22 Ağustos 2024 Perşembe

Mavi yeşil oldu siyah

 

                                                                           Mardin 

   

                                                Gaziantep

                                                        

       

                                                            Sabah kahvaltısından Gaziantep


                                                             

         "Eksik bir şeyler var hayatımda." İnternette bu şarkı çalıyordu.

 

        Meğer yazmayalı uzun zaman olmuş.  Bugün uzun zamandan sonra yazı yazmaya karar verdim. Aklımda bir çok konu hangisinden başlasam. Sinop'tayım sabah yürüyüşlerine yeniden başladım. Daha erken çıkmam lazım. Yürürken mavi ve yeşil doğanın dansını izledim yazı konusu yapayım dedim.   Maviyi severim denizin mavisi ayrı, göğün mavisi ayrı, ırmağın yeşili ayrı. Yeşil sadece doğanın rengi değil. Çiçeklerin ağaçların yaprağı yeşil. Bazıları yeşile  bazıları maviye düşman. Etraf simsiyah olmuş mavi yeşil kalmamış. Göğün rengi değişmiş kara bulutlar sarmış. İçimi kaplıyor bir acı.

                                                                               







                                                             İnternetten bulduğum resimler

      Neler yapıyorum, kafamdaki ülkemdeki dünyadaki meseleler neler. Sürekli onlarla uğraşıyorum. İlk başta instagram yasağı. Bana hatırlattığı on üç yaşındayım regl oldum. Çocuktum ortaokul dönüşü biraz ablamdan da biliyorum. Büyümüş müydüm? Bedenimde ne değişiklik oldu diye düşünmedim. O zaman ki yaşlara bugünden bakış. Kol altı ve bedenimin diğer yerlerinde kıllanma. İki çocuk sahibi oldum. Aradan yılla geçti şu an yaşı tam olarak hatırlamıyorum. Galiba kırk sekiz yaşındayım. Ön menopoz oldum üç ayda bir regl derken kesildim. Ve o zaman çok üzüldüm. Çünkü bana sonradan verilen bedenim ile ilgili o tuhaf meğerse doğurganlık için önemli olan olay ve sonra elimden alınan artık yaşlandın diyen tuhaf bir durum. Sizin iradeniz dışında gelişiyor. İnstagramı da ona benzettim. Sosyal hayat bilgisayar ve cep telefonu teknolojinin gelişmesi ile yaşantımız girdi. Günlük hayat çiçek böcek anılar la varlığına devam ederken niye alındığı belli olmayan bir kararla kesildi. Anı albümü size ait olan sayfa bir süreliğine gitti. Sonra tekrar geldi. 

            Bazen kendime dışarıdan farklı gözle bakıyorum. bazen kendimi övüyor, bazen beğenmiyorum                

            

          Ben kimim? niye varım ? sorularını soruyorum. Sorguluyor hayat elimden kaçmadan hayatı yakalama çalışıyorum. En büyük derdim kendim. Kendimle barışığım kendimi beğenirim ama bir  başkasının  yanında kendimi düşünürken frene basarım. Benim bilgim becerim bir başkasının  yanında anlamlı olmayabilir.

                    Neler yaptım bir bakalım.

                    Mart ayında kitabım çıktı.

                     Nisan ayında Güney doğu Anadolu gezisine eşimle çıktık. Mardin; Midyat, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep . Unutamadıklarım ve çok isteyip gördüğüm yerler Göbeklitepe, Nemrut , Gaziantep' teki Zeugma Müzesi, Halfeti tekne turu.

                                                                                      

   Göbeklitepe internetten
                                                                    Halfeti tekne turu
                                                                       Harran Evleri
                                                                        Nemrut

                                                  Nemrut' a giderken Cendere Köprüsü
                                                                              Mardin

                                                                             Mardin




                                                               Hasankeyif
                                                Diyarbakır dokuz gözlü köprü

        Konu olarak yangınlar ve anıları seçmişim. Fotoğrafları yükleyip yazıyı yeniden okuyunca sanki aşure oldu hayat. Bir yanda yangın yeşil olmuş kara kapkara diğer yanda anılardaki yolculuk fotoğrafların renkleri pembe ve canlı "bir çelişki yok mu? " dedim. "Evet var içimiz acırken hayat devam eder ve ağlamak somurtmak değil gülmek yaraşır." Acıyı da yaşarız kederi de. Tekrar acıyı hatırlayarak geçmişten ders almak gerekir.


            




30 Mart 2024 Cumartesi

Ne okuyoruz? Babamın Tenekeleri Zehra Konukman'ın ilk kitabı

                                                                               






                                                                        Kitabımın içeriği

         Çocuksu bir sevinç sardı beni. Hani bayram arifesinde anne ve babasının aldığı giysilerle yatan çocuklar gibiyim. Kaybettiğim çocukluk heyecanını yaşamak güzel. Dün gece bir türlü uyku tutmadı  kalkıp kalkıp kitaplarıma bakıyorum, tekrar okuyorum. İlk düzeltmeler geldiğinde oturup ağlamıştım. Niye bu kadar duygu yüklüyüm diye.  Evet anlattığım ilk kitabım. " Babamın Tenekeleri" Bir arkadaşım sordu neden babamın tenekeleri diye  Kitaptan bir cümle ile sorusunu yanıtlayayım.

                                     




"O tenekeler emekti, sırtındaki ağırlıktı, mutluluktu, onurdu..." 
Sizlerle kitaptaki yazıların bazılarını paylaşmıştım. Anı kitabı çocukluğumu anlatırken anne ve babamın hayat hikayeleri, benim yaşamda sorguladığım kadın olmak, şiddet, göç (duyguya yer yok ) yazımda, çalışma hayatı, aşk ,doğum, ölüm, kentleşme, pandemi,  vb konuları anlatmaya çalıştım. 
Arkadaş sohbetlerinde bazen az konuşurdum. Benim de söyleyecek sözüm var demeye çekindiğim dönemlerden benim de hayata karşı anlatmak istediklerim var demeye başladım.
Günler aylar yılların birikiminin sözcüklere yansıması. İlk girişteki önsözde yazdığım yazı 2013 yılına ait. Dün torunum anneanne bir kitapta fazla ver sınıf öğretmenime götüreceğim deyince duygulandım. Sevgili kızım "duygulandım, hüzünlendim, mutluyum" diye yazmış. Kapak resmim oğlum Burçak Konukman'a ait.
 Not:" https://www.okumaodasi.com/babamin-tenekeleri "
kitabı bu adresten temin edebilirsiniz

21 Mart 2024 Perşembe

Bahar mı geldi? Hani nerede?

       

                                                                                  











        21 mart nevruz bolluk bereket, gün eşitliği, denge. Hayat acılar mutlulukla, yaşam ölümle, gece gündüzle, kadın erkekle dengelenir. Gerçekten öyle mi? Zıtlıklar kendi içinde anlamlıdır. Baharı beklerken kış geri geldi.

        Dün instagramdan  bahar fotoğraflarını paylaşırken bugün kar fotoğraflarını paylaştım. Sabah usul usul yağan karı kaçırmayayım diye fotoğraf makinamı kaptığım gibi ilkbahar parkına koştum. Dallardaki çiçekler karla kaplanmış. İnşallah don vurmaz. 

        Bugün 21 mart anlamı gece gündüz eşit. Doğanın dengesi var mı? diyorum. Kış kışlığını bilmeli baharda baharlığını ama hayat işte öyle olmuyor. Kış bitti diye sevinirken bugün bahar adı olmalı derken soğuk karlı güne uyanıyor insan. Bir bakıyoruz karlar yağmaya başlamış. Hava soğuyor mart gerçekten kazma kürek değil ama bol bol doğal gaz ve elde kalmış ne varsa yaktırıyor. Biz yine de güzelliklere sevinelim. Yüreğimizin baharı hiç bitmesin. Ne kara kışlar gördü deriz bu yürek yaşayacak güzel günleri düşleyelim. Hayat mücadelesinden vaz geçmeyelim. Aşık olalım sevelim. Güzel dileklerde bulunalım. 

        

         

15 Mart 2024 Cuma

Üç kozalak iki taş

                         


                                                                 Spderman


                                                                         Bitcoin




                               
                        Deniz'in ganimetleri

         Uzun zamandır yazmıyorum. Düşünüyorum neler yapıyorum diye bir İstanbul gezisi sonra yine sessizlik. Kabuğumdan çıkmaya çalışan ipek böceği misaliyim. Bir koza düşünün evin içi aç bilgisayarı aç televizyonu aşağı yukarı evin içinde dolaş. Zorunlu olan yemek temizlik vb.Dışarıda güneş var beni çağırıyor topluyorum kendimi kozadan çıkma vakti geldi diyorum İpek böceği misali . Kitaptan haber bekliyorum şubat sonu oldu mart ortası bir kaç gün içinde haber gelmesi gerek diyorum.  Bekliyorum tıpkı hamilelik gibi doğacak ama nasıl. İlk önce ben elime aldığımda ne hissedeceğim. Anılar hangi aradan çıkıp gelecek karşıma duracak. Evin içi kitap dolu yatırımımız kitap olmuş. Ev değiştirme nedenimiz 16 yıl önce kitaplardan dolayı. Can sıkıntımıza arkadaştı. Takip ettiğim yazarlar vardı. Aynı kitabı tekrar alıp okuduğum şimdi ne yazdı diye merak içinde yazarlar. Hiç tanımadığım dünyaları anlatan yazarlar düş gücü ve kurguları müthiş. 

       Dün torunla sohbet ediyoruz. Şu sıralar bolca boyama yapıyor adları var. Yaptığı şeyin adı piksel art mış. Sipariş aldım diyor peki karşılığında ne verecekler üç kozalak iki taş. Diyorum ki her şey çocuk dünyasında kalsa ne kadar masum takas usulü yaşasak. Kağıt parçası ya da kart veriyorsun yiyecek alıyorsun. Aslında bu da takas sisteminin bir başka çeşidi. Ama kartın içi dolu olmalı. Ekmeği bile kartla alıyoruz. Nasıl bir dünya bu.

       Dışarı bakıyorum mezarlık gibi bir kent içinde tek tük ağaç var. Yaşarken betonlar içindeyiz. İyi ki gökyüzü var. Görmek istemezsen betonları başını yukarı çevir.

       Bahar geliyor topladığım çiçeklerin tohumunu ekmeliyim. Hafta sonu köye gitmeli doğa ile haşır neşir olmalı. Doğanın içine girmeli ruhumu  arıtmalı.

11 Şubat 2024 Pazar

Unutulmayan inci taneleri

 

                                               




                                               Köyde baharın ayak seslerini hatırlatan çiğdemler

      " İstiridye içine kaçan kumu yabancı ve tehlikeli madde olarak algılar ve kendini korumak için bu yabancı maddeyi ürettiği katı, sert, parlak ve güçlü madde olan sedef mineraliyle sarmaya başlar. Zamanla istiridyenin kendini korumak için ürettiği sedef minerali kumu güçlü bir taş haline getirir ve bu taşa 'inci' denir.

           İşte bizim inci taneleri grubumuz böyle oluştu. Emek zaman gerekti. Bir okulun öğretmenler odasında başlayan tanışıklığımız  tıpkı incinin oluşum öncesindeki kum tanesi gibiydik. Kimimiz çok parlak, kimimiz sessiz bir köşede mat, kimimiz köşeli, kimimiz kare. Her birimiz  kumun içindeki ayrı taşlar. Hayat bizi şekillendirdi. Bazen fırtına gördük, bazen yağmur, bazen kar, hiçbirimiz yılmadık. Hayattan kopmadık. Acımızı kendi içimizde yaşadık.

           Bugün eğer bir masanın etrafındaysak, konuşmalara eşlik eden kahkahalar varsa o vaz geçmeyişimizdir. O istiridye içindeki sedefin bizi koruyup saklamasıdır. Sedef parlaktır hem karada hem suda bulunur o "incinin annesi "dir.  Bana hayatta en güzel armağanlardan hangisidir? diye sorsanız "unutulmayan inci taneleri "nin saçtığı ışığın içinde  o gizli kalmış dostlukların nefesinde yaşayan , basit yalnız kum tanelerinin telefonun ucunda, iyi günde ve kötü günde aradığım gerçek arkadaş ve can dostlarıdır derim. Parıldamalarına gerek yok. Benim gönlümde hepsi en parlak yıldızdan bile daha parlaktır. Etrafındaki insanlara öyle ışık saçarlar ki görmeniz için gönül gözünüzün açık olması.

        Öğretmen arkadaşlarımla bir buluşma sonrası etkilenerek yukarıdaki yazıyı  yazdım.

        Füruzan roman, şiir, deneme, çocuk edebiyatı, edebiyatın farklı türlerinde çok eser vermiş yazar sonsuz yolculuğuna çıkmıştır. 

           " Toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır." 

             Füruzan yaşamını kaybetti. Eserleri ile ebedi yaşayacak.

         

          

1 Şubat 2024 Perşembe

Kitabımın ilk düzeltmeleri geldi

                                                                            







                                          Fotoğraflar İsveç, Norveç, Danimarka  gezisinden

          Dün gece bu saatlerde ayrı bir heyecan sardı beni. Posta kutusuna düşen bir yazının tarifsiz sevinci var. 

         Evet kitabım yolda geliyor.

        Adı " Babamın Tenekeleri"  ilk düzeltmeleri geldi. İçeriği anılar, hikayeler, sevdiklerim ve beni ben yapan şeyler.

         Nasıl olacak? oldu mu? Tıpkı doğum sancıları çeker gibi, bazen güven bazen güvensizlik içinde kaldığım zamanları yaşadım. Ankara kitap fuarında dolaşırken "benim de kitabım olmalı" diye düşledim.  Ve o zaman meğerse gelmiş. Farklı okullarda  Felsefe grubu öğretmenliğinden sonra   Psikolojik danışman/ Rehberlik Öğretmenliği yaptım. Bu dönemde öğrencilerin görüşmelerini yazdığım raporların dışında yazın dünyası ile tanışmamıştım. Sinop Bienalinde oyun yazma atölyesine katıldım. "Kum Zambağı" adlı tiyatro oyunu yazdım. Oyun tır tiyatrosunda oynandı. Son çalıştığım okulda öğrenciler okulun perdesiz tiyatro sahnesinde oyunu çok güzel samimi bir şekilde oynadılar. Ben de yönetmenliğini yaptım.  Baş roldeki oyuncu kızımız heyecanlanmıştı sahneye çıkamadı. arkadaşı sahneye çıkıp çok güzel şekilde oyunu oynadı. Çok yetenekli öğrencilerdi. Birden o günlere döndüm.

            Şu an yaşadıklarım sanki o zaman ki heyecan gibi.

           Şubat sonunda kitabım yayın dünyasında olacak.

           Küçük torunum annesine "Anneannemi çok meşgul gördüm. Kitap düzeltmeleri ile uğraşıyor." diye anlatıyormuş. Onu da heyecan sardı  "kitap kapağını ben yapayım anneanne" dedi  Çocukların okulları tatil olduğu için dünürümle beraber torunlarla vakit geçiriyoruz. bazen dünür alıyor bazen bizdeler. Bazı gece bizde kalıyorlar. Bir gece önce ağabeyi bizde kaldı. Annesine demiş ki " yarın anneannemle plan yapmadık beni ne zaman alacak? ben de yarın gece onlarda kalacağım.  İki gecedir torunlar konuğum. İşte bu hareketli zamanlarda bir yandan torunlar bir yandan kitabım ile haşır neşirim. Bu yazıyı yazdıktan sonra tekrar kitabın okumalarına devam edeceğim.

          Bu gün benim doğum günün. Yaş söylemesem olmaz mı? Yok ya saklamıyorum. Nüfusta yazıyor. Peki hangi yaş?  Dünya yaşım, beden yaşım, sağlık yaşım, hissettiğim yaşım, yüzümde oluşan çizgilerin yaşı. Hangisi belki biri belki hepsi. Aslında kitabımı ya doğum günümde, ya annemin ya da babamın sonsuzluğa ulaştığı zamanda  yayın dünyasında kitapevlerinin raflarında olsun diye planlamasını yapıyordum.  Plan ayrı hayat ayrı. 

         Hep düşlerdim yazdıklarımı fotokopi çekeyim sonra da sayfaları birbirine zımbalayım. Sevdiklerime benden hatıra olsun. Meğer bugünleri rüyamda görsem zor inanacağım dönemi yaşıyorum. Benim de söyleyecek sözüm, anlatacak hikayelerim ve anılarım var. 

17 Ocak 2024 Çarşamba

Yeni blog

 

       Selam "gezen bilir " adlı yeni bir blog açtım. Yazılarımı bu blogta yayımlayacağım. İnternet adresi 

" zefkonu.blogspot.com "

3 Ocak 2024 Çarşamba

Yalnız sandalye

                                                      


"Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma, aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak."

            İçimi hüzün kaplıyor.  İki gündür çöp atarken onu görmekteyim. Saçmalama diyorum kendime alt tarafı sandalye üzerinde sonbahardan kalmış kuru yapraklar. Bir zamanlar  kim bilir hangi evin en güzel yerini süslerken sen buralar neden düştün? Yemek sofrasından güzel anılar kahkahalar arasından evin babası ya da zaman zaman annesinin ya da evin kızı veya oğlunun oturduğu güzel sohbetlerin, anıların, kahkahaların, yaramazlıkların, hüzünlerin, mutlu mesut günlerin...Kız çocuğu oturmuş resim yapıyor, oğlan ders çalışıyor ya da evin en küçük çocuğu sandalyeye tırmanmış ocaktaki yemeğe bakıyor ve karıştırmak istiyor diye hayal ettim.
           Sandalye şimdi bir bahçenin köşesine atılmışsın. Üstünde yağmurlar karlar düşmüş bana mı dememişsin, komşunun kedisi gelmiş oturmuş. Armut ağacına konan kuşun pislikleri düşmüş. Sen yine ilk günkü gibi sağlamsın. Ama şimdi terkedilmişsin arayanın soranın yok. Sahibin seni neden attı? Aslında bu sandalye bir takım altı  ya da dört tane olabilir. Sen neden tek başınasın. Yanında diğer sandalye yok. Belki sevgilin seni terk etti. Bir gün öfkelendi fırlattı. 

     Hikayen neydi senin? yaşlı insanların çocuklarının evinde dolaşırken ben bu ay bu kadar baktım şimdi oğlunda ya da kızının sırası diye bir yerden yere savrulan insanları anımsattı. 

       Bütün gün tek başına olan kapı zil sesini bekleyen insan gibi tek başına mahzun.

      Hikayesi ne bende bilmiyorum. Sadece içimi kaplayan hüzün. Bir gün bizde böyle mi olacağız? 

      Yeni bir yılın ilk günü bahçedeki yalnız sandalye olmamak için güzel anıların, yaşanmışlıkların hatırası yüreğimde. Kim bilir yaşanacak günlerde yalnız sandalye mi olacağız? Yoksa kalabalıklar içinde yalnız. 

        "Tırtıl tam dünyanın sonunun geldiğini düşünmüştü ki; kelebeğe dönüştü!"

14 Kasım 2023 Salı

hayata dair 1

                                                                            













          
                                                      Fotoğraflar Danimarka, İsveç Norveç gezisinden.

                           

       Uzun yaşamaya değil, iyi yaşamaya odaklanmalıyız. Uzun yaşamak yazgıya bağlıdır, iyi    yaşamak ruha. Yaşam doluysa uzundur, ruh kendisi için iyi olanı sağlamayı ve kendine kendine egemen olmayı başardığı zaman yaşam dolu olur.   (Seneca  )                               

 

         Farkında mıyız? Hayat diye tutturmuşuz. Nasılsın ? diye sorarız iyiyiz deriz hep  alışkanlık güzel şeyler olsun. Çok samimi isek başlarız anlatmaya evden, kendimizden, varsa koca, iş, çocuklar ,torunlar en ince ayrıntısına kadar bu hayat dediğimiz gerçekten nedir?

         Oğuz Atay'ın sözleri " Kötü resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü hayat yaşarım düşüncesiyle hiç yaşamadım" hayatta denemek , değişiklik yapmak lazım. Daha önceki tecrübelerin sonucu bazen olumlu olur.

           Çocuk için ödev yapmak okula gitmek okuldan gelip youtube izlemek , babasının iş yerine gidip orada ödevini yapıp ona yardım etmek,  evin geçimin katkıda bulunmak için çalışmak . Kara Afrika'da doğup hiç okul görmeyip ucuz iş gücü olup sabahtan akşama kadar markalı ayakkabıların altını yapıştırmak . Yok böyle olmamalı çocuk dediğin oyun oynamalı gülmeli, kahkahalar atmalı.

       Babaanne torununa sorar "hayat nedir?" diye torun "babaanne felsefe yapma". Acaba biz büyükler belli yaşa  gelsek,  yaş da alsak bu hayattan ne anladığımızı bakınca hayat bu muymuş mu? diyoruz.

         Yaşamak ne gerçekten sadece nefes almak olmamalı. Yemek içmek birde rejim yapıyorsan yeme içmede anlamını yitirir. Gerçekten hayat ne içine sığdırdıklarımız, ne bugünden yarına götüreceğimiz ne yarın öldüğümüzde arkamızda bıraktığımız peki ne o zaman?   Bir süre sonra unutulacağız. o zaman bunca öfke neden? Savaşlar ne için var? Kırgınlıklarımızın ardında yatan nedir? kızgınlıklarımız ne? Kime öfkemiz? Bizi bu kadar heyecanlandıran durum  nasıl açıklanır. Hayat heyecan duymak mı?

           Bir gazetede erteleme ile ilgili bir yazı vardı. Şu soruları soruyor. Neden oturuyorsun? Seni ne durduruyor? Neden korkuyorsun? Hayat da öyle değil mi yaşamak nedir?

          Tüm yazdıklarımı siliyorum. Ve boş bir sayfa açıyorum, içinde kocaman bir boşluk kaybolmak istiyorum, birden yok olmak. O zaman aklıma ölüm geliyor. Yok oluş ve hiçlik o zaman oda anlamını yitiriyor. Boşluk beni yutuyor yutmasına izin vermiyorum. Arızalı dünyanın arızalı insanları beni kaygılandırıyor. Kim bilir başkalarında gördüğüm arızanın kaçta kaçı bende var.  Benim arızalarım ne diye bakarken büyüklük hezeyanına kapılıyorum. Arızam yok. Sizin arızalarınız var mı? diye eşime, arkadaşıma, çocuğuma soruyorum. Kendime dönüyorum, başkaları beni rayımdan çıkarıyor. Sen tren misin? diyorum. Rayından çıktın. Sadece insanım artılarım eskilerim ile diyorum. O da beni anlatmıyor. duygularımı nasıl ifade etmeliyim. Hemen radyonun düğmesine basıyorum karşıma çıkan ilk şarkının satırlarına sığınıyorum.

       Aslında artık radyoda yok onun yerini bilgisayar var. Yotube açıyorum. Erol Evgin'in şarkısı "düşleri olmalı insanın " odama doluyor.

 

Düşleri olmalı insanın

Yerine göre saklı gizli

Yarınlar için çok hevesli

Hatta biraz da çapkın kaçkın

Düşleri olmalı insanın

Kimi yürekte bir uçurtma

Öyle sahici öyle candan

Hem de şöyle en alasından

Yoksa nasıl yürünür acılar boyu

Yollarımız aşkla kavuşmuyorsa

Görkemli bir yalnızlık dünya dediğin

İçinden sevda geçmiyorsa

           Galiba hayata neresinden baktığımıza bağlı kızgınken farklı,  mutluyken farklı, çocuk için farklı, genç için kadın ya da erkek için o zaman hayat dediğimiz içinde bulunduğumuz zamanın anın bizde bıraktığı iz galiba. Rejim yapsak da az yesek de sonuçta yaşamak için yemek gerekir. Boş ver hayatı çok sorgulama kızım oğlum doğduk yaşıyoruz. Güzellikleri de görüyoruz kötülükleri de onun için güzel yarınları düşleyerek hayallere dalarak yarınlara bak diyen iç sesim  Barış Manço' nun "hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde"  şarkısını mırıldanıyor.

duyulmama anlaşılmama

                             İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık ...