24 Şubat 2025 Pazartesi

Cemre havaya kar toprağa düşerken insanlık nereye düşer?

                                                       


                                                                                









                                                            Fotoğraflar 11.Ankara sanat fuarı

     Geçen yıl  65 yaşına girince   eşim Ego' dan kartını aldın mı? diye soruyor. Arkadaşım Betül "bak yazıyorsun otobüse seni bindireceğim ne hikayeler var" deyince. Dayanamadım gidip kartımı ücretsiz paso çıkartım. Genelde Kızılay'a binmek için otobüs binerim. Otobüs ya da dolmuşa binince otomatik olarak ( ne kadar çok bağımlı olmuşuz) cep telefonu açarım. Yaşlı bir amcanın yanına oturdum. Yaşlı diyorum ama bazen bizden genç oluyorlar çökmüş bazen hayatın sillesini yemiş oluyor.  Vallahi kendime  bir türlü yaşlılığı  konduramıyorum. Amca oturur oturmaz " bak kızım cep telefonu ile oynayacak olursan ben buradan kalkacağım." Amca  telefonuna neden karşı olduğunu ailedeki düzeni bozmasından olumsuz sonuçlarına kadar anlattı. Bunca konuşmadan sonra telefona bakmam tabii ki mümkün değil.  Tam o anda benim telefon çalmaz mı. Amca şimdi telefona bakmayacak mıyım? diyen ben "bak kızım kısa konuş." dedi. Sonra önünde bir çanta var. Açtı içinden tükenmez kalem çıkardı Cep telefonuma bakmadığım için teşekkür maiyetinde verdi. Böylece aynı zamanda ödüllendirmiş oldu.

       İki gün önce Birlik mahallesinde torunları keman kursuna götürdüm. Çıkışta kar o kadar yağmış ve bir yandan da göz gözü görmez halde yağıyor. Arabada kar lastiğim yok. İki adım gidemiyorum ilerleyemiyorum. Karşıdan araç geliyor bir türlü gidemediğim için yanımdan geçemiyor kaldırımı deniyor mümkün değil. Benim aklıma gelmedi. Adam arabasından paspasları çıkardı arabanın lastiklerinin altına koydu. yardım etti. O arada bu karda kışta bir arabaya çarparım kayarım arabada iki çocuk var ne yapmalıyım diye  hızlı bir şekilde düşündüm. Arabayı en yakın alana park ettim. Çocuklarla taksi aramaya başladık. Hiçbir taksi durmuyor. Bari trafik ışığın olduğu yere yürüyelim dedik. Bir taksi durdu. Kendimizi zor attık içine. Çocuklar olmasa durmazdım demez mi. Gerçekten trafik zor ilerliyor göz gözü görmüyor ,yoğun bir kalabalık var. Taksinin camları buğulanıyor. Şöför arabanın lastikleri kar yağmadığı için yatık kaldı oda zararlı diye sohbet ediyoruz. Ara sokaklar yerine insanlar ana cadde ye yönelmişler. Değer yargıları üzerine sohbet ederken ben teşekkür ediyorum. "Hala sizin gibi insanlar var durdunuz bizi aldınız." Neyse yolun ileri kısımlarında bitti. Varacağımız yere geldik. Beden bahşiş istemez mi çok şaşırdım. İstiyorsanız vereyim bari dedi. Yolumuz uzundu az bir para vermedik. İndik büyük torun "annane verdiğin bahşiş çok para değil niye bu kadar söyleniyorsun." diye bana çattı. kızıma anlattım olayı "adam niye böyle şey yaptı" olmaz diyor. Kuaförüme anlattım. "Keşke plakayı alıp şikayet etseydin." diyor. Ben o yorgunlukla bunu düşünecek durumum yok. tamam o kötü havada aldı bizi benim ona vereceğim benden istediği bahşiş onun için çok mu önemli diye düşünüyorsun. Yüzü kızarmadan istiyor. Bahşiş vermek takside hiç aklıma gelmez. Beş lira on lira üstü kalsın dersin Tamam aldığı para az olur kendi taksisi olmayabilir. Ama dilenci gibi istemek çok garip geldi. 

         Yaşadıkça hayatta aklımıza gelmeyen tecrübe dediğimiz olayları yaşıyoruz.Her birinden ders alıyorum. İşte hayat diyorum.


6 Aralık 2024 Cuma

Günlük hayattan minik aneknotlar

                                                       


                                                                


         Bugün mor saçlı kız saçına pembe toka takmış. İnci küpeli kız resmi yan gözle bana bakarak" çok oturdun canlan biraz" dedi. Sokağa sandalye çeken bir delikanlı Ankara'nın soğuk, gri kasvetli ve sisli havasında telefonla konuşuyordu. Arabayı park edecek yeri zor bulan kadın emlakçının dışarı çıkıp buraya park edemezsin sözünü beklerken arabayı biraz daha geri alır mısınız? başka bir araba daha park etsin sözünü şaşkınlıkla karşıladı.  Fizik tedavide kapalı perdenin arkasında telefonla oğluna ders çalış derken yan perdeden sesi kibar sevgili teyze "ay kız sen o yaşlardasın belki ondan da yaşlı ona niye teyze diyorsun belki alışkanlık dye söylenirken" egzersizleri neden yapmadığını anlatıyordu.

            Fizyoterapideki  kıza " neden hocam derler" diye merak eden emekli öğretmen Manuel terapide bunu sorma telaşındaydı. 

            Yeşiller içinde bir kadın mutlu mutsuz mu belli değil. Dün pazarda nasıl unuttuğunu hatırlamayan " bazlama ve yufkaları" artık bunamaya başladı  heyecanla anlatıyordu. Basketbol oynayan çocuk tablosu ve koşan adam tablosu neden koşan kadın değil hareketin önemini anlatıyordu. Tablodaki miskin miskin uyuyan kedi için bunun önemi yoktu. Birden tablodan fırladı yanıma geldi. "Sen beni uyuyorsun zannettin ancak ben tıpkı senin gibiyim. Sen her gün her insanı görebileceğin yere oturuyorsun. Onlarla ilgili yorum yapıyorsun. tedaviye gelenler hep yaşlı insanlar, çalışan gençler hayat bir koşturmaca" dedi kapıdan çıktı gitti.

             Bir günün telaşı içindeki ayrıntılar ne kadar çok. Hayat yeni başladı. 

5 Aralık 2024 Perşembe

Lego dünyası






   

         Torunların ara tatili olunca yanlarında kaldım. Artık büyüdüler ancak sonuçta çocuk. Evin içinde kocaman legolar onlarla vakit geçirmek tek tek minicik legoları birbiri üzerine getirmek büyük sabır işi diye düşündüm. Tıpkı hayat gibi. Geçmiş yaşamın bugüne biriktirdiğin seni sen yapan değerlerin. Tıpkı kişiliğin gibi tek tek minik minik dokunuşlarla seni sen yapan şeyler.  Hayatı bir şekilde sen yani insanın değerleri belirliyor. 

      Benelüks ülkelerinden yeni döndüm.  Elimdeki alçı çıktı. Alçılı kırık kol ile yedi ülke dolaşmışım. kendime şaşırdım. Öyle tesadüf etmişti. Planlama yaparken kolumun kırılacağı planlamada yoktu. Şimdi sol elim eski haline hala kavuşmadı. Minik adımlar diyorum İki ay on gün alçıda kalan kolum ve elim kendini toparlaması için zamana ve egzersizlere ihtiyacı var. Sağlık çok değerliymiş. İnsanın her organı önemli. Galiba bu yazı karmaşık olacak bir konudan diğerine sıçramalı. Tıpkı pire gibi pire gibi  dolaşır durur. 

        Dışarısı karanlık sabahın erken saati. Usul usul yağmur yağıyor sesini duyuyorum. Karanlığın içinde umut var. Uzun zamandan sonra yağmur. Umudunu kaybeden insan değilim. Ancak yine de sorular sorarım. Umudun çiçek açması gerekir. Dün torunumla dişci dönüşü seraya uğradık. Beni en çok mutlu eden çiçekler. Daha önce bir yazımda yazmıştım. Hüzün yakışmaz çiçeklere. Bombalanmış kentler, bölgesel savaşlar devam eden dünyamızda da da "umutsuzluk yaşadığım durumlardan biri"  çiçekler açar. Ot yeşerir. Bahar gelir. ama en acısı çocuklar, gençler, kadınlar ölür.

3 Aralık 2024 Salı

imza gününün tortusu










                                           





         


                                                                                 

           Cumartesi notları;

          Babamın Tenekeleri adlı kitabım bugün sanki görücüye çıkmış gibiydi. Aman aman bir endam bir nazik bir kibar. Dostların elinde çantasında yeni dostlara doğru yola çıktı. Ben de gururlu bir kaynana ağzım kulaklarımda oradan kayınvalide bir uyardı kız sen de daha hanım ol. Ya ilk imza günü hem Ato 'da hem de 21. Kitap fuarı ilk ziyaretçi canım Suzan' ım devlet tiyatroları Akün sahnesinin müdürü oğlu ile gelmiş. Son ziyaretçi çocukluk arkadaşımın yeğeni bizi yolda yakaladı. Canım Hasibe nurlar içinde uyu. Kitabımın son satırlarında. İnsan daha hayattan ne ister ya. Hayat senin armağanın olan arkadaşlarımı dostlarımı bana gönderdin ve yollarımız kesiştiği için çok teşekkür.

           Hani ya dersin ki bugün gerçekten özel içini bir sevinç kaplar. Bir kitap dünyaya bedel. Arkadaşlar dostlar sarmış dört yanını hayat sen ne güzelsin.

29 Kasım 2024 Cuma

imza günü

 

                                         


               



                                         


              Hayat yolunda yürürken hayata katılan anlamlar kişiden kişiye değişir. Bugün de ben kendi hayatımın en anlamı günlerinden birini  yaşayacağım. Gün içinde masa başına oturup sıkıntılarımı, dertlerimi ve mutluluğumu paylaştığım yazılarımı derleyip toparlamak istedim. Geçen yıl Ankara kitap fuarında dolaşırken kitabımı bastırmak için karar almıştım. Aradan bir yıl geçti. Bu yıl 21. Ankara kitap fuarında imza günüm var. 

            Çocuksu sevinç sarıyor bu sabah beni. Hani çocukluğunuzun bayram gününde heyecanla beklediğiniz bayram sabahları gibiyim bugün. İçim kıpır kıpır. Torunuma sürpriz yapıp evin kapısını ona açtığımda yüzündeki gülümseme gibiyim. Nasıl olacak nasıl geçecek telaşını düşünmeden. Sakin olmalıyım şiir okurken ellerini nereye koysam bilemediğim  misali. İşte hayat diyorum. Bugün özel bir gün. 

           Kitabı sevenler, bloğumu okuyanlar plan yapmayanlar yolunuz belki Ato 'ya düşecek. Orada olacağım. Sizleri bekliyorum. 

           Çok sevdiğim bir şiir var. Onu paylaşarak yazımı bitireyim.

           

      DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

      "Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin."  --- Köy öğretmeni Şefik Sınıg'in son sözleri.

      Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
      Bütün çiçeklerini getirin buraya,
      Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
      Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
      Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
      Son bir ders vereceğim onlara,
      Son şarkımı söyleyeceğim,
      Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.

      Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
      Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
      Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
      Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
      Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
      Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
      Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
      Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

      Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

      CEYHUN ATUF KANSU

26 Ekim 2024 Cumartesi

Edinburg günlükleri

                                                                                 

                                                           ST. Giles Katedrali



                                                                  Edinburg Kalesi






   

                                               

                                                                    Victorıa Streed caddesi

Karanlık ama renkli bir şehir bazen masallardan çıkmış bazen film sahnesinden önünüze düşmüş
                                                                             



                                                                         Biraz gülmek gerekir

                   

        

                                 

         


     Kızılcahamam'daki eve gidiyoruz bahçede otururken ucuz Edinburg biletlerine bakarken birden bilet alıyoruz. Bir başka geziyle Benelüks Avrupa arasında iki gün var. Dört arkadaşız vize için başvuru yapıldı. Bir arkadaşımızın kızı orada. Erasmus'tan dolayı gidecek bizim aklımıza da Edinburg öyle girdi. Maalesef arkadaşa vize çıkmadı. Evin ayarlanışı böylece kalacak yer sorunu da çözüldü. Benim kırık elin alçısı çok kalın. Doktor alçıyı inceltti. Hastane ve minik alışverişler dışında evden çıkmayan ben birden minik bir valiz içi kalın kazak ve içliklerden oluştu. Dört saatlik yolculuk neyse ki yerim cam kenarı ve kolumu kaldırabileceğim yer. Grubumuzun becerikli arkadaşı eve hangi araçla kaç durakta gideceğimize iyi hazırlanmış. Tramvayda kredi kartı geçerli.7.5 sterlin. İnanılmaz bir yolculuk gri masallardan çıkmış bir kent. Tramvaydan sonra 15 dakika yürüyor ve eve varıyoruz Bir saat sonra arkadaşın yeğeni geliyor grup tamamlanıyor ev iki artı bir yataklar küçük elimi güvenceye alıp arkadaşı rahatsız etmeden salonda yatmayı  planlıyorum. Evden getirdiklerimiz ile poşet çay, peynir ile bir şeyler atıştırıyoruz.
          Hemen şehri merak ediyor eski şehir yürüme mesafesinde hepimiz şaşkın ve mutlu hava gri yağmur yağıyor. Ortaçağdan kalma şehir. Her yer ekose vitrinler ona keza ,ilk gün yağmurluydu. Sokakta gayda sesleri. Diğer günler güneş açtı. İçlikler içimizde ortaçağdan kalma bir kent. Üçüncü gün günü birlik Belfast' ta gittik onun hikayesi bir sonraki yazıda olsun. Gezmek güzel. Kırık bilek engel değil. Ayaklar sağlam.

22 Eylül 2024 Pazar

Kanadı kırık kuşlar gibi olmayacağım


                                                
               

                                                                  
                                                                     

         Bir çiviyi çakar gibi

Vura vura günlere

Bir çiviyi çakar gibi

 Vura vura günlere

                                       Bu sabah hasta olmaktan hasta modundan sıkıldım. Günlük rutinime minik mutluluklar ekledim. Minik zeytin ağacımı suladım, sevdim, okşadım, " ölmeden büyüyecek misin?" dedim. cevap vermedi. Ne yapabilirim dedim elimin altında olmasını sevdim yarınlar olmadan. Sonra bir müzik açtım. Cem Karaca' dan " işte geldik gidiyoruz " şarkısını dinledim. Hikayesini okudum. Hayatın özeti olmuş bu şarkı. Her satırı derin anlamlar içerir ,üzerinde düşünülür tartışılır.

            Kendime dün söz verdim. Günlük rutini değiştir , çabala, gayret göster. İçim dışım bilgisayar , telefon görmekten gına geldi.  Unut dedim çiçek ek, doğada yürüyüşe çık. Kendi sözümü dinledim. Şimdi sabah serinliğinde dışarı çıkayım. 

            Sol elimden haberler maalesef  kaynamamış aralık oluşmuş. alçı tekrar kırıldı. bilek yerine oturtuldu ağrılar azaldı. Yeniden alçı bir gece önce zor uyudum. dün gece çok daha iyi bir şekilde uyudum. Uyku çok önemli tabii iyi olunca iş yapıyorum eşim, kızım , arkadaşlarım kızıyor biraz otur çabuk iyileş. Ama ben ne yapıyorum . eşime şunu yapar mısın bunu yapar mısın? arada diyorum. Yapamadığım şeyler var. üzülüyorum. sonra yaptıklarıma sayıyorum.

           Kolum bir mengenin içinde elim şişiyor, havaya kaldırıyorum. Özellikle akşam saatleri daha çok hissediyorum. Yine de şükrediyorum, gazete almaya çıkabiliyorum, ağırlığı fazla olmayan mini alışverişler yapıyorum. Gazete almak için ilkbahar parkına gidiyorum, doğanın kokusunu içime çekiyorum. Günleri sayıyorum hapishanedeki mahkum gibi elim için defterime, aklıma çentik atıyorum. Elimin ve kolumun özgür olmasını bekliyorum.

          Dün kızımdan okumak için bazı kitaplar aldım bir kitap yok bu kadar tesadüf olmaz dedim.

Bedenin Hafızası. Eski bir devrimci Halid Cezayir'deki mücadelenin ardından Paris'te sürgünde yaşayan adamdır. Bağımsızlık savaşında sol kolunu kaybeden resim yaparak hayata tutunmaya çalışır. AŞK ,nefret korku ,hayal kırıklığı, insanın hafızasına sığacak kadar anı.

                     "Aramızda geçen her şey gerçek aşktı: yaşanmayanlarsa edebiyat."

                     "Kağıt hafızayı söndürür mü?"

                      "Bak şehir burada ona ne kadar çok benziyorsun."

                     Yazarın kullandığı metafor ve şiirsel anlatım çok güzel!

            

                 Sağlığın değerini bilmek gerekir. Kaybedince aramaya çıkmayalım. Hasta olanlara acil şifalar diliyorum.

          




Cemre havaya kar toprağa düşerken insanlık nereye düşer?

                                                                                                                                            ...