni kaldırdı. Sırtımda çizikler krem sürdü. Tabii ben kendime söylendim. "Kızım evladım kendini genç mi zannediyorsun? İyi ki kilon var. Kaburga, el ya da kafa birini kırabilirdin. Ucuz kurtardım. Bu saatten sonra kırık, çıkık ile mi uğraşacaktın. Yavaşla ve sakin ol. Bu yaşı bu hayatı bir daha bulamayacaksın. Peki bu telkin işe yarıyor mu? Çok az. Bazı huyları değiştiriyorsun. Bazıları aynı kalıyor zorunlu işler var yapılması gereken torun bakımı. Hayır diyemiyorsun. İnşallah eylülde  okullar açılır. Yeni kararlar almalıyım. Nereden başlasam ki! 

           Aldığım kararlar;

          *Her işi üstlenme, basit yaşa, Bugün Sinop'ta sabah yürüyüşünden sonra fırından iki simit, bakkaldan peynir ve bal aldım. Deniz gören bir çay bahçesine oturdum. Taze sıcacık çıtır çıtır simit, aklımdan düşünceler gitmiş. Keyif yapmanın kendi olmanın zamanı gelmiş geçiyor. Basit sade yaşamanın, anın değerini bilmenin kendin olmayı özlemenin ne güzel olduğunu unutmamışım." Kendimi kutladım aferin." dedim.

            *Her işe koşturma.

            *Hayat geldi geçiyor, şurada sağlıkla geçireceğim gün sınırlı onun için kendime iyi bakmam lazım.

           *Yavaşla, sakin ol. Konuşurken bile hızlı konuşuyorum. Yemek yerken zevkini çıkar az ye. Yemek için yaşama.

          *Fazla eşyalardan kurtul,

           *Her şeyi vijdan yapma. Ay o kadar sert olma Zehra. Kısaca  yufka yürekli olma, sertte olma. Hayat dengedir. Dengeyi yitirirsen kendini mutsuz edersin.

          *İnsanları değerlendirirken olumsuz değil olumlu yönlerini yücelt.

         *Yapmak istediklerini erteleme,

          *Plan programa yapmadan hayatın getirdiği sürprizleri yaşa. Uzun zamandır öyle yapıyorum.

          *Hedefin olsun. Evet var kendime altı ay süre verdim. Ondan önce hazır olabilir ya da daha sonrada.

          *Yeni yerler gör, doğada yürüyüş yap.  Yürüyüşümü yapıyorum. Ormanın içinde, kalabalıktan uzakta, sabah erken saatte. maskesiz yapacağım mekanları belirleyip daha çok yürüme.

         * Karadeniz kirlenmeden kendimi sulara atıp enerjimi boşaltmak.

         *Sinop'un doğal yöresel ürünlerinin tadına bakmak.

          *Vişnenin dayanılmaz cazibesini değerlendirip  likör, kek vb 

yapmak.

            Aklıma ilk gelenler. Peki uygulayabilecek miyim. Büyük çoğunluğunu yapıyorum. Yapamadıklarım üzerinde düşünüp neden yapmadığımı sorguluyorum. 

           Zaman zaman başıma bir olay geldiğinde, bazen bir kelime bazen çevremdeki insanların bencilce davranışları hayatı, kendimi, insanı sorgularım. Sonrada başkalarını değiştiremediğime göre değişime  kendimden başlarım.

           Bugün yeni bir gün yeni bir başlangıç.

          

22 Haziran 2021 Salı

Yalnızlığımın nefesini hissettiğim balkon

                                                             









       Sevgili babam galiba yeteneği vardı gerisini yaşamdan öğrenmişti. Bir mühendis titizliğinde  evin planlarını kendisi çizerdi.

         Gözlerimi dünyaya açtığım ilk evimiz de yaşam alanımız hayatımız diye düşündüğüm avluydu. Annemin gökkuşağını andıran çiçeklerinden sardunyalar, ortancalar, ne bulursa ektiği tenekeler içindeki çiçekleri avluya farklı bir hava verirdi. Bahçede ekilen zerzevat, korkusuzca dolaştığımız sokaklardı tüm dünyamız.

      Dışardaydık sürekli. Kış gelince sığındığımız kuzine kadar yakındı sokak kapısının üstünde oynanan evcilikler. Yüzümüzü çevirdiğimiz gökyüzü hep yakındı bize. Akşamları oynadığımız sokak lambaları altında birbirimiz aradığımız saklambaçtı.

         Ne zaman ki yeni eve gitme vakti geldi. Minicik bir balkona sığmaya çalıştık. Köyden kente göç eder gibiydik.  Neyse ki terasın genişliği ve birinci kata terfi etmemiz mutlandırmıştı bizi. Babamın inşaat ustası olmasının şansı. Zaten biz büyümüştük, sokaklar yavaş yavaş tekinsiz mi oluyordu. 

        Atlı arabalardan, faytonlardan, geçiş yapmıştık arabalara. Evlerimizde düz ayaktan kurtulmuş. Birinci, ikinci, üçüncü derken yukarıdan bakmaya başlamıştık her yere. Bazıları renkli kuleler içinde yaşayacağımız modern hayatımız. Gözümüzün alabildiğince görmek için tırmandıkça tırmanıyorduk . 

       Ağaca toprağa hasretimiz vardı. Akrabalarla gidilen piknikler, okulun bahçesindeki koru, evin karşısındaki çınar ağacı ile idare ettik.

       Şehrin her yanını saran binalar arasında nefes almamız gerçekti aldığımız nefes miydi? Onu da fark edemedik. Şehirler büyüdü sırt sırta verdi evler. Köyünden gelen insanlara dar geliyordu.

       Binaları yapan mühendisler mutfak ve balkonları küçültmüşler oturulmayan geleneklerde her daim gelecek konuklara hazır odalar yapmışlardı. Minik balkonlara sığmaya çalışırken bir yanda annemizin terfi ettiği mutfaklar içinde  mutluyduk. Çünkü daha büyümemiştik. Tıpkı oturulamayan balkonlar gibi.

       Hayatımızı birileri mi belirliyor? Niye yeni yetişmiş elemanlar, evleri inşa eden kişiler, gelir grubuna uygun yüzü karanlık, ruhsuz evleri dikmişlerdi. Göçebe toplum olup yerleşik hayat bize göre değil diyerekten sanki geçici konutlarda yaşar gibiydik.

         Nefes alamıyorduk. Neyse şehir planlamacıları bu sorunlara çözüm getirip parklar oluşturmaya başladılar. Göğe yükselen binalarımızdan çıkıp soluk almaya gitmek lazımdı. Ama onun içinde illa sokağa çıkmak gerekti. Balkonlar evet biraz daha mı büyüyordu yoksa biz büyüyüp balkonlara sığamıyor muyduk? Yoksa balkonda oturacak zamanımız mı yoktu?

        Köydeki yaşam insana yetmedi. (Toprağın bereketini fark edemedi. Şimdi haydi köyümüze geri dönelim şarkılarına sığınıyoruz.) İşsiz insanlar çoluk çocuğu alıp kentteki tanıdığının yanına sığındı. Sonrada kentin etrafında bulduğu toprağa geceden kondurduğu evine yerleşti. Tıpkı çocukluğumuzun evlerine benzer ama derme çatma evler kenti sarmaya devam etti. Bulduğu çekirdeği ekti. Etrafı yaşanacak yere benzetti. Doğduğu eve  özlemini gidermek için. Köyünde olmasa bile köyün benzerini yaratmaya çalıştı.  Lağım kokuları arasında yeni bir hayat oluştu.

        Kentte doğal afetin vurduğu ucuz ve kalitesiz  konutların yerle bir ettiği dünya. Kaybettiğimiz hayatlar içinde acımızı saklar olduk.

       Arazi çok olmasına rağmen merkeze yönelmek merkezde olmak önemliydi.

       Bütün gün iş yerinde çalıştıktan sonra sadece yatmak için vardığımız evler. Balkon sadece ardiye  için mi vardı. Ya da evin hanımının bir sardunya sıkıştırdığı ya da iki ya da üç çiçek ektiği sığınamız mıydı. Peki ev neydi? Sığınılacak liman mı?

         Geniş kalabalık ailelerden çekirdek aileye geçerken hayatımız evler yaşantımızda değişti. Anne baba işe, çocuklar kreşe ya da okula  denilen yeni bir dönem başladı.

          Birden dünya ve zaman değişti. Evde geçirilen zaman azalmışken ev kendini yine hatırlattı. En korunaklı yerimiz oldu. Yaşlı nüfusu eve sokup, balkonsuz küçücük evin pencerelerine yaşlı gözler ile içinde  hapsettik. Yalnızlığının sığınağı ev mi yoksa kendisi miydi?

        Küçülen evleri ofis yaptık. Evin hanımı ocakta yemeğini kaynatırken bilgisayarda işin başına gönderdik. Evin erkeğinin öyle sorumluluğu yoktu. Sadece "Şimdi ne yemek var." demekle meşguldu. (Evde yemek yapan erkeklere sözümüz değil.)  

       Çocukların okulları kapalı, yasakladığımız bilgisayarları önlerine sürdük. Bazılarının evinde o da yoktu. Okul tatil oldu. Kiminin interneti yok, kiminin cep telefonu. Eğitimi hastalıktan rafa kaldırdık. Çocuklarda tıpkı ihtiyarlar gibi evdeydi. Balkonsuz evlerden dışarıyı seyrediyorlardı. Bazıları bit kadar balkonda oyun oynuyorlardı.

       Hayatı sığdıramadık bir yerlere ev önemliydi. Evin planı bizim yaşantılara bir türlü uymadı. Biz bize sunulanı kabul etmekten başka ne yapabilirdik?

          İnanıyorum inanmak istiyorum dünün çocuğu yarının gençliği büyürken  tüm bu sorunları görüp geleceği farklı planlarsınız.

        Not :Bu yazıyı yazmada esin kaynağım oğlumun bana söz ettiği Akbank'ın kırk yaş altı gençler yönelik balkon adlı yarışmanın çağrıştırdıklarıdır.

18 Haziran 2021 Cuma

Mavinin yerde olanını da sevdim gökte olanı da Sinop

                                                                                       

                          Rıza nur Kütüphane'si


                                              Arka deniz

                         Sabah yürüyüşünden Aşıklar Park'ı








        Yedi ay olmuş gelmeyeli. Korana, havalar derken gecikmiş bir yolculuk. Gelince eve, dışarının havasına alışmak, yeni bir yerde olmak. Eşim önden geldi. Ege'nin okulu var. Salı günü düştük yollara. Özlemişim doğayı, uzun uzun  araba kullanmayı. Molalarla beraber altı saatte yol arkadaşımla vardık. (Ankara Sinop arası 440km. Ilgaz ,Boyabat tüneli ile yol daha kısalmış olabilir.) Ilgaz'da yeşilin her tonu. Boyabat tünelinden çıkarken her tarafı sis sarmış. Neyse çok sürmedi. Sinop Gerze kavşağında bitti. Mavi gökyüzüne eşlik eden beyaz bulutlar. Hava sıcaklığı Kastamonu'da  27  Dranaz' da 14 derece genelde ayağım ağrır ama evden çıkmanın yolda olmanın keyfi bambaşka olunca ne ağrı kaldı ne yorgunluk. 

        Dün sabah yürüyüşe çıktım. Şimdi fotoğraf makinasını alıp çıksam maviye  hasretimi gidersem. 

         İlk gün dedesi toruna dondurma getirmiş. Pek dondurma ile aram yoktur. Belki bir akşam tadarım oda ya vişneli olan ya çilek böğürtlen çıkmamıştır. Sabah çayına simidi özlemişim. Fırından yeni çıkmış simit. Kahvaltı esnasında simitçi seslendi. Bugün toruna krep yaptım. Dünden kalan simit kuru olsa bile çok güzeldi. Her yerin simidi farklı burada simit fırın adları ile anılır.

         Bugün pazarı vardı. Önce yürüyüş üzerine pazar meyve bir iki sebze, kadınlar pazarından tere yağ, birde güzel zambaklar. Mis gibi kokuyorlar. Pazara gidince kendimi şaşıran ben. Sonra birde balıkçılara uğrasam aklımda çarpan almak var. Kilosu seksen lira kılçığı temizlenince altı yüz yetmiş gram kalıyor. Olsun dedim. Geçen yazdan dolapta şarap. Yanına güzel bir  sos.

         Dört ceviz, bir dilim ekmek içi, bir diş sarımsak, bir tutam dereotu ve bir kase yoğurt. Tarifinde mayonez var. Artık sağlıklı beslendiğimiz ( ne derece acaba?) için koymuyoruz. 

        Balık kızartıldı eskiden yüzüne bakılmayan balıklar artık çok değerli. Geçen yıl kilosu altmış lira. Alıp buzluğa atmalı. Yazın restorantlara satıyorlar kalmıyor.

          Nasıl taze anlatamam. Masanın üzerinde pazardan alınan zambaklar. Hem ruhum hem midem bayram yaptı. İki gün kaldı. İyi planlama yapmalıyım. Gezilecek özlem giderilecek cadde, sokak, park ve Sinop dostlarım ve akrabalar. Tabii ki mesafeli bir şekilde.  Özlem gidermeliyim. Tadına hasret kaldığım yemekler. Sabahları hava güzel ve rüzgarlı. İki gün yağmur yağdı. 

       Yarın dönüş zamanı. Ne çabuk geçti. Martıların sesi eşlik ediyor hayata. Bugün futbol sahasında martılar var. Bazen çöpte görüyorum. Denizde balık bitince martılar şehrin içlerine gelmeye başladı. Geçen yıl balkona hazırladığım kahvaltının peynirini gelip alan martılar vardı.

        Ayrılık vakti gelince yüreğimi üzüntü kaplar. Nedense bu şiir birden dolandı dilime.

Haydi Abbas vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam. 
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun; 
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce. 
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana. 
Katıp tozu dumana, 
Var git, 
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; 
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

CAHİT SITKI TARANCI


duyulmama anlaşılmama

                             İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık ...