Ölüm bu kadar mı yakın.? Yolu Kızılay'dan geçmeyen var mı? Ne suçum var. O anda orada olmaktan. Cenazeler çoğalmış. Bu yerde yatan ben miyim ? Bu kopan kol benim mi ?
Evden çıkarken hoşçakal anne dedin mi? Akşam olduğunda beklerdin ev ahalisini hiç gecikmez derdin.Sevdiğinle vedalaştın mı? Son defa sarildın mı? İşte gidiyorum yalansız yarınlara bir veda bile edemedim dedin mi? Çiçekciden aldığin ciçek mezarını süsledi.
Hava kurşun gibi ağır. Gök bile dayanamadı bak ağlıyor. Anne okulum bitti aşık olacaktım anne. Annem güzel annem neredesin? Bu kadar geç kalmazdın. Gitmek için cok erken.Baharı yaşamadım ben.Bunlar rüya olmalı.
Daha bi önceki ölümün yası bitmedi. Yüreğim yas tutuyor. Yasımız bitmeyecek mi? Güzel Ankara'm kara Ankara'm. Ömrümün çogu sende geçti. Sevdim sevildim. Üzüldüm. Ama bu acı .Acı anlatılmaz yaşanır denir. Herşey acı. Yediğimin tadı yok. Gün kurşini . Keder sarmış her yanı. Ölüm seni sevmiyorum. Uğrama kentime seni istemiyorum .
14 Mart 2016 Pazartesi
12 Mart 2016 Cumartesi
Büke'ler Köy'ü
Geçtiğimiz hafta sonu Çamlıdere'ye bağlı Büke'ler köyündeydik. Ankara'ya 130 km uzakta. Otabandan gidince Çamlıdere sapağından giriyorsun. Köyün geçim kaynağı hayvancılık. Ha bire sıgırlar önümüzden geçip gidiyordu.Bizde sorduk. "Aynı hayvanlar neden geciyor?" Meğerse sahipleri baska hayvanlarmış. Yalağa gidip su içip dönüyorlar.Daha köy yeşermemiş. Ağaçtan evler çok güzeldi. Keşke bakım yapılsa yıkilmasa. Köy yaşamı güzel. Ancak emek vermek gerek.
10 Mart 2016 Perşembe
Yaşamın keyfini çıkarın
Gazeteler, sosyal medya , televizyon iletişimi odamıza taşıdı. Her an dünyada ve Türkiye'de olanları izliyorsun . Ölümler ,cinayetler,savaş ,hastalıklar. Bunca olumsuzluğa karşı yaşam devam ediyor. Olumsuzluklarla baş etmek kolay değil. Geçenlerde bu yazıyı okumuştum. Kaydedeyim dedim. Uygulayabiliyor musunuz derken bazen diyorum. Tekrar tekrar okuyorum. Her insanın stresle baş etme yöntemi farklıdır. Bakalım öneriler neler diyor.
Fotoğraf Çamlıdere
1) Daha az iş yapın: Bir milyon şeyi bir arada yapmaya çalışırsanız elbette yavaşlamak mümkün olmaz. “Benim için en önemli olan ne?” sorusunun yanıtını bulun ve onu yapın. Geri kalanı bırakın.
Fotoğraf Çamlıdere
1) Daha az iş yapın: Bir milyon şeyi bir arada yapmaya çalışırsanız elbette yavaşlamak mümkün olmaz. “Benim için en önemli olan ne?” sorusunun yanıtını bulun ve onu yapın. Geri kalanı bırakın.
2)Anı yaşayın: Yavaşlamak yetmez. Yaşadığınız ana, o an neyle uğraşıyorsanız, ona odaklanın.
3) Bağlantınızı koparın: Her zaman ulaşılabilir olamazsınız. Cep telefonunuzu belli sürelerde, belli yerlerde kapalı tutun. Daha iyisi hiç yanınıza almayın.
4)Sevdiklerinize odaklanın: Ailemizle, arkadaşlarımızla zaman geçiriyoruz ama gerçekten onlarla birlikte olmuyoruz. Sürekli elektronik aletlerimizle uğraşıyor; karşımızdakinden çok kendi düşüncelerimize odaklanıyoruz. Bunu düzeltmek için çaba gösterin.
5)Doğayı takdir edin: Dışarı çıkmaya, doğayla iç içe olacağımız yerlere gitmeye zaman ayırın. Çevrenizi izleyin, dinleyin, temiz havayı içinize çekin, suyun ve yeşilin verdiği huzuru hissedin. Hatta açık hava etkinliklerine katılın.
6)Daha yavaş yiyin: Lokmalarınızı çiğnemeden yutup, bir an evvel sofradan kalkmaktan vazgeçin. Yavaş yemeyi öğrenin. Tatların, kokuların, sunumun hakkını verin.
7)Daha yavaş otomobil kullanın: Hız tutkunu dünyanın alışkanlıklarını bırakın. Biliyorsunuz pek çok trafik kazasının, stresin ve akaryakıt israfının sorumlusu hız. Üstelik yavaşlamadan yolunuzun üzerindekileri gerçekten göremezsiniz.
8)Her şeyde memnun olacak bir şey bulun: Anı yaşama ilkesinin bir adım ilerisi. Ne yaparsanız yapın, tamamen ona, o ana odaklanın ve söz konusu ne olursa olsun sevebileceğiniz özellikler bulmaya çalışın.
9)Tek iş: Belli bir anda tek bir şeye odaklanın. Diğer işlerin baskısını üzerinizde hissederseniz, ara verin, nefes alın ve esneyin.
10) Nefes alın: Kendinizi soluk soluğa kalmış ve stres altında hissediyorsanız, derin nefes alın. Temiz havanın tüm vücudunuzu dolaştığını ve stresi toplayıp dışarı attığını hayal edin. Göreceksiniz, hemen yavaşlayacaksınız.
Not; Bu yazı Eren Başağan – Tempo dergisi Eylül 2014 alıntıdır.
3 Mart 2016 Perşembe
Karaşar Köy'ü
Düşünüyorum geriye baktığımda ne kalacak yarınlara? Bir anı,bir arkadaş, çekilen foto. Yaşamın anlamsızlığına biraz anlam katmak gerek.(Sartre'ın bulantısını okuyorum) Çayın keyfini sürmeli. Dostlarla yenilen bir yemek. Göl kenarında yapılan gezi. Aaa bu yağmurda bu karda gezilir mi diyenlere inat. Şöyle bir aralıyorum yaşamı. Bir sayfa açıyorum. Işık yoktu diyor arkadaşlar. Ben ışığımı buldum diyorum .Birisi diyor ki ben bu geziyi, kuşları beynime kazıdım.Resmini yapacağım Biri diyor ki anı makinama sakladım. Ben de yazıya dökmeliyim diyorum. Keyfini yudum yudum içmeli.
Karaşar ,Beypazarı' nın köyü. Gezgin arkadaşlar gezi düzenliyor."Neresi ?diye "soruyorum. "Daha belli değil" diyorlar ."Olur beni de ekleyin "diyo-
rum .Sürprizleri severim. Yaşamın tek düzeliğini kırar ,yeni bir yeri öğrenirsin. Yeni arkadaşlar tanırsın. Hele keyfi bir başkadır. Baraj göletinin kokusunu içime çektiğimde hissettiğimi kelimeler anlatamaz. Çiğdemlerin bozkırdaki güzelliği sanki nazlı bir gelin edasıyla topraktan çıkması. Dışarıda gri hava ve çiseleyen bir yağmur. Hala dünün keyfi zihnimde.
Kezban teyze ölmüş Kırk helvası.Nurlar içinde uyu.Bizede nasip oldu.
Yaylada manzara müthiş.
Çiğdemler açmış.Kardelenler nazlı nazlı süzülmekte.
Köy kadınlarının geleneksel kıyafeti .Bizim için süslenmişler. Renklerin canlılığı.
Hala burnumda göletin kokusu.
KARAŞAR ADININ KAYNAĞI
Karaşar'ın ismini, erkeklerin başlarında siyah puşu, bellerinde Karaşal, bacaklarında siyah şalvar kullanmasından; kadınların ise başlarında fes ve çember (abani), sırtlarında üç etekli entari ve bunu tamamlayan feymana, bellerinde acem veya tarabulu denilen şal kuşağı kullanmasından aldığı, bu nedenle çevrede yöre insanının Karaşallılar lakabıyla anıldıkları, bu deyişin zamanla Karaşar'a dönüştüğü söylenmektedir. Genellikle halkı sevecen, yardımsever, zeki ve son derece çalışkan insanlardır.
Not :Karaşar ile ilgili bilgi Zeynel Yeşilay'ın sayfasından alınmıştır.
28 Şubat 2016 Pazar
Bir günün hikayesi
Elmadağ'ın Karaca Hasan Köy'ünden ayağımızda poşetler hava yağdı yağacak yollara düştük.Elimizde torbalar,manzara muhteşem.Etraf meşe ağaçları ile çevrili. Dağları tırmandık. Elektrik yok. Ama gürül gürül akan çeşme vardı.Sessizliğin sesine derenin şırıltısı eşlik ediyordu. Uzaklarda arada bir öten kuş sesi. Şehirden uzak. Güner hanımın çay servisine ,İlhami Bey'in hamsileri eşlik etti.Koyu sohbetler ve mis gibi dağ havası. Evini açan İsmail Bey ve dostlarla yapılan dağ yürüyüşü ile zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.
Zamanın yıpratamadığı
Hani bazen canın sıkkın olur ya gideceğin bir arkadaş. Bazen abla, bazen kardeş, bazen dost.Yılların yıpratmadığı tam tersi güçlendirdiği arkadaşlar. Yerleri daima özel. Bazen sığınabileceğin liman. Bazen bir kahve içimi zaman ayırabileceğin bir yer. Gönülleri gibi evleri de açık olan insanlar. Uzun yıllar görüşmesen de kaldığı yerden sohbetin devam ettiği insan. Yanında kardeşin bulunmasa da kardeş gibi bacı gibi. Kızmadığın ama güzel anlarını paylaştığın özel insanlar. Telefonun ucunda ,yürüme mesafesinde ya da bilgisayar ekranında . Hani bilirsin o orada .
31 Ocak 2016 Pazar
Otuz Beş Yaş
Bugün nedense otuzbeş yaş şiiri bir daha usuma düştü. Şiiri bir daha bir daha okudum anlamını düşündüm. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini ne çok anı biriktirdiğimi gördüm .Annemin bana anlattığı doğum hikayem bir daha aklıma geldi. Tam bundan yıllar önce soğuk bir kış günü annem bana hamile.Hamileliğinde son günleri .Anneme ziyarete anneleri, kız kardeşleri geliyor. Oturuyor çaylarını içiyorlar .Kalkıyorlar. Annemin sancıları başlıyor. Belkide annesinin yanında utandığından söyleyemiyor. Komşu teyzeyi çağırıyor. Komşu teyzenin çocuğu olmadığı için biz ona babaanne derdik. Bizimde babaannemiz yok. Annem ebesiz doğum yapıyor. Hemde evde. Galiba ben bu yüzden aceleciyim ve kendi işimi kendim yaparım. Ne yapayım neredeyse kendi göbek bağımı ben kesecekmişim. Annem tekrar kardeşlerine ve annesine haber yolluyor. Bizimkilerde yani teyzemler çok kibar mendil unuttuk almaya geldik diyor. Otuzbeş yaş şiirinide benim kendime armağanım olsun. Bir arkadaş yaş günümü kutlarken dünya yaşı demiş. Ben de fizyolojik yaşım diyorum. Beden yaşlanıyor ruh yaşlanmıyor. Beden yaşlandın diyor ruh oturma kalk yapılacak çok şey var diyor. Ben de bu gel gitler içinde yaşamaya çalışıyorum.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
30 Ocak 2016 Cumartesi
Gerçekler ayrıntıda gizlidir.
Gerçek göreli kavramdır.Kimin gerçekliği? Benim mi karşımdakinin ne anladığı mı? Gerçeği öğrenmek istiyorsan ayrıntılara küçük şeylere bakacaksın. Gözümle gördüğüm kulağımla duyduğum gerçek mi ? Hep aklıma kulaktan kulağa oyunu gelir. İlk söylenenle son söylenen ne kadar farklıdır?Bizim ne anladığımız önemli .Ona kattığımız, anlamlar yorumlar , ilaveler, çıkarsamalar sonucunda elde kalan tamamen farklı. Birde fotoğraftaki gerçeklik . Fotoğraf anın ışık yardımıyla dondurulması.
Kar fotoğraflarındaki gerçeklik bize neyi anlatır? En iyisi fotoğraflar konuşsun.
Kar fotoğraflarındaki gerçeklik bize neyi anlatır? En iyisi fotoğraflar konuşsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
duyulmama anlaşılmama
İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık ...
-
İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık ...
-
DİKMEN Ankara'da dört yıl Kızılırmak sokakta Irmak kız öğrenci yurdunda kaldım. Yurt önce sinema şimdi Jolly Joker konser salonu oldu....