13 Mayıs 2021 Perşembe

Papatya güzelliğinde

                                                      


         Bir iki gündür düşünmekteyim. Yeni blog yazısının konusu ne olsun. Aklımda yaşlılık geçiyor. Tamam onu da yazacağımda "beni benden alan kır çiçekleri papatyalar üzerine yazmalıyım." diye düşünmekteyim. Kahvenin fotoğrafını çekmekle uğraşırken yanına çiçek koyayım dedim. "Hangi çiçeği koysam" diye düşünürken tohumdan çıkan kır papatyalarından dayanamayıp az biraz kopardım. Hemen suya koydum. Şu anda da masamın üzerini süslüyor.

       Bazı çiçekler benim için gerçekten özel kır çiçekleri mi yoksa tohumdan ya da fideden ektiğim çiçekler mi? Her ikisinin yeri ayrı. saksıda tohumdan çıkan çiçekler ayrı güzel. Ama petunyalarda ayrı. O renklerin güzelliği kelimelerle anlatamam. Her sene gider aynı çiçekleri alır gelirim. Sanki bir tören misali. Çiçekçide  petunyalar gözüme ilişir. Balkona girince kokusunu hissederim. Kaktüs sevgim de bu sene arttı. En azından su istemezler. Yazın evde ölmezler. Geçen yıldan kışın dondan kurtarabildiğim sardunyalar sanki kocaman top olmuşlar. Gelir gider bakar dururum.

        Yaş konusuna gelelim. Geçenlerde torunları bahçeye indirdim. O arada bir komşu geliyor. "Bak yaşlı teyze geliyor Deniz" deyince "Anneanne sohbet edersiniz" dedi. "Ben yaşlı mıyım? Sen benim anneannem olduğuna göre tabii ki yaşlısın "diyen Deniz'e ne cevap verilir.

       Seksenli yıllardan tanıdığım arkadaşla telefonda konuşuyoruz. Bir arkadaştan bahsediyor. Afrika'da sekiz su kuyusu açtırmış. Dokuzuncu kuyu için çalışıyormuş Ya yetmiş yaşında diyorlar. "Evet dedim "Eskiden yaş yetmiş iş bitmiş." derler. Şimdi hiçte öyle değil. Peki sen kaç yaşındasın altmış üç, ben kaç yaşındayım altmış iki. Off çok yaşlanmışız. Eğer işe sayı olarak bakarsak yaşlı. Ama ruh genç kız. Olsun ya bel fıtığından ve sağ menisküsten akşamları zor uykuya dalıyorum. Bazen ağrı kesici alıyorum. Yine de her yaşın güzelliği ayrı.

      Bu güzellikler neler bir bakayım.

       Güzellikleri düşündüm aklıma ilk önce bir şey gelmedi. 

      *Bu yaşa kadar gelebilmek,

       *Torunlarımı görmek,

        *Sağlıklı olabilmek, kronik rahatsızlığı olmamak. (Burun tıkanıklığı, bel fıtığı, menisküsü saymıyorum.)

         *Hayatı sevmek, mutlu olmak için çiçek, tohum ile uğraşmak, yazı yazmak, fotoğraf çekmek, resim yapmak.

        *Yaşamın zorlukları ile baş edebilmek,

          *Pratik olmak, mutfağa girince yaratıcı olmak.

         Liste uzayacak. en iyisi burada keseyim. 

          Arkadaşımdan limon aldım. Yirmi altı kilo. Dışarısı sıcak. Ne yapabilirim? hepsini buz dolabına koydum. Aklıma İtalyanların limonçellası yani limon likörü geldi. Fakat alkolü az olmuş. Beğenmedim. Yasak bitince alıp içine katayım. Birde limonata yaptım. Bol c vitamin şekeri az. İçine iki ya da üç portakalda kattım. hem rengi hem tadı ayrı güzel.

          Bugün sabahtan bayram görüşmeleri tebrikleri vardı. Saçımı maşaladım. Makyajımı yaptım. En güzel kıyafetimi giydim. Görüntülü görüşmelere hazırdım. Bir yıldır spor kıyafetler. Şimdi bakkala gazete almaya giderken değişik değişik giyiniyorum. Eşortmandan kurtuldum. 

         Papatya güzelliğinde, limonata tadında bayram olsun.







                                                 
                                                   


                     Evin çiçeklerinden bir demet. Üstüne tıklarsanız daha güzel oluyor.

         

8 Mayıs 2021 Cumartesi

Annem

 

                                                


              ÇOCUKLUK


Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!


Cahit Sıtkı TARANCI


      Bu sabah dilimde ve zihnimde bu şiirle uyandım. Çocukluk günleri ile beraber annemde yanımda olacaktı. Biliyorum ki sadece anılar ve hatıralar var. Ne çocukluğa dönebilirim. Ne de annemi görebilirim. Ne de sesini duyabilirim. Meğerse ne kıymetliymiş o günlerimiz. Varlığı yetiyormuş. Kavga etsek te annemle. "Ben anneme gidiyorum." demek ne güzelmiş. Atlayıp trene binsem memlekete gitsem çalsam kapıyı sürpriz yaptım. "Ben geldim annem seni görmek istedim. Özlemişim seni" desem kaygısız günlerime dönsem ne güzel olacak.

      "Bu sabah yine erkenden uyandım. Annemin aramızdan ayrılalı bir yıl olmuştu. Çiçeklerimi annemin gözüyle selamladım. Ardımdan yüzümü yıkadım. "Aynaya baktığımda belki annemi görürüm" diye uzun uzun kendime baktım. "Hangi yanım anneme benziyor" diye. "Bekledim aynalardan çıksın yanıma gelsin" diye. Çayımın son yudumunu çiçeklerin karşısında içtim. Kasımpatlarla sohbete daldım. Gülüm bu mevsimde son bir defa açayım dedi. Onu okşadım annemin ellerini tutar gibi. Kahvaltıyı hazırlarken içeriden seslenişini hatırladım. Kızım bir kabaklı omlet yapsan deyişi kulaklarımdaydı. Onun sevdiği kabaklı omleti yaptım. Bugünkü yemek menümde nohut yemeğiydi. Bir misafir gelecekse hemen akşamdan ıslatır nohutu. Sabahleyin biz kalkıncaya  kadar sobanın üzerinde pişer nohut yemeği her tarafı sarar kokusu. Uykudan uyandığımda kızardık "nohut kokusu sarmış her yanı" diye. Şimdi o nohut kokusunu arıyorum. Her tarafı sarsın. Belki de nohut kokusu onu bana getirecek. Gelmeyeceğini biliyorum. Ama bugün ben de nohut yemeği yapacağım tıpkı annemin yaptığı gibi. Etrafı kokutacağım sanki onun kokusu sarmış gibi yapacağım. İçeriden seslenişini hatırlayacağım "Yanında birde kesme makarna ile çorba yap" deyişini. Onun sesini telefonlarda duymasam da teyzelerimi arayacağım halini hatırını soracağım. Anacığıma sorar gibi. Eşimin teyzesini ziyarete gideceğim. Anamın evine gider gibi. Münevver teyzeden rica edeceğim bir helva kavuruver anamın ruhu için.
       Bu satırları yazarken hem ağlayacağım hem annemi hatırlayacağım resimlerine bakacağım birer birer. Evlendikten sonra annemden masa örtüsü örmesini istemiştim .Teyzemin kızıyla ortak örmüşlerdi. Yıllarca ben kullandım. Sonra annem. Şimdi tekrar aldım. Masa örtüsü olarak kullanıyorum. Annemin ellerini hatırlayacağım ilmek ilmek dokumasını. "Kızım yalnızım beş çocuk hiçbiriniz yoksunuz, babanda evden çıkıyor dolaşıyor. Ben de yalnızlığımı kuran okuyarak geçiriyorum" deyişini hatırlayacağım. Babamın ölümünde hasta yatağında babam için hasta haliyle ilahi okuyuşunu hatırlayacağım. Babamın son nefesini vermeden önce ki o becerisi aklıma gelecek .En zor zamanlarda annem baş etmeyi bildiyse ben de yaşamımda zor anlarımda annemi hatırlayıp onu gibi becerikli olacağım. Hoş çakal annem." 13.11.2012 yılında yazdığım yazı.

   ANNE SEVGİSİNİ YÜREĞİNDE TAŞIYAN BÜTÜN KADINLARIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

6 Mayıs 2021 Perşembe

Ankara

                                     





Geçen ay Solfasol dergisini okurken ( Ankara aylık gazete) 10.yıl 100. mayıs sayısı için Ankara'yı anlatan 100 kelimeyi geçmeyen yazısını görünce Ankara'yı 100 kelimeye sığdıramam üzerine hikayeler yazabilirim. Ama bir deneyeyim diyerek yazı yazdım  yolladım.

          Bugün eşim posta kutusundan gazeteyi getirince içimi bir  heyecan sardı. Acaba yazım çıkmış mı? Sayfaları çevirmeye başladım.  Evet oradaydı.

         Bu satırlar Ankara' da yaşadığım  43 yılın bir yerde özeti.



Gençliğim, değişimim, yaşamım

        

         İçinde aşkım, sevinçlerim, mutluluklarım, öfkelerim, mücadelem, kendimi buluşumdur.

 

         Ankara benim şu anki yaşa gelinceye kadar var oluşumdur.

 

        İlk aşk, ilk sevgili, ilk arkadaş, ilk yaşamaya atılmam, ilk dostlarımın yeridir. Sokaklarında koştuğum, bir yerlerden tanıdık bulduğum kentimdir.

 

        Sokaklarında bağırdığım ilk eylemimsin.

 

        Ankara değişirken ben de değiştim. Gençlik Park’ ında yeni bir hayata başladım. O hayat tek kişilikten iki kişiliğe dönüşümdür.   

       Çocuklarımın, torunlarımın ilk sesini duydum. Onlarla büyüyorum

 

        Vazgeçmediğim hayatım, sevdasın, Ankara.

 

        Bozkırın içinde açan gülümsün. Ektiğim tohumun açmasısın.

 

      Her gün yeniden doğup yeniden öldüğüm yalnızlığımın ıssız sokaklarında kendimi aradığım şehrimsin.

          Sabahları uyandığım yarınımsın.

 

          Yıkılırken, değişirken, yapılırken yıkılmadığım sevinçlerim öfkemsin.

 

        

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Özlediğim yer Sinop

 

              Çocuklar inanın inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler

                                                                    Motorları maviliklere süreceğiz
                                                                                          
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

                Bir önceki yazı için Sinop fotoğrafları ararken çok özlediğimi fark ettim. .Biraz da yudum yudum hissetmek için bu yazıyı Sinop'a ayırdım.
          Bu sefer yazı az fotoğraf konuşsun diyorum. Hava rüzgarlı deniz için erken ne yapabilirim.
 Fotoğraf makinamı aldım adaya tırmanabilirm.

                                                                                       
Sinop yerleşimi insanın beline benzetilir. sağ taraf Akdeniz sol taraf Karadeniz. Akdeniz'de zeytin bile yetişir.

                   Bir gün birde parasız denize girelim dedik. Karşı tarafa geçtik. Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
                                                     Akşam üstü sahilde bir yürüyüş yapalım. iskele yolu. Yaz geceleri kalabalıktan geçilmez elimizde kuru yemiş çöplerini sokağa atmadan dolaşmak. Ya da Niyazi Şen'den alınan dondurmalar.
                                                    Bazen canımız uzun uzun denize bakmak  ister bir yandan denize bakar diğer yandan hayaller kurarız. 
                                                   İskele bu fotoğrafı çok sevdim.
Fotoğraftaki sarı bina Rıza Nur Kütüphanesi. Gezi tekne gezintisinden çekmiştim. Hemen arkasında beş dakikalık yolda evimiz.
                                                                        Tekneden çekim   Aşıklar Park'ı
                              Kütüphanenin bahçesinde çay ya da kahve içip  gün batımı seyretmek keyfi bir başka olur.
                                                                             
                                                  Hamsiroz burada taşların yosunların arasından haydi denize girelim 
                                                                 Yıkılmadım ayaktayım.
                                                                    Kurt kuyusu bir pazar günü
                                                    Akliman dönüşü arka deniz sahil yolu

Arka deniz burada gün batımı farklı olur. Yanında sevgili dalarsın hayallere.

                                        Akliman her defasında Hamsiroz'a giderken burada durmayı severim.
                                                             Sinop İnceburun Kurt Kuyusu.
Geçen yaz hem ön deniz hem arka deniz dalgalıydı. Ne yapalım dedik Kurt kuyusunu denedik. Süper dalga yok.
                                                                                      

                                                      Türkiye'nin en kuzey ucu İnceburun
                                                                       Yalı ve Mataracı kahvesi
Elimde çok fotoğraf ve anı var. Bir başka yazı için saklı kalsın. Üzerine tıklayınca daha güzel olur.





                             
                                                                                  

3 Mayıs 2021 Pazartesi

Yaz kızım leylaklar açarken

                                          


        Bugün havalar birden ısınınca kalın giysileri kaldırayım yerine biraz mevsimlik, biraz yazlık giysileri düzenleyeyim diyerek dolabın kapağını açtım.  İlk önce giymediğim kışlık kıyafetleri üzülerek kenara ayırdım. Bir yerde okumuştum. altı ay giymediğiniz giysiler varsa verin elden çıkartın hafifleyin der uzmanlar. Bir yıldır dokunulmamış. Bazılarında beden genişlemiş olmuyor. Kıyamıyorum. Beklesin bakalım. Sonra mevsimlik olanlar elime geldi. Ama sanki birden yaz gelmiş gibi oldu. Hava 31 derece ama bulutluydu. Hafiflemek uçuşan giysiler, şortlar, kot etekler, bol pantolonlar çorapsız ayakkabılar. Birden gözüme mayo takıldı, kokusunu içime çektim. Deniz kokusu sardı her yanımı. 

       Markete giderken şapka ve maske olmasına rağmen  güneş  yüzümü yakmış. Belki balkon yada terasta yandı. Hafif bir pembelik var. "Güneş kremi almalıyım" dedim. Ay pandemi hepsi unutuldu. Geçen yaz korka korka denize girmek daha önceki yazları düşündüm. Ne çabukta bahardan yaza geçtin dedim. Yaz şapkalarını çıkarayım. Sezonda moda ne- dir? Mağazaya gidiyor muyuz. Renklerden hangisi ,çiçek desenleri hayaller. Yaşamdan nasıl koptuk böyle bir yanım hüzünlü diğer yanım hasta olmadan atlatırız kendimizi mahrum ettiysek değecektir diyen içimdeki ben. Biraz  rahatla dedi gönlüm.

      Yaz geceleri dışarda olmak . Aşıklar Park'ında yürümek vişneli ya da böğürtleni dondurma yemek. Sabahları kütüphanenin bahçesinde deniz kenarında içilen kahveye eşlik eden martılar. Akşamları Mihriban ile buluşup bira patates.

        Gündüzleri Karadeniz'in tuzsuz buz gibi sularına dalmak. Neyse az kaldı. Hafiflemekten bahsederken denize daldım çıktım. Bir ya da bir buçuk ay yüzünce eylülde şekillenmiş bir beden. 

                                                               

                                                        Snop

        Hayallere dalınca çıkmak zor.

         Bankamatikten iki ya da üç hafta önce para çektim. Kartı cüzdanıma koydum. Beş dakikalık yol ekmek almaya girdim. Birden parayı almadığım aklıma geldi. Geri döndüm. Birine sordum. Yok para gitti. Neyse ki tüm parayı çekmemişim. Kızım ile konuştum Eski bankacı anne bankaya git. Arkadaşlar yardımcı olurlar. Hastalıktan dolayı gitmeye çekindim. Gitmedim. Arkadaşımla sohbet ederken dedi ki bir arkadaşımın başına geldi. En azından senden sonra kim  para çekmiş ya da parayı almışmılar kameraya bakarlar. Çift maskeyi taktım. Banka boş. Hes kodunu önceden almıştım. Girdim içeri dilekçe vermen gerekir dediler. Meğer dışardaki bankamatikler özel sektörünmüş Kiralanıyormuş.Tutar fazlasına bakılacakmış Umutsuz bir şekilde dilekçeyi verdim. Para kesin gitmiştir dedim. Eğer oradan sonuç alamazsak ikinci bir dilekçe oda kameraya bakmak için. Neyse bir hafta on gün sonra bir yazı tutar fazla çıkmış. (Meğer bankamatik parayı içeri çekmiş.) Nihayet  para hesabınıza yatırıldı. Evet eğer kızımı ve arkadaşımı dinlemeseydim Param gidecekti. İyi ki gitmişim. Onun için vaz geçmeyin. Bazen benim gibi dalgın olup parayı almazsanız bankamatik hemen geri alıyor  peşinden gidin. 

                                        

         Markete giderken evlerin bahçelerine bakar dururum. Nefis bir koku ve rengiyle harika bir çiçek Ankara`nın leylakları. Yazının bu bölümü leylak dalı bloğuna gelsin. Ekenlerin  kimisi apartman görevlisi, ya da kırsaldan kente göç edenlerin hatıralarını sakladığı ya da meraklı çiçeği seven insanlar olmalı. Birde Çankaya Belediyesi. Dalında güzel görünüyorlar. Yeşillerin arasında mor çiçekler mor rengi severim. Açık koyu beyaz benim gördüklerim. Kokusunu gönderemiyorum. Ama görüntüleri burada. Vazoda çok dayanmıyor iki gün sonra boynunu büküyorlar.

        Yaz, hayaller ve leylaklar derken günler geçmekte.  Güzel günler bir gün  gelecektir. Umudu yitirmeden ruh sağlığımızı koruyalım.

                                    

         

                                                
                                          

1 Mayıs 2021 Cumartesi

Bahar dışarda biz içerde

             


         Bir yıldır zaten evdeyiz. Evde olanı eve kapatma mı? yoksa dışarda gezenleri Bodrum ve köylere gönderme mi? Dün arkadaşımla konuşuyoruz. Konya yolu Kızılay çok kalabalık diye. Çalışan kesim  dışarda işte. Bankalar açık. Bizim bankaya gitmemiz yasak. Marketler açık. Pazarlar kapalı.

       Virüs açık alanda bulaştırıyor kapalı alanda bulaştırmıyor. Hasta olmamak için insana hasret kaldık. Torunları ben baktığım zamanda kızım eve girince bütün gün maske taktığı için o maskesini çıkarıyor. Ben kapı dışarı.

       İlk duyduğumda psikolojik baskı hissettim. Aşılıyım, maskeliyim, sosyal mesafeliyim. İçerdeyim.

         Meğerse evlerimiz modern kaçış yerlerimiz olmuş. Evde olmak ise işlerin hiç bitmediği yer. Şu an fırsat bulup oturabildim. Yapılacak zorunlu işler dışında diğer işler beklesin 

         Ektiğim tohumlar daha yeni çıkmaya başladı. Birde nazlılar ki;  maydanoz, dere otu, marul, kabak, su kabağı süs kabağı, ay çiçekler. İki çeşit soğanlı bitki.

        Tabii adım parıldayan çiçek olunca çiçeklerden bahsetmemek olmaz. Petunya, zilli maşa, güller onlarda yeni alındı. Torunları bırakmaya giderken çiçekçi Ahmet Amca eski yerine gelmiş. "Son bir iki çiçek almalıyım" dedim. En son Çukurambarda kuzey kısımda  bir yerdeydi. "Yapamadım oralarda kızım" dedi.

        Ondanda bir iki çiçek aldım. En sonunda söylenmeye başladım. Dur artık. ev hapsinde gibisin tamam anladık. Bahar dışarda balkona ,teresa gelsin demekle meşgulsün. İdare et be içimdeki ben.  Tamam ya saksılar doldu. Oyalanmak istiyor gönlüm. Deniz soğan ekti. Çiçekleri sularken haydi sizi besleyeyim deyip sulama işini yaptı. Deniz beş buçuk yaşında torunum.

         İşte evin içinde kaldıkça çiçek böcek oyalanmaca. 

                                                        








Ankara'da gün batımı bir başkadır.
Papatya saksının dibinde bile var olmaya devam ediyor.

23 Nisan 2021 Cuma

Zaman harcamaya gelmez


                                                           















        Sabah erkenden uyandım. Altı elli dokuz. Biraz televizyon izledim. Bir filmde " Zaman harcamaya gelmez." sözünü duyunca üzerinde düşünmeye başladım. Kafamda yazı için başka bir konu vardı. Hayat dedim hepsi iç içe.

        Nisan yağmurlarından sonra havalar birden değişti. Doğa baharı çağırmış saklandığı yerden çıkmıştı. Baharın geldiğini bugün yürüyüşte ince montun fazla gelmesiyle farkına vardım.

         Ya ağaçların yeni giysileri, renkleri ile yaptıkları şölen. Çimenlerin yemyeşil olması aralarında ballı babalarla, kara hindibaların arzı endamları. Tam kaçırıyor sandım baharı. Geçen hafta köydeyken doğanın iki günde yemyeşil olması gözümden kaçmadı. Baharı kaçırdığımız gibi yaşamı zamanı da mı? kaçırıyordum. Biliyorum ucundan hep yakalıyorum.

         Ektiğim tohumlardan ay çiçekleri boyunlarını çıkardılar etrafa bakınıyorlar. Çiçek soğanları  güneşi görmeye başladılar. Ya dedim bak seyret etrafı beklediğin doğumlar gerçekleşiyor. Ucundan kaçan hayatları yakalayabilirsin.

          Harcadığım günlerin acısını çıkarmak gerek. Kendime borcum var. "Yaşamayı öğrenmelisin" dedi içimdeki ben. "Kendin olmayı biliyorum bazen beceriyorsun." Geçen zamanın hoyratlığı sinmiş üzerine kendini affet bırak işleri ertelensin. Aç camı bağır bağırabildiğin kadar... Suskunlukların sakladığın yazılar gibidir hayat. Özlediğin sensin yarım kalmış sevişmeler gibi yarınlar. "Ertelediğin düşleri geciktirme" dedi içimdeki çocuk. Ya yapılacak işler.... yaşamayınca yapılacak işler anlamını yitirir.

        Yazacaklarım başkaydı. Yazıya dökülen satırlar başka. Galiba içimdekileri dökmek istedim. Bilincimin derinlerindeki izler kendini ele vermişti. Pişmanlıklarımın yalnızlığı hem içimi kemiriyor bir yandan hem de ruhuma saldırıyor. Umudun yarınları çok geç değil. Ertelediğim yarınların sevinciyle hoş geldin zamansız yazıların zamansız aşkları.


   

12 Nisan 2021 Pazartesi

Yaşam nedir?

 

                                                      




        Bir kaç gündür kafamda sorular. Yaşam nedir? Yaşamak nedir? diye. Eşime kahvaltıda sordum. "Seni epeyce meşgul etmiş" dedi Peki sen cevap ver bakalım. Düşünüyorum nereden başlasam. Doğumla başlayan ölümle biten sonra hiç olan hayatın içini doldurmakla "Şu an  genç olsam aşk ile şimdi onun yerini alan sevgi ile" meşgul olur hayat nesin? sen diye sormazdım.

       Daha önce not almışım 

      Ne kavgam biter ne sevdam. Ömür boyunca hiçbiri bitmez. Sevme sevilme bitmez. Aşk biterse şiirler, şarkılar, romanlar, hikayeler  ne yazacak. İnsan nasıl var olacak evlilikler,  ilişkiler,  üçüncü aşk biterse geriye sadece seks  kalır. Onun için sevda bitmez. Sevda için mücadele bitmez... Biterse hayat biter.

        Gerçekten ne bu yaşam yaşamak hedenoist felsefede haz almak mutluluk kaynağı. 

           Epikür, hedonizmi andıran bir biçimde, mutluluğun ve iyiliğin ölçütü olarak haz ile acı kavramlarını temel alır. Fakat bu kavramları Hedonistler ‘zevk, eğlence ve neşeye ulaşma’ hedefini açıklamakta kullanırken Epikürcüler bunu ‘beden sağlığı ile ruhsal dinginliğe ulaşmak’ hedefini açıklamakta kullanır.

Haz, basitçe acı veren şeylerden kaçıp dinginliğe ulaşmak anlamına gelir. Acı ise biyolojik açıdan açlık, susuzluk, üşümek, hastalanmak gibi durumlardır;  manevî açıdan ise ruhsal gerginlikler, depresyon, korku, endişe, kaygı hâlinde bulunmak anlamına gelir.

 Epikür, arzuları üçe ayırır:

  • Doğal ve zorunlu: Hayatta kalacak ölçüde beslenmek, barınma, sağlıklı olmak...
  • Doğal ama zorun olmayan: Fazladan beslenmek, cinsel faaliyetler…
  • Ne doğal ne de zorunlu: Mal mülk edinmek, şöhret, ihtişam, lüks…
           Dünyaya baktığımızda savaş, açlık, çevre ve mücadele.


      Her insan bir şekilde var olmaya çalışıyor. Bir şeylere tutunmak bir idealin peşinden gitmek. Yaşam mücadelesi demek bir yerde. Ya birileri ile oluyor kavgan ya da kendinle. Galiba en büyüğü kendimizle olan kavgalarımız. Bazı alışkanlıkları yapmayınca mutsuz oluyoruz. Her yer toz dumanken sakin limanlar arıyoruz. Sığındığımız liman bazen sular altında kalırken kurtarılmayı bekliyoruz. Kendimizi kurtarmaya çalışırken eteğimizden tutup kendi girdaplarına çekiyor bazı insanlar.
        Düşüncelerimiz bölük pörçük ne doğru ne yanlış sorgulayıp duruyoruz. Ahlak denilen etik yerle bir olmuş. Vicdan kalmamış insanda. Bireysel amaçlar toplumsal olmuş.
         Labirent içinde durmaktayız yolumuzu arıyoruz yaşamak için. Ertelediğimiz düşler kuşların kanadında başka diyarlarda.
      Sorgulamaktan vaz geçmek istiyoruz. Soru sormak sorgulamak ve en önemlisini sorabilmek. Kendimize sözümüz geçmezken başkalarına nasıl geçecek. 
        

özlemişim yazmayı Özbekistan 1

                          Buhara Miri Arap Medrese                                                                 Buhara Chor Minor Medrese...