5 Mayıs 2020 Salı

En güzel hediye

       
                                    
                                                               Coma Gölü İtalya

                                                                       Sinop


                                           
                                                                    Coma Gölü




         Dilek dilemek istediğine ulaşmak, küçük büyük istekler bana çocukluğumu hatırlattı. İlkokul kaçıncı sınıf hatırlamıyorum. Annem okumayı Kuran'ı çok seven sofu insandı. Bizi de yazları Arapça kursuna gönderirdi.  O yaz artık kuran okumayı öğrenmiş hatim etmiştim. Camide tören vardı. Galiba yazarken hatırlıyorum beşinci sınıftaydım. Sıcak bir yazdı Ege'de yazların sıcaklığını anlatmaya dilim varmaz. Akhisar ova, yazları buram buram terleriz. Bana hatim hediyesi saat alınmıştı. İçi maviydi. kitap okumayı çok severdim. harçlığımla kitap alırdım. Babam "Parasını sana vereyim benim vaktim yok kitapları sen al" derdi.
         Bir sene annem ve babam İstanbul'a gitmişler dönüşte bana siyah eldiven getirmişlerdi. Ben orta okuldayken babamın Almanya'dan elbise pijama, terlik getirdiğini hatırlıyorum.
       Çocukluğumda benim unutamadığım anılar arasında yer alan hediyeleri büyüdükçe ben başkalarına almaya başladım. Kimileri beğendi. Kimileri "Hediye almasını öğren" diyerek hediyeyi az buldu. Bazılarına hediye almak zor. Öğrencilerim ve torunum Ege'de kitap hediye edilmesinden hoşlanmazlar. Bir sene yılbaşında öğrencilerime evdeki kitaplıktan hediye kitap vermiştim. Bazılarını da yeni almıştım.
        Bu gece hıdrellez. Gül çiçeği aldım. Altına isteklerimi yazacağım. En başta sağlık ve coranalı günlerin bitmesi. En güzel hediye nefes almak. yemek yiyebilmek. Sevdiklerini görebilmek ya da sesini duyabilmek.Birde biten enerjimi yerine getirmek için motivasyon. Oturmak evde kalmak enerjimi azaltıyor. Dışarı çıkıp yürüyeceğim. hareket istiyorum. Sakuralar bitmeden Dikmen Vadi'sini ziyaret edeyim.
        Hıdrellez bir gece önceden mahallemizde  herkes kendisini anlatan bazı eşyaları küpün içine atar.  Ertesi gün açılmak üzere bir genç kızın başında küp kilitlenir. Annem yoğurt  mayalardı. Sabah erkenden kalkarız. Güplüce denilen yer var. Oradan ısırgan otları toplardık, çeşmeden su doldurma Doğal su evdekilerden farklı. Kapılar çalınır ısırgan ellere sürülür. Ayrıca ısırganla kapılar süslenir.
        Kahvaltıdan sonra bütün komşu kadınlar süslenir başlarında hanımeli takılır. Anne şu Şükran teyze değil mi. Zayıf ama şık bir bayandı. Üzerinde baharın renkleri empirme elbisesini geçirmiş  bütün komşular bizim avluda toplanır. sesi güzel olan alır eline bir tepsi başlar mani söylemeye. Küp yine bir genç kızın başında açılır .İçine konulan eşyalar çıkarılıp o kişiye mani söylenerek oyun havaları oynanırdı. teyzem tepsi çalar seside bayağı güzeldi. Ne eğlenceli kadınlardı. Bu törenler çok hoşuma giderdi.
       Bazı manilar internetten.

 Ak tavuk aldın mı?
Kümese koymadın mı?
Kör olası gaynana
Sen gelin olmadın mı?
                                                                             Ne viran çeşme imiş
                                                                                               Su içecek tası yok
                                                                                                    Yıkıldı viran gönlüm
                                                                                                       Yapacak ustası yok
                                                                                                            Şu vefasız dünyanın
                                                                                                                Ucu var ortası yok
  Birde ben bir mani yazayım 
  Sabah uyandım neşeyle
 Bekledim durdum heyecanla 
Altmış beş yaş üzeri için çıkacak ne hediye?
Kardeş dışarıda market ve dükkanlar açık değil. 
Ödenecek faturalar var
Diğer insanlara çıkma yasağı var
Pazar günü için dört saatlik dışarı çıkma izni.


 Gönüller razı ol hediyene 

                                                            










         

3 Mayıs 2020 Pazar

Susuzluğa dayanan sardunyalar gibi hayat ben insana hasret

   

                                             







       Odayı toplarken bir baktım ki valiz içinde en son Selçuk ve Akhisar'a gitmek için koyduğum eşyalar var. Ertelenen geziler. Mayısın on yedisinde İsveç Norveç gezisi bakalım paramızı ne zaman alacağız. Ertelenen geziler bana ertelenen düşleri hatırlattı.
       Kızım dedim kendime "Yurt içi yurt dışı gezilerden bahsediyorsun. Sokağa çıkamıyorsun." Dışarıda gri bir hava yağmur yağıyor usul usul, bazen bardaktan boşanırcasına yağmayan nisan yağmurları. Gökte birikmiş sanki. Dün eşim terasta yürüyeyim dedi on dakika zor dayandı. Islanmış bende "Evde dolaş" dedim. Şimdi yanımdan geçti." Buraya gelme deyince "de sinirleniyor. Zaten günlerce dip dibeyiz. "Sen önerdin" diyor.
         Neyse ev geniş o mutfakta bazı izlediği kanallar var. Ben salonda bazen bilgisayarda. Bazen birbirimize kızıyoruz. İki dakika sonra "Aşkım canım" diyerek telafi ediyoruz.
        Torunları görmeyeli sanki aylar oldu. Görünce bizle konuşuyorlar mı? Biraz sonra nette merhaba diyeceğiz. Ellerinde tablet başlarını kaldırmadan "selam" deyip kendi dünyalarına dönecekler.
       Sabah ekmekçi dolaşıyor dışarıda neden gazeteci dolaşmıyor. Birincil ihtiyaç karın doyurma diyorum. İnternetten gazete okuyayım bazı gazetelerin pdf si var. Biz bu konuda dinozoruz. Elimizde gazete, okumanın zevki öyle çıkıyor.
       Torunlar ve kızımla sabah sohbeti yaptık. İki yavru televizyon başında her zaman ki gibi  Kızım televizyonu kapattı. "O zaman yine konuşmayacağız" dediler. Biraz sonra konuşmalar sohbet başladı. Büyüğe doğum günü hediyesi ısmarla demiştim unutmuş. "Küçüğe sen ne istiyorsun" dedim. "Tavşan istiyoruz" dedi. Canlı ona bakacakmış. Çocuklar bahçe, sokak, doğa görmeden evin içinde kalıyorlar.
         Çocukken babam Almanya'da İnşaat olan evimiz yarım. Üst kat tuğlalar örüldü, içi yapılmadı. Yetmişlerin başı babam kışın üç aylığına geliyor evi tamamlıyor. Boş dairede kuzu, tavuk ve tavşan besliyoruz. Bir gün bir baktık ikinci kattan dışarı tavuk uçtu. Neyse ölmedi. Bir sabah uyandım.  "tavşanlara bakayım" dedim. tavşanın tüyleri yok. Anneme seslendim. "Tavşan çıplak pespembe sadece eti gözüküyor.Ben üzülüyorum ne oldu diye biraz dikkatli bakınca doğum yapmış. Yavrularına tüylerinden yatak. Aman Allah'ım tavşan bile yavrularını düşünüyor. Tek tek kendi tüylerini yolmuş. Kim bilir ne acı çekmiştir. Deniz' e bunları anlattım. Anneanne hiç hayvanların çocukları olur mu? demez mi anlayamadı annesi anlattı. Ege'de okus pokus yaptı. Deniz bilgisayardan beni öpüyor. "Benim yerime anneni öp" dedim. Uzaktan makinaların ardından görüşme. Sesini duyma, kendisini görme. Gurbette olduğunu farz et. Kardeşim öldüğünde bana bir arkadaşım  öyle demişti. Uzakta sürekli görmüyorsun. İnsan alışıyor. Haydi alışma çözüm üretebiliyor musun?
        Hayvanlar yerine evde çiçekler aldı. bende size çiçeklerimi paylaşayım. uzun ömürlü aslan ağızları donmuyor, ölmüyor baharda tekrar çiçek açıyor. Susuzluğa dayanan sardunyalar gibi bir hayat kendi içimize dönük yaşamak sanki dünyadan elini eteğini çekmişsin gibi yaşamak.











1 Mayıs 2020 Cuma

Karantina günlerinin yalnızlığı içinde geçen hayat

   
                                                                
         Mayıs ayıda geldi kapımıza. Bugün 1 mayıs İşçinin emekçinin bayramı onlar çalışırken kutlanamayan bayrama...Kutlu olsun.
        Geçen hafta sonu karantina günlerinde dört gün beş gece köydeki evde kaldık. Doğanın içinde maskesiz bir hayat,kuş sesleri, dağda yürüyüş. bahçeyle uğraşma. soba yakma gibi günlük rutinler Vakit bir şekilde geçiyor.Havalar  halan soğuk,ısınmadı. Soba yaktığımız yerde uyuduk. İlk gece soğuktu ev ısınmamıştı. Sonra alıştık ev ısındı. "Soba yakmak zor gelir" dedim. Ancak insan ona da alışıyor. Odunumuz boldu. Kömür alamadık. Sağ olsun komşu verdi.
      Sincaplar ilk gün hoş geldin ziyareti yaptı. Daha sonra görünmediler. Ses olduğu için gelmiyorlar. Siteyi dolaşırken üç dört tane sincap gördüm. Bazı evlerin bahçelerine hayran kaldım. Emek vermişler. Çok güzel bahçeler vardı. Meraklı erkekler var. Eşim odun kırdı., doğadan kurumuş dallar getirdi. Bahçe işleri bana ait. Komşuların bahçeleri  hemen tabii beni etkiledi. Bol bol çiçekler aldım. Özellikle sardunya. birde mor salkım. Fakat bu hafta sonu için gidemedik. pazartesi gidip çiçekleri ekeyim.
       Nihayet ısmarladığım kitaplar üç hafta sonra geldi. Büyük bir heyecanla okunacak kitaplarım var diye sevindim. İki kitap blog yazarlarından  biri Deep Tone'nin Güne Sürgün. Diğeri ise Defne Suman'ın Bir kitabı Emanet Zamanlar Birde Grange  Son Av. Ayrıca kızımın evinden iki kitap daha aldım.
         Evde kalmaya alıştık mı bilmiyorum. zaman bir şekilde geçiyor. Dikmen Vadi'si, İlkbahar Park'ı dağdaki yürüyüşler bu haftaya anlam kazandıran zamanlar.
       Sabah kahvaltıda eşimle sohbet ederken ona sordum; " Beni en çok mutlu eden şeyler ne? "Konu başka şeylere kaydı cevabını ben vereyim dedim. Çiçeklerim, ekilen tohumun çıkışını gözlemlemek. Kitaplarım. okunacak kitaplar, yazı yazmak , fotoğraf çekmek. Mutluluğu uzakta değil yakında kendi içimde aramak. Sıralamanın değişmesini istiyorum. Yazı yazmak ve fotoğraf çekmek ilk sırada olmalı. Tıpkı yemek içmek kadar doğal. onlar yaşamın anlamı. Biliyorum yazı yazmayı sürekli hale getirebilmek. Bir ara torunum Ege'ye öğretmeni günlük üç cümle diye ödevi vardı. Bende günlük olmasa bile haftada bir yazayım ona da mutlu olurum. Gün içinde beş cümlelik notlar alarak haftalık yazımı oluşabilir. Fotoğraf çekmek için çok çaba gerekiyor. Birinci sıraya nasıl gelecek. Cep ile çekmekten bahsetmiyorum. Fotoğraf makinasını kullanarak çekmek. Bu ödevim olsun. Fotoğraf makinasını  taşımayayım dedim Köye götürdüm orada çekmedim.geri getirmedim. İstiyorum. peki neden yapmıyorsun? Yapacağım çok istemek gerekli galiba.
        Öğle zamanı yaklaştı. Yemekler var. Akşamüstü pide denemesi yapmak istiyorum Çayın yanında güzel olur.
         Oğlumla bu sıralar daha çok konuşmaya başladık. Görüntülü olunca bir nebze mutlu oluyorsun. Almanya'da coranalı günler. Maske takmaya yeni başlamışlar. Çok zor olduğunu söyledi. Yaşadığı yerdeki insanlarla daha çok sosyalleşmişler. Sanata ve kültüre verilen değerden  bahsettik. Sanatın izleyen için dinlenme aracı olduğunu yapan kişi için durumun farklılığından söz ettik. Bu günlerde değişen normlar ve değerler gitgide yalnızlaşan insanlar ve  bunların birey üzerindeki etkileri.
       Dışarıda pideci dolaşıyor "sıcak sıcak taze taze diyerek"  insanın iştahını kabartıyor



                            Tüf tüflerden bir dilek tutalım hayata bir dilekte siz tutun gönlünüze.

29 Nisan 2020 Çarşamba

Sana gül bahçesi vadetmedim

   
                                     
                                                         Dikmen Vadi'si sakura zamanı



        Bu kadarı da pes. Hala gözümün önünden gitmiyor. Arabada son kalan alışveriş torbasını almak için aşağı indim. Garajda bizim apartmanda oturan şişman bir bey var. Karısından evden bir şey istemiş .Kadında anlamamış. Adam seslendi "Ben spor ayakkabısı istedim sen ne getirdin nereye gidiyorsun?" Sokağın ortasında kadının suratına bir şamar indirdi. Dondum kaldım. Sanki şamar bana gelmişti. Kadından sadece benim duyabileceğim bir sesle "ettiğini bulursun." Adama bir söz etmedi tepkide bulunmadı. Yanlış hatırlamıyorsam adam hasta kadın o anlamda bir söz mırıldandı. Ben kadın adına çok üzüldüm. Adam gözümde fare oldu küçüldü. Ayağımın altına alıp ezmek istedim. Daha sonra pencereden baktığımda hala garajda kadına bağırıyordu. Sanki küçük bir çocuk kadın adam o kadar olağan bir şekilde vuruyor ki acaba dedim içimden sürekli böylemi? Kadın öğrenilmiş çaresizlik içinde adamın etrafında fır dönüyor. Dışarıda böyle davranan evde kim bilir neler yapıyor?  Kadına çocuğa yapılan şiddet . Çok acı.İnsanlar evlerinin içinde neler oluyor?
     Corana günlerinde bir aydır altmış beş yaş üstü ve yirmi yaş altı evdeler. Tek başına yaşayan insansanız kapıdan dışarı çıkmadan evde tek başına hayat. Alışverişinizi kim yapacak? Kimse yok. Birbirine benzeyen günler. Yaşlılar parklarda oturmasın diye sökülen banklar. On dokuz yaşında dışarıda bulunduğu için vurulan gencecik delikanlı.
       Biz ne zaman bu kadar gaddar, acımasız,bencil olduk.Yaşlıları düşünerek modern hapishanelere kapatmak. Karısına kızdığı için atılan şamar.
       Gerçekten komşunun yaptığına çok sinirlendim. Evlere insanları kapattık. Çocuklar ve kadınlar hangi durumda? Gidecek yeri olmayan, ekonomik özgürlüğü olmayan insanlar ne yapacak?
        Önce yaşlı olan. Eğer bir tercihte bulunursam. Bu sözleri sanki Nazi filminden bir sahne sandım. Yok hastanede geçen sözcükler. Eğer aynı düzeyde genç, yaşlı ve engelli hasta corona olsaydı. Genç için seçimi yapardım. Yaşaması için genci seçmek. Yaşlılar ölsün. Engelliler ölebilir.Arkadaşım Fransa'daki kardeşiyle konuştuğunda anlattıkları." Bak ben yetmiş yaşındayım. artık ölebilirim.Bana bunu" dedi. Yaşam çok acımasız.
        İşe yaramazsın sen yaşadığın yeter.
        Günler öncesi corona virüsün başladığı zamanlarda gazetedeki haber dikkatimi çekti. Malezya'da kadın bakanlığı corana virüs gerekçeyle bazı tavsiyelerde bulunmuş:
        *Kadınlar kocalarını evde tutmak için makyaj yapın
         *Dırdır etmeyin
         *Tecrit süresi boyunca bir çizgi film karakterinin yatıştırıcı sesiyle konuşun.
Haberi okurken "aman ne bu" derken  daha haberin  sonunu okumadan içeriden bir ses. "Ben çok yoğunum şimdi televizyona çıkacağım benim annemi arayabilir mi sın!" birden ne olduğunu anlayamadım. Gazete haberini ben evde yaşıyorum rüya mı bu diye düşünüyorum.Neyse haberin sonunu okumaya devam kadın haklarının büyük tepkisi sonucu Malezya kadın bakanlığı öneriyi facebook sayfasından kaldırdı.
           İçerdeki ses daha sonra bana açıklama yapıyor. Biliyorsun birden fazla  işle uğraşıyorum bildiri, röportaj, ders, ön söz yazımı. Ay şekerim telefona vakit yok.Televizyona canlı yayına çıkacak yukarıdan gömlek ister. Bitmeyen istekler...
          Peki ben neler yapıyorum. Bir modern hapishanenin içinde dışarıda bir türlü ısınamayan hava. Virüs belası tepemizde dolaşmakta her an bize misafirliğe gelebilir stresi içindeyim. Telefonlaşma bir arkadaşla sohbet ederken onun düz heyecansız, kederli sesinin telefona yansımasını kırmak için neşe li ortam yaratmaya çalışmakla meşgulken onun bana  " Kızım sen iyi misin? sorusuna cevap vermekteyim. Yemek yap,evin işleri. Hakkını yemeyeyim sabah kahvaltıyı hazırlıyor. Ayrıca alışveri
şi paylaşıyoruz. Geçen hafta pazara o gitti.
          "Yok kardeşim ilk iş şu sinirleri nasıl yatıştırırım çıldırmamak için neler yapabilirim". diye düşünmekteyim
1 İnkar safhası,
2 Hastalık yokmuş gibi davranma,
3 Neşeli olma,
4 Etrafımdaki  sakin ol öğüdü verme,
5 Kafayı yeme,
6 Nasıl bir dünya kardeşim bize öğretilen yada geleneklerin etkisi ile farkına varmadan öğretilen erkekleri rahatlatma,Tabii önce kendimi sonra yanımdaki insanı,
7 Beni kim rahatlatacak?
8 Tüm bunlar rüyamı diye kendimi çimcikleme,
9 Yok kardeşim burası neresi? Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesi acil servisi mi?
        Sürekli gülümseyen,çok sakin olun, evde kal hayatta kal, kocanı yada karını sev o sinirlenince sen konuşma diyen babaannemin yıllarca bize verdiği öğüt mü doğru yoksa benim düşündüğüm sorguladığım dünyada hoşgörülü, sakin, bireye saygılı olmamı isteyen bir akıl arasında kalmış bir ben. İster oradan yak ister buradan. Cendere içine kapanmış benlik bir taraftan gelenekler diğer taraftan akıl.
         Sabah kahvaltı ederken "Şiddet konusunda yazı yazdım. Seni de anlatıyorum. düşündüm de yazıyı biraz düzelteyim daha hafif olsun" deyince bizim bey "Sen sahte feministsin o zaman" dedi. Ben "bu koşullar içinde geleneklerle büyümüş toplumda ne kadar feminist olurum" dedim.
       Bizim evin halleri bu durumdayken evlere gidip baksak hangi dramlarla uğraşıyorlar.
       Çalıştığım dönemde okulumuz yatılı. Türkiye'nin değişik kentlerinden gelen sosyo ekonomik yapısı farklı öğrencilerin anlattıkları ve yaşadıklarını görünce bizim yaşadığımız sorunlar nokta durumunda. Bunlar sorun değil birbirine cilve yapma ya da kendimizi ifade etme.
         Bazen şikayet ederiz hayattan. Aslında ne kadar anlamsız.Vurulan bizim çocuğumuz değil. Biz yaşlı değiliz. Dayak yiyen kötü davranılan ben değilim. Düşünüyorum bu hayatta insanları; bakış açılarını, yaptıklarını. Gerçekten anlamıyorum, anlamaya çalışmıyorum artık. Acımasız bir dünya, eşitler olmayan ilişkiler. Gerçekten hayat çok zor.
       

21 Nisan 2020 Salı

Annemin Ekmeği

                                                                                 

         Sabahın ne zaman başladığını anlamaya çalışırken "Yeni bir gün" dedim içimden. Günler yeni miydi eski miydi bilemediğim zamanların birindeyim. sanki çocukluğumda yaşadığım günler  üzerime çökmüş altında ezilmekten son anda kurtuluyorum.
       Güneşin perdelerin arasından gözüme girmesiyle birden uyandım. Uykumu almışım.
       Yüzümü yıkamak için avluya çıktım. Ortancalar çiçeğe durmuş,sardunyalar gök kuşağının renklerinden fırlamış. Yüzümü sabahın ayazı yaladı "bahar geldi ama bu ne soğuk" dedim. Annem erkenden kalkmıştır şimdi nerede? acaba diye düşünürken seslendi. "Kızım kuzina için bodrumdan odun getir"diye. Kalabalık aileydik un çuvalla alınır. Annem becerikli kadındı. Ekmeğini kendi yapardı. Ekmeğin kokusunu aradım ama sanki bir başka koku geldi burnuma bugün ekmek yok mu? onun yerine ne var ekmeksiz ev olur mu ? sorularımı zihnime yayılırken pişilerin yağın içinde yüzdüğünü gördüm. "Ablam yine mi?" pişi dedi. Kahvaltıda karıştırmayı sevmezdi. Onun için salça ekmek zeytin...
       Anacığımın ekmek yoğurmasını anımsıyorum. Koca bir leğen hamur  mayalanmakta. Biraz sonra ablam alıp fırına götürecek. Bize de yemesi düşecek. Arada sırada çarşı ekmeği alınır evlere biz çok mutlu oluruz beyaz ekmek diye. Ogün farklı güzel bir gün. Anamın ekmeği de ayrı güzel .Üstüne salça  üzerine toz şeker  ya da margarin sür üstüne çayın yanında katıktır.
        Aradan  yıllar geçer yavaş yavaş büyümekteyiz. biz büyüdükçe ekmek yetişmez olur. Fırınlarda daha çok beyaz ekmek . "Babamında durumu daha iyi düşünmekteyim." Beyaz ekmeğe tümden geçişi hangi yıldı hatırlamıyorum .Babam Almanya' ya çalışmaya gitti. Bizim evde artık beyaz ekmek ne kadar çok mutluyduk. Galiba en çok annem mutlu oldu. Üzerinden bir yük gitmişti. Bir daha ev ekmeğini yapmadı. Onun dışında mantı, pişi, nohutlu çiğ börek...Ekmek dışında her türlü hamur işi.
       Zamanlar değişti. Anacığım bu dünyadan göçeli dokuz yıl oldu.
       Corona günlerinde evlere hapis olduk. arkadaşlar dostlar ekmeklerini evde yapıp sanal alemden yayınladılar. Maşallah her birisi iyi birer fırıncı olmuştu.
       Arada sırada bazen beyaz ekmek yemişimdir. Esmer ekmek hep yedik ama ev ekmeği değil.
       Evde kalma günleri devam ederken eve,un ,maya aldım. Fakat bir türlü ekmek yapmamıştım. sabah kahvaltısı hariç ekmek yemiyoruz.  Taze yaparsak evlerin içinde çok  kilo alırız.
        Aniden hafta sonu yasağı iki saat öncesinde  bildirildi. Ekmeğim azdı."Kalk bakalım kızım" dedim. Ekmek yapmak zor gelmedi. Ancak uğraştırıyor. İlk ekmeğim zeytinli, cevizli ,sade. Bugün hafta sonu sokağa çıkma yasağı var. Eşimin hoşuna gitmiş "ekmek yapsana" dedi. Sabahtan terasa çiçekler çıkarıldı. Yeni alınan çiçeklerin saksıları değişti. Fasulyeler ekildi. "Üzerine ekmek yapayım "dedim. Bu sefer zeytinyağlı olsun, birde çukulata ve incir tabii ki zeytin ve cevizli . Çok güzel oldu.
Bütün evi ekmek kokusu sardı. Üzerime sinmiş diye düşündüm. Meğer öyle değilmiş.
         Sanki  annem mi koktu  yoksa ben annemi ve çocukluğumu mu özledim.
     

18 Nisan 2020 Cumartesi

Bir çıkış yolu olmalı

                                                                   

         Corona günlerinde sonu gelmeyen  yazılar. Yazdım yarım bıraktım. Tamamlamak için "enerji" dedim. "Haydi düzelt" olmadı içimden gelmedi "yarım bırakılan yazılar gibi hayat" dedim. Sığındığım sözcükler teselli etmedi."Çıkış yolu vardır,  bekle zamanı vardır."
         Orta okul ya da lise yıllarında çocuğum kek yapıyorum pişmeden çöpe hani şu ocağın üzerinde kek tenceresinde yapılan kekler. Annem " Sabret acele etme bekle" derdi.
         Beklemeyi öğrenmek, acele etmemek, evin içindeki yaşama alışmak. Pencereden dışarıyı izlemek, balkonda geçirilen hayat...Umudu içinde taşımak. Baş edebilmek, sabredebilmek ruhu bu duruma uyum sağlamasını istemek , çıkış yolunu aramak. Ah ne kadar zor!
         Doğanın kendi içinde devinimi devam ediyor. Nisan ayını ortalamışız. Hava soğuk, gökyüzü bulutlu, bir yanda deli olmasa bile rüzgar esmekte.
         Yeni bir gün sanki hepsi birbirine benziyor.o zaman yapılacak olan  günlük rutini  değiştir. Kalk o koltuktan, eline alma kumandayı Bir aydan fazla oldu evdeyiz. Ne kadar sürecek belli değil. Evin içi tıpkı kendi iç dünyan gibi kaos. Modern hapishaneleri cennete çevirebilir misin? Sevgi Soysal hapishanedeyken ne yapıyordu? Sürekli her koşulda yazıyordu. Sende modern hapishanenin demirlerinin ötesini düşün, denizi görmek istiyorsan Sabahattin Ali gibi yukarıya çevir yüzünü. Gökyüzüne bakarken Sinop'u hayal et, Kuşadası'nı, memleketin Akhisar'ı. Hele bulutlu havada ki gün batımı harika. Gökyüzü yeryüzü ile yer değiştirsin alt üst olsun. Bakışı açını değiştir.
       Saksıda biten otta yürüyüş yolununda gördüğün çiçeğin hayalini kur. "Of olmuyor" diyorsun biliyorum. Özgür ruhuna vurulan kelepçeyi kır.
        Vadide açmış mı dır? kiraz çiçekleri. Pempeler fuşyalar..Aldığın sardunyanın renkleri yoksa kiraz çiçeği rengi mi?
      Bir tek sen değilsin bir çok insan kendi hapishanesini aydınlatmaya çalışıyor. Sen neden aydınlat mı yorsun? Işık çok mu uzakta  ona bir türlü ulaşamadın mı? Aslında çoktan ulaştığın. Sabretmeyi çoktan öğrendin. Torunum Ege ve Deniz'i onlara baktığın ilk günleri düşün. Kendi çocuklarını bir düşün onlarla yaşadığın ilk anları daha önce yaşamamıştın. Nasıl sabrettin. Nasıl başa çıktın.
        Gülmek mi ağlamak mı ya da neşe mi hüzün mü, dolu mu boş mu tercihlerin hep olumlu olurdu.  Ne oldu sana böyle kuzum." Bırak yağmur yağsın saçların bozulsun yağmurun yağması güzeldir berekettir" derdin bak yine öyle yap haydi toparla kendini. Minik adımlarla başla,ufak minik.Yavaş yavaş.
        Yaşamda sorunlarla karşılaşınca nasıl çözdün? Kim sana yardım etti? Kendin isen o zaman bu dönemdeki kaygıyı da atlatırsın.
          Bir ay içinde neler yaptın hatırla.
       İlk günler alışmaya çalıştım. Tam akşamüstü olunca içimi şu anda da aynı sıkıntı bastı.Yorgunluğumun en üst noktaya ulaştığı an. Bir şekilde o saati geçirirsem sıkıntı bitiyor. O zaman "oyalanacak beni mutlu eden neler var?" diye düşünüyorum.
         Şu an alışma dönemi de bitti. Ruh sağlığımı korumaya çalışıyorum. Arkadaşlarımla görüntülü konuşmak için makyaj yaptım.
         Mavi oje almıştım. Bugün onu sürdüm.
         Bol film izliyorum. İki gün önce can dostumu izlemiştim. Harika bir film. Mutfaktayım eşim yemekleri az yaptığımdan yakınır. Ben de   ona " sen taze yemek istemiyor musun?" diyorum.
        Geçen hafta sonu için iki saat içinde  sokağa çıkma yasağı olunca hazırlıksız yakalandık.Ekmeğim azdı. Malzemelerim evde vardı. İlk ekmeğimi yaptım. Bir sonraki yazıda anlatacağım.
         Bahar gelmiş geçiyor evimin bir alt sokağında park var. Markete yada gazete almaya giderken oradan geçiyorum. Minik bir tur yapıyorum kimse yok.  Ağaçlar baharlığını geçirmiş üstüne.
O nefes bana yetiyor. Tek tük insanlar var uzaktan uzağa geçip gidiyorum, gazetemi alıp oyalanmadan eve geliyorum.
      Tabii bazen günlük rutin sıkıyor. emekli olduğum için baş etmeyi öğrenmiştim. Kendimle kalmayı kendimi sevmeyi. Eğer kendimden şikayet ediyorsam rutini değiştir diyorum.
        Beni mutlu eden toprakla uğraşmak çiçekler... Alt balkonu çiçek bahçesi gibi doldurdum. Üst teras temizlendi. Kıştan kalan kirlerden arındı. Domates, biber, çilek, fideleri alınıp ekildi. Bugünde tere ve dere otu tohumu aldım. Biraz geç çıkar ama ben ekeyim de.
        Kitaplar  onları seviyorum. Aldığım kitapları hemen okurum. Eğer yarım bırakmışsam beni sarmamıştır. zaman zaman tekrar elime alır okumaya çalışırım. Bu arada Gülseren Budayıcıoğlu' nun iki kitabını okudum; Günahın Üç Rengi ve Hayata Dön. İnternetten kitap ısmarladık. Ancak bir hafta oldu ses seda yok. Kitaplar geç geliyormuş.
       İlk günler plan yaptım. İkinci gün uymaya çalıştım. Planımda yapamadığım veya az yaptığım evin içinde spor. Bu konuda on üzerinden kendime üç buçuk veriyorum.
        Kaygının esiri değilim. Biraz kaygı duymak sorun teşkil etmiyor.
     
     

       
             

26 Şubat 2020 Çarşamba

Suya düşen cemre

                                     




        Havalar gitgide ısınıyor. uykudan uyanınca ilk işim hava nasıl? İçimi ruhumu ısıtan güneş var
mı ? diye pencerenin perdesini kaldırırım. Hava açık ise sabah mutluluğum bir kat daha artar. Ardından camı açarım dışarısının soğuk ürperten havasını koklar içime çeker bedenimin üşümesine izin veririm. Kuşların şakımasını dinlerim. Beton yığınları arasında dolaşan kuşlar. Hala şakımaya devam ediyor. Terasa gelir halimi sorarlar. Acıkmışlardır. Toprağı kazıp dururlar.
        Sabah çayımı alır bilgisayarın başına geçip güne merhaba demekbugün hangi konuda yazsam diye düşünmek günün ilk saatleri için keyifli dakikalar. Çaylar bile bozuldu. Kokulu çaylar alıyorum. Çayın kokusu yok. Ekmekler bozuldu da çaylar mı bozulmayacak. Arkadaşımdam yurt dışından gelirken çay ısmarladım.
        Kafamda bir kaç konu var. Kitaplar, bahar geldi çiçekler ve hayat pahalılığı işsizlik.
        Ne zaman Bahausa gitsem çiçeklerle dönüyorum. Bu sefer kazablanka aldım. Mis gibi bir kokusu var. Salonumda doğal parfüm. Diğer adı lilyum. Çiçekçilerde bir tanesini bayağı pahalıya satıyorlar, soğanlıymış bahçeye ekebilirmişim.
       Kendim içinde beyaz orkide aldım. Yazın orkidelerimi kızıma bırakmıştım kurutmuş. Onun çiçeklerini ben gidince suluyorum. Alo vera benim evdeki o kadar iyi değil. Onun ki çoştukça çoşuyor. Çünkü su vermiyor. Bende evdekinine az su vereyim diye  çaba sarfediyorum. Bahar gel bahçeyi çiçekle donatalım. Baharı Ege'de karşılamak lazım. Bizim buralara bahar geç geliyor. Papatyalar bile buralarda geç açıyor. Datça' dan arkadaş yazıyor. Papatyalar tomurcukta. Tıpkı benim gönlüm gibi. Bahçede leylakta minik minik canlanma, yürüyüş yolunda baharlar patlamak üzere. İlk sevincim çiğdemler gözükmüyor bahçede. Biraz daha hava ısınsın. Galiba cemrenin toprağa düşmesini bekliyor. Hemen yüreğimden kelimeler yazıya dökülüyor.
          Her şeyin zamanı var sevmenin, sevilmenin, aşık olmanın çiçeğin tomurcuklanmasının, güneşin doğmasının, kavganın zamanı var. Acele etme sevgilim. Sen annenin karnında dokuz ay  nasıl durdun. Acele etme. Bahar gelecek yaz gelecek. Yeter ki sen gönlünü hoş tut.


       
       

24 Şubat 2020 Pazartesi

Gözüm yolda gönlüm sende

                                                       


         Caddelerde rüzgar aklımda aşk var. Deli dolu rüzgar
         Bu sabah Nilüfer söylüyor.
         Ayazın sütü kestiği zamanların birinde babaannem elinde kepek sabahın köründe kapıyı açıyorum. Uykulu gözlerle etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ayağım çıplak " Ne oldu babaanne?  "Kızım annene seslen de benim inek bugün süt vermedi bu yemi bir okusun hayvan rahatlasın." Gerçekten annemin okuması mı iyi gelirdi. yoksa bir başka neden mi? hayvan süt vermeye tekrar başlardı.
          Bu sabah   çatıdaki karların bana anımsatlıkları. Hayallerim  vazgeçişlerim mi yoksa hatıralarım mı? Ah bir bilsem. Benim babaannem olmadı. Babam ilkokulda en küçük kardeşi yirmi günlükken annesi  ölmüş .Komşu teyzemizinde çocuğu yok. Bizim babaannemiz oldu. Onunla özel bir anım yok. Hep kalabalıklar içinde.  Ne zaman evine gitsek torunları gelmiş gibi bizi mutlu karşılar. Yüzünün çizgileri arasında gülen gözlerinin sıcaklığı içinde erirdim. Hemen dolaptan şeker çıkarırdı. O zamanlar anneler çalışmaz bizler kalabalık ailelerde büyümüştük. Zaman mı? İşte bizim nesilden önceki nesil. Kızım zamanı niye uzatıyorsun. Yetmişli yıllar demiyorsun. Şimdi. çocuklar anne ile değil annenne veya babaanne ile büyüyor. Hangi arkadaşı arasam toruna endeksli bir yaşam. Konularımız değişti artık torun merkezli. Biz büyükler içinse uğraşacak keyifli geçirilecek zamanlar.
        Anneannemi hatırlamak için çocukluğumu çağırıyorum. Üstünde beyaz yemenisi masmavi gözleri ablam ona benzemiş. İki katlı evin merdivenlerinden seslenir. "Çocuklar öğle zamanı uyku vakti." Teyze dayı çocukları kalabalık. Bakar ki kimse uyumuyor. Pencere tıklanır bir öcü biz onu görünce doğru yataklara. Sonradan o maskeyi bulmuştuk. Kahkahalar içinde güldük.
          Üzüm zamanı evde hazırlıklar. Havuzda üzümler çiğnenir. Bayılırdım üzüm çiğnemeye. Kazanlar kaynatılır. Sırasıyla üzüm suyu şıra hazırlanıp şişelenir. Bir kısmı  içilir. Sonra kazanlarda pekmez. Kışlık  için hazırlanır.
         Bazen Bakır'a gezmeğe giderdik. Babaannemin elini sımsıkı tutardım. Sabahın kör vakti hava daha aydınlanmamış treni beklerdik. Sabahı aydınlatırcasına tren uzaktan görünür sesi yankılanır, dumanı savrulurdu. sanki bir canavar geliyor. Severdim tren yolculuklarını yarım saatlik yol iki saate çıkardı. Öğrenciliğim boyunca Ankara Akhisar arasında hep trene binmişimdir. Hem ekonomik hem rahat ama zaman olarak uzun seyahatlerin aracıydı. Dağların arasında kıvrılan rayların üzerinde sevdiklerimize kavuşurduk.
        En son Kars'a giderken bindim trene. Yirmi dört saat. tren kompartımanı entel yolcu dolu. Hiç tanımadığım insanlarla kalmıştım. Uzun sürmesini hissetmedik. Sohbetler yemekler, her türlü içecek. Ve fotoğraf çekmek. Dönüşümüzde aynı süre. Yatağını yap al eline kitabı. manzara önünde akıyor. Dağlar dereler yol boyu. Tren yılan gibi kıvrıla kıvrıla istasyonlara gidip sevdiklerini birbirine kavuştururyor. Arada sesini duyuyorsun.
      Ablama gittiğimde yine binerim. Selçuk Aydın arası bir saat. Bir defa havalimanından binmiştik. Selçuk'a gitmek için yerde oturan insanlar sohbet ederken oğlumu İstanbul'dan tanımışlardı.
       Bu yazıyı yazarken özlemişim tren yolculuğunu. Japonya'da olup hızlı trene binmek isterim. Mart sonu Ege'deyim. Trene binip yakın kasabalara gitmek yeni yerler keşfetmek güzel olur.
       Tren anılarım bitmez bu yazıyı öykü haline getirecektim. Bu seferlik anılar denizinde kaybolmak keyifli oldu. Bir kara tren şarkısı gelsin.
    Gözüm Yolda Gönlüm Darda
Ya Kendin Gel Ya Da Haber Yolla
Duyarım Yazmışsın İki Satır Mektup
Vermişin Trene Halini Unutup
Kara Tren Gecikir Belki Hiç Gelmez
Dağlarda Salınır Da Derdimi Bilmez
Dumanın Savurur Halimi Görmez
Gam Dolar Yüreğim Gözyaşım Dinmez
Yara Bende Derman Sende
Ya Kendin Gel Ya Da Bana Gel De
Duyarım Yazmışsın İki Satır Mektup
Vermişin…   
        Memlekete trenle gideyim ( Hızlı tren yapımı nedeniyle Ankara İzmir treni şu an çalışmıyor.) Hayalimde kondüktor seslensin.
      "Bir sonraki istasyon Akhisar inecekler hazır olsun."
Trenden indiğimde karşımda annem ,babam ve kardeşim olsun.
Not Bu yazım sonsuzluğa gidenlerin anısına.

21 Şubat 2020 Cuma

Uçmayı sevmek Torunlarla müze

                              Daha önce yazdığım yayınlamadığım bir yazı.bazı haberler gecikmiş.
                                                                 

      Günlerin hızına yetişmek mümkün değil. Ocak ayı bitti.. Televizyonu açtığımızda haberleri izlerken ülkemizde ve dünyada olan depremlerin sarsıntısını ruhumda hissederken doğanın isyanını  anlamaya çalışıyorum. Ölenlere  üzülüyor diğer yandan sağ kurtulanlara seviniyorum. Gazete başlıklarında "Ölüm yoksulu vurdu" yazısını okuyunca kederleniyorum. "Bu dünyaya ne oluyor?" Memleketim Akhisar (Çocukluğumda Gediz depremini yaşamıştım.), Ankara, Elazığ ve Küba.
     Geçen yıl blogta ocak ayında 12 yazım var.  Neden? az yazdım sorusuna ürettiğim bahaneler mi? yoksa önceliklerin değişmesi mi? diye kendimi sorgular buldum.
     Torunların tatili nedeniyle evdelerdi. Babaanne ile ortak bakıyoruz.  Benim adım Ege'nin tabiriyle müzeci anneane. Ankara'da torunlar için etkinlik birinci sırada müze. Alışveriş yerleri çok kalabalık. Artık bende sevmiyorum. Çok ihtiyacım varsa gidiyor dolaşmadan geri dönüyorum. Doğayı seviyorum. Alışveriş merkezi yerine dışarıda yürümek daha keyifli.
         Ulucanlar Müzesi, Mustafa Ayaz Müzesi,Türk Hava Kurumu Müzesi  bu yıl ki tatil gezilerimiz oldu.
         İki torun olunca "otaparkı olsun ve şehir merkezinde olsun"diye düşünüyor insan. Havanın yağmurlu olması bize engel olmadı.Yağmurluklarımız üstümüzde bahçede  bulunan uçakları inceledik.
           Uçmak kadar güzel bir şey var mı? Kar gibi yumuşacık bulutların üzerinde olma hissini anlatmaya kelimeler yetmez. Küçük bir müze, eski garın karşısı Ulus'ta arenanın yanı.
                                                   









             İlk kadın şehidimiz Vecihi Hürkuş'un yeğeni Eribe Hürkuş on yedi yaşında .Vecihi beyin kız kardeşinin kızıdır. Anne ve babasını erken yaşta kaybetmiş.Vecihi bey onu büyütmüş.tecrübesi yokmuş. Uçmayı çok seviyormuş. İlk uçuşu tahminen paraşütü heyecandan açamamış Yedek paraşüte dolanmış. Yere düşmüş.hastaneye kaldırılmış.Kurtarılamamış.Çok acı bir ölüm.


                                                Yarışmada ödül almış resimler






                       Mustafa Ayaz Müzesi Torunların sadece resim olduğu için ilgisini çekmedi.
                                                  Eskişehir yolu Balgat girişinde
Mustafa Ayaz'ın resimleri üst katta sergileniyor. Bir başka zaman gitmeyi düşünüyorum. Giriş on iki                                                                                     buçuk lira.
                                                                           



   

20 Şubat 2020 Perşembe

Yüreğim pır pır ilk cemre havaya düşmüş

                                                                 

         Kışın o boğucu kasvetli havasından kurtuluyoruz. Bu kış iyi geçmedi. Gönlüm "neden" dedi. Cevabım var tabii ki onu kendime saklayayım. geçen kış yürüyüş yapmıştım. Bu kış sayılıdır. Çoğu kez evde oturdum.Üç hafta ya da bir aya yakın ayağımın yanık olmasından dolayı evde kaldım.Üç aydır Ankara'dayım. seyahat yapmam lazım. Hemen bilet alıp hafta sonu Sinop'a kaçayım. Gezmek ruhuma iyi geliyor. Kendimi gözlemleyince evden dışarı kendimi atayım arkadaşlarla görüşeyim. Sergi gezeyim .Alışveriş yapayım. O zaman daha çok üretiyorum. Blog için daha çok yazı yazıyorum. Hayata farklı bakıyorum. Eee "niye yapmıyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. İlacını biliyorsun da neden uygulamıyorsun. Ah güzelim hayatı da biliyorsun çözebildin mi? en yakındaki insanları anlayabiliyor musun? Ama olacak.Arkadaşlarla konuşunca onların hayatına bakınca anlatmadığı sorunları düşününce  benim ki hiç diyorum. o zaman kalkıyorum ayağa hayat seni seviyorum  diyorum kendime.
         Ocak ayı nasıl geçti. Kiltablet adlı internet öykücülüğüne öykü yazdım. Şubat konusu gülmek direnmekti. Birazcık umutluydum. Çünkü aylık öyküleri okuduğumda benim ki bayağı iyi gelmişti gözüme. Cevap olarak bu ay öykünüzü yayımlanmayacak. Yani benim öykü seçilmemiş. Ama öykünüz olmamış deneme veya bir başka şey denmedi. Dedim ki sorun yok. Yazmaya devam.Yirmi gün emek verdim. Olmadı tıpkı ekmek yapmak gibi ilki olmaz .Oturur sürekli yazarsın. yazdıklarını beğenmez tekrar yazarsın. Bir çok yere gönderir olumsuz cevap alırsın. Vazgeçmezsin diye zihnime yerleştirdim.
        Bloğa da yazamıyorum. Kitap okuyamıyor tv bir şey yok film severim. Çok cazip gelmiyor.
        Bugün arkadaşlarla köye gideceğiz. Domates çorbası ile yoğurtlu pancar salatası yaptım Yoldan etimizi ve pidemizi alıyoruz. Dün pazara gidip kestane alacaktım. Yorgunluk üzerimden gitmedi. Sobanın olmazsa olmazı bugün pazara uğrayıp almak lazım.
          Köydeki eve soba kurduk. Elektrik sobasından daha iyi ısıtıyor. Çayı harika oluyor hele içine odun attığınızda çıkan ses ve sıcaklığın verdiği mutluluğu ifade etmek anlatmak için yaşamak lazım diyeceğim. Çocukluğa özlem mi ateşin güzelliği mi bilemiyorum. Benim için çok güzel bir şey tabii odun, kömür olayı var. Depoda odun vardı. Ancak büyük kırılması lazım. .Köye giderken yol boyunda ağaç kökleri kırılan dallar var onları topluyoruz. Kömür aldım. Oda çuval yarıya indi. Kızılcahamam' dan odun alacaktım. Çuvalı altmış lira dünür "pahalı" dedi. Ben yinede almayı düşünüyorum. Evdeki doğalgazdan daha ucuza mal oluyor. Peki emeği olacak o kadar. Topladığımız odunları da eşim parçalıyor. yalnız onlar şu an yaş. Sobanın yanında kurumasını bekliyoruz. Baharda köyde kalmaya başlarız. Mart ayında çiğdemler açar. Ankara'nın çiçeklerinden biridir, baharın müjdesi. Çuhaların bir kısmı kış için ekmiştim donmuş. lahana çiçeğim donmuş.
        Köyde bugün dostlarımı ağırladım. Uzun zamandır görüşememiştik. Sobaya odun attığımda sesini dinlettim. Kestaneyi alamadım. Sinop'tan alıp getireyim. Her şey tam olmasın ki bir başka zaman yaptığımızda keyfi olsun.
        Arkadaş ya da dost köydeki ev kalabalıklarla güzel. Sobanın etrafında yapılan sohbetler. Güzel bir yemeğe eşlik eden konular. Küçük mutluluk gibi görünür.Ama insana verdiği haz ve enerjinin değeri çok fazladır.

Çift sarılı yumurta

                                         İki gün önce            Hastanede doktorum fizyoterapist Nebahat hanımın kapısında bekliyorum. Nede...