3 Ekim 2018 Çarşamba

ERTELEME SANATI

                       
                         " Bugünün işini yarına bırakma, mümkünse ertesi güne bırak"
sözü beni gülümsetti.
                     1.Çankaya Belediyesi Kitap buluşmasının düzenlediği kitap fuarından aldığım kitaplardan bir tanesi Erteleme Sanatı. Okumaya bu kitaptan başladım. Hemen etkisini gösterdi. Halı yıkamaya gidip halıları almalarını hatırlattım. Daha önce uğramıştım. Gelmemişlerdi. Uzun zaman ara verdiğim blog yazısını yazmaya karar verdim.
                   
       Zaman uçup gidiyor. Yaz bitti. Sonbahardayız. Eylül bitiyor. Bugün Ankara o kadar sıcaktı ki fuar dönüşü çok terlemişiz. Bir an önce kendimizi serin eve bıraktık.
       Kitabı okudukça aslında bazı işleri ertelerken arada bazı önemli işleri yapıyoruz.Tembellik, miskinlik değil. Zorunlu işler, önem sırasına göre yapılması gerekenler. Bazende kendime tatil ilan edip o gün yapılması gereken işleri bir sonraki gün yapmak vb. Bugün yorulmuşum domates almaya İlker pazarına gidecektim. Onun yerine çarşambaya Sokullu pazarına gitmek gibi. Elma sirkesi yapacağım onun yerine elmaları kurutmak .Üç günde elmalar kurudu. Çok hoşuma gitti. Kış için atıştırmalık. Elma sirkesi yapmak daha uzun meşakkatli. Yarın planıma alayım.
        Şu anda dışarıda fırtına ve bardaktan boşanırcasına bir yağmur var.
        Şimdi arkadaşımla yaptığım telefon sohbetinde yaş aldıkça yapacağımız işler arttı. Biz güçten düşüp yorulduğumuz için erteleme yapıyoruz. Gerçekten gitgide daha çok iş daha mükemmel şekilde yapmak istiyoruz. Ama eski ben olmadığımız için erteleme yapıyoruz.Akşam üzeri torunların okuldan gelirken karşılama ,kreşten alma onlarla kaliteli zaman geçirme.
          Hafta içi yada hafta sonu Kızılcahamam'a yakın dağ evi aldık. Bir saatlik yol . Alışveriş ,gidince temizlik yemek. Sıkılmaktan vazgeçtim. Oturmaya vakit bulamıyoruz. Yeşile bakmak ,doğanın içinde bulunmak, sincapları izlemek, kuş seslerini dinlemek, kasımpat ya da mevsim çiçeği dikmek...
          Yeni alışkanlıklar, yeni durumlar ,yaşam kalitesini artırıcı faaliyetler...
          Halan koşuşturmak hoşuma gidiyor. Yaşamın tek düzeliğini kırmak farklı uğraşlar bulmak, bunun yanında zorunlu yapılan işler.
          Bilgisayar dünyası ,sanal alem. Örnekler çoğaltılır.
         Eşim Ankara dışına panel için gitti.Gece üç'de döndü.Sabah kalkınca gazete yazısını yorgun olmasına rağmen yazmayı ertelemedi. Çay kahve kuru yemiş tabaklarını hemen toplar. Ben de "topladığım yıllara say" derim.
          Bazı insanlar aklına ne gelirse hemen yaparlar.
          Sevdiğim işlerde erteleme yapmam. kendime vakit ayırma ,kendim için alış veriş yapma, yürüyüş yapma. kısaca kendimi ödüllendirme.
          Yemek yaparken ilk önce en pratik yemekleri yaparım. En zor zaman alacakları erteler keyfim olunca yaparım.
           Lise yıllarında matematikten problem çözerken başım ağrırdı. Matematik dersini buna rağmen çok severdim.
           Bazı işler vardır ki ertelemeye gelmez. "Seni seviyorum" demek için beklemeye gerek yok.Birini aramak için nedene gerek yoktur.
           Bazen bazı işlere başlamak uzunsa zamana yaymak iyi olur. Ertelediğim işlere bu yazıdan sonra gidip ucundan da olsa başlayım.

                                         






20 Temmuz 2018 Cuma

SON ZAMANLARDA YENİDEN BAŞLAMAK GEREK

                                                               
Bazen en sıradan yaptığımız şeyler zaman içinde önemini kaybetse de bizim için ne kadar önemlidir. kendimizi ben yapan şeylerdir. Bizim özümüzdür sevdiklerimizdir. Bizi mutlu edendir.
 Bir insanı tanımak istiyorsan "söylediklerinden daha çok yaptıklarına bir bak" deriz.
 Balkondaki çiçek, sabah yapılan yürüyüş, fotoğraf çekmek, sevdiğimiz arkadaşla sohbet, blogta yazı yazmak vb.
Eskiden yeni duruma hemen adapte olup alışkanlıklarımdan vazgeçmezdim.
Ne oldu? sorusunu soruyor ama cevabını vermiyordum.Ya da halan soruyu soruyordum. Hayal kırıklığıydı  yaşadıklarım. Umutsuzluk kapladı. Cevabını biliyorsunuz ülke içindeki yaşanılan durumlar.
Geçmeyen kronik hala gelen boğaz enfeksiyonları .Gençlikten kardeşim. Genç olmaktan .
 Yaşamdan çok şey istemedim. "Ne yaparsa insanın kendisi yapar" diye düşündüm. Eyleme geçtim.
Yaşlansak da yaş da alsak  istekleri olmalı insanın. Umutları olmalı.
 Bir çıkış yolu olmalı umutsuz olunmaz
Sorular sormalı  sorular cevaplarını bulursa insan rahatlıyor.
Olumsuz düşünen bir tip değilim. Genellikle iyimser bir tipim. Çok canımı yakmazlarsa (hoşgörülüyüm ) tahammül sınırım yüksektir. Yine de "sesi çıkmalı derim insanın illa canın mı yanmalı"
Duygular bu durumda .
Bu arada neler yaptım. Oğlum Alman bir kızla geçen yıl evlenmiş Ocak ayında Almanya 'ya gitmişti. Münih'te oyunları vardı. Hem onları görmek hem de oyunlarını izlemek için.Münih'e bilet almıştık. Çok tanınmış grup olmadıklarından ve de Münih tiyatrosunda grev olduğundan oyunları iptal oldu. Biz yinede bilet alındığı için  Münih'e gittik. Oyunlarını Hildesheim'de oynadılar. Aralık ayında Berlin'de oynayacaklar, Belki ona gider oyunlarını izleriz.
Fotoğrafçı grupla Kütahya gezisi.Yağmurda Kütahya.
Yaz geldi okullar tatil oldu .Torun Ege ve eşim ile Sinop'a geldik.On gün Ege ile beraber geçirdiğim günler.
Deniz ve Sinop günleri.



                                                     Fotoğraflar Almanya Münih

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Bahçenin Sincapı Fındık

   

      Seçim, ekonomi, bahar çok hızlı geçen zamanı yavaşlatmak gerek bazen.Toz duman arasında sakinlik aramak gibi hayat. Üzüntülü, kederli yaşamımıza biraz anlam katmak. Kırgınlıklarımızı yarına ertelemek, öfkemizi kalbimize, gömmek hüzünleri saklamak lazım. 
      Bizi mutsuz eden durumları yok edemeyiz mutlu olmak için çocuğa bakmak gerek, doğaya bakmak, hayvanlara ve çiçeklere bakmak lazım. Bu arada anlara sığınmak gerek.
       Geçenlerde köydeki evdeydik ben evle, bahçeyle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. O arada yorulmuşum.
        Eşim "bak ağaçta bir misafirimiz var" dedi. Bir süre göremedim. Ağaçtaki dalların kımıltısını izleyince onu gördüm. Uzun süre bakıştık. Hareketini yakalayabildim. Sanki kendimi başka bir dünyada hissettim. Adını fındık koyduk. Bir ağaçtan diğerine gitti. Fotoğrafını çekebildim. Sonra ağacın tepesinde kaybettim.
       Sincap, Sincapgiller yani Sciuirade familyasına dahil olan uzun kuyruklu ve kemirici yapıda bir memelidir. Sincabın yöreden yöreye değişen halk arasında farklı söylemleri bulunmaktadır. Bu söylemlerden en çok bilineni de çekelezdir. Eski Türkçede ise sincaplara, teyin, deyin ve değin dendiği bilinmektedir. Sincap yabani hayvanlar arasında en sevecen türlerden olanlarıdır. Olağan dışı durumlar haricinde sincapların herhangi bir saldırıda bulunduğu veya vahşi tavırlar sergilediği görülmemektedir.Sincapların oldukça sevimli fiziki görünümleri vardır. Sincaplar üst kısımlarında kalın tüylü ve dayanıklı bir kürk taşımaktadır. Bu kürkün rengi cinslerine ve çevresel etmenlere göre değişiklik gösterse de genellikle sarıdan kızıla uzanan bir renk skalası arasında olduğunu söylemek mümkündür. Bu kısım kuyruklarına kadar uzanmakla beraber, vücutlarının alt kısmı neredeyse pürüzsüz, beyaz tüylerden oluşmaktadır.Sincaplar özellikle sevimli görüntüleri ile dikkat çeken, kemirgen ailesinin belki de en sempatik üyeleridir. Bu sevimli görüntüye sahip olmalarının en önemli etkeni uzun ve oldukça kabarık görünen kuyruklarıdır. Güzel kuyruklarına ek olarak sincaplar, oldukça iri ve büyük göz yapısına sahip olmaları ile de dikkat çekmektedir. Yetişkin bir sincabın boyu yaklaşık olarak 25-30 cm aralığından kuyruklarının boyu 15-25cm aralığında değişiklik göstermektedir. Sincaplar her ne kadar tüm görsellerde aklımıza kazınan halleri ile sürekli bir şeyler yiyor görünseler de şaşırtıcı derecede hafif hayvanlardır. Bir sincabın ağırlığı sadece 25-50 gram arasındadır.Bilindiği üzere ormanlar alemi  içerisinde sayısız bitki ve hayvan türü barındırmaktadır. Sincaplar ise bu hayvan türlerinden memeli kategorisinde yer alan canlılardır. Bu nedenle iç gebelik geçirmektedirler. Bir sincabın hamilelik süreci 4 ile 6 hafta arasında değişiklik göstermektedir. Normal bir doğum sonucunda bir anne sincap yaklaşık olarak 3-6 arası yavru doğurabilmektedir. Sincaplar ömürleri fazla uzun olmayan hayvanlardır. Bir sincap yaklaşık olarak 7-8 yıl yaşayabilmektedir.Sincaplar otobur canlılardır. Doğadaki besinleri yaşadıkları ormanlık yerlerde bulunan ağaçların yaprakları ve meyveleridir. Sincaplar çiftleşme dönemi dışında hayatlarını tek başlarına sürdürmektedirler. Yetişkin bir sincap ortalama 5 yavru doğurduğu hamilelik sürecini hayatı boyunca defalarca tekrarlayabilir. Sincapların bilinen en iyi özellikleri oldukça iyi birer tırmanıcı ve zıplayıcı olduklarıdır. Sincaplar ormanlarda ve ağaçlarda yaşayan kemirici yapıdaki canlılardır. Ömürlerinin neredeyse tamamını ağaç üzerinde geçirmektedirler, çok iyi tırmanma ve zıplama yeteneklerine sahip olmaları ağaçlar üzerinde yeryüzüne temas etmeden ne kadar kolay seyahat edebildiklerini kanıtlar niteliktedir. Sincaplar özellikle gündüz vakitlerinde her zamankinden daha hareketli ve enerjik olabilmektedirler.Her ne kadar vahşi doğaya ait bir hayvan olsa da, bilinenin aksine sincaplar eğitilebilmektedir. 3 aylıktan küçük alınarak evcilleştirilen sincaplar tıpkı hamsterlar gibi oldukça neşeli ve hareketli bir ev arkadaşı olmaya adaydır. Yaşadıkları alanın onlara sunduğu besinleri en iyi şekilde değerlendiren sincapların yemek konusunda seçici olmadıklarını söylemek mümkündür. Her türlü bitki tohumu, mantar, kozalak, ceviz, badem ve iğne yapraklı ağaçların dalları onlar için besin niteliğindedir. 







Bu fındık sincap gibi bir daldan dala uzanmak, ağacın dalları arasında, bazen hayatın içinde  kaybolmak gerek.

13 Mayıs 2018 Pazar

ANNEM

     

        Annem ailenin en büyük kızıymış. Kardeşlerine bakmaktan ilk okulu bitirememiş.İlkokul üçüncü sınıfından terkti.  Cümlelerin başı sonu olmayan noktasız ama içten yazdığı mektuplar vardı. O zamanlar mektup yazardık.( altmışlı yıllar) Babam Almanya'ya gittiğinde, ben üniversitede okurken yazdığı mektuplar gözümün önüne gelir.
       Bizim babannemiz çok erken ölmüş. O yüzden annem kaynanasız gelindi. Teyzemler " Sana karışan yok " derlerdi. 
        Komşu bir teyzemiz vardı. Hiç çocuğu olmamış biz ona babanne derdik. Onun inekleri vardı. bazen süt vermezdi. Anneme " Hayvanın yemini getirdim oku bunu "derdi. Annem okumayı çok sever o kepeği okurdu. Hayvan nazardan kurtulur süt vermeye başlardı.
Annem ile ilgili  eski fotoğrafları karıştırdım siyah beyaz renkli annemle benim baş başa olan fotoğrafını bulamadım bulduklarımda ablamla beraber üçümüz varız. Bazı fotoğraflar  donuk .Annemin beğendiğin fotoğraflarından bir tanesin bilgisayara yükledim Utku'nun doğduğu zaman. Bu tahminen bir yaşında "Çok eski fotoğrafları aramana gerek yok" dedim kendi kendime. Aynaya bak aynada bazen annemin hayalini görüyorum yüzümde
Yüzümdeki bir bakışta  annemi buluyorum.

Annemle ilgili anıları mı düşünüyorum Annem çiçeksever Yalnızlığımı çiçek Kur'an okumakla telafi eder hayat dolu enerjik bir gün hastanede ameliyat olacak bir türlü üresi düşmüyor"Ne yapabiliriz" dedik Ali ile beraber doktordan izin aldık evine getirdik bahçeye baktı mutlu oldu. Üresi düştü ve ameliyata girdi.

"Bu sabah yine erkenden uyandım.Annemin aramızdan ayrılalı bir yıl olmuştu.Çiçeklerimi annemin gözüyle selamladım.Ardımdan yüzümü yıkadım. "Aynaya baktığımda belki annemi görürüm" diye uzun uzun kendime baktım. "Hangi yanım anneme benziyor" diye. "Bekledim aynalardan çıksın yanıma gelsin" diye. Çayımın son yudumunu çiçeklerin karşısında içtim. Kasımpatlarla sohbete daldım. Gülüm bu mevsimde son bir defa açayım dedi. Onu okşadım annemin ellerini tutar gibi. Kahvaltıyı hazırlarken içeriden seslenişini hatırladım. Kızım bir kabaklı omlet yapsan deyişi kulaklarımdaydı. Onun sevdiği kabaklı omleti yaptım. Bugünkü yemek menümde nohut yemeğiydi. Bir misafir gelecekse hemen akşamdan ıslatır nohutu. Sabahleyin biz kalkıncaya  kadar sobanın üzerinde pişer nohut yemeği her tarafı sarar kokusu. Uykudan uyandığımda kızardık "nohut kokusu sarmış her yanı" diye. Şimdi o nohut kokusunu arıyorum.Her tarafı sarsın.Belki de nohut kokusu onu bana getirecek. Gelmeyeceğini biliyorum. Ama bugün ben de nohut yemeği yapacağım tıpkı annemin yaptığı gibi. Etrafı kokutacağım sanki onun kokusu sarmış gibi yapacağım. İçeriden seslenişini hatırlayacağım "Yanında birde kesme makarna ile çorba yap"deyişini. Onun sesini telefonlarda duymasam da teyzelerimi arayacağım halini hatırını soracağım. Anacığıma sorar gibi. Eşimin teyzesini ziyarete gideceğim. Anamın evine gider gibi. Münevver teyzeden rica edeceğim bir helva kavuruver anamın ruhu için.
Bu satırları yazarken hem ağlayacağım hem annemi hatırlayacağım resimlerine bakacağım birer birer. Evlendikten sonra annemden masa örtüsü örmesini istemiştim .Teyzemin kızıyla ortak örmüşlerdi. Yıllarca ben kullandım.Sonra annem.Şimdi tekrar aldım.yatak örtüsü olarak kullanıyorum. Annemin ellerini hatırlayacağım ilmek ilmek dokumasını. "Kızım yalnızım beş çocuk hiçbiriniz yoksunuz,babanda evden çıkıyor dolaşıyor.ben de yalnızlığımı kuran okuyarak geçiriyorum"deyişini hatırlayacağım.Babamın ölümünde hasta yatağında babam için hasta haliyle ilahi okuyuşunu hatırlayacağım. Babamın son nefesini vermeden önce ki o becerisi aklıma gelecek .En zor zamanlarda annem baş etmeyi bildiyse ben de yaşamada zor anlarımda annemi hatırlayıp onu gibi becerikli olacağım. Hoş çakal annem." 13.11.2012 yılında yazdığım yazı.

ANNE OLAN ANNE SEVGİSİNİ YÜREĞİNDE TAŞIYAN BÜTÜN KADINLARIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Gölyazı


     
        Burhaniye' den Ankara' ya dönerken yolun üzerinde Gölyazı yazıyordu. Daha öncede o yoldan geçmişim nasip şimdiymiş.

Eşime "Burayı görmek istiyorum " dedim. Çok da merak ediyordum. Beş kilometrelik toprak yoldan içeri giriyorsunuz. Yer yer çukur dolu toprak yol. Arabayı dikkatli kullanmak gerekiyor.
Arabayı cami önüne bıraktık. Küçük bir köy .Sular çekilmiş. Hala ağaçlar su içinde.Tekneler çoğunlukta.Vakit olmadığı için tekne gezintisini yapmadık. Ekşi maya ekmek aldık. Kır kahvesinde çay içtik. Bol bol  fotoğraf çektim. Bakımlı bir yer değil doğal bir ortam söz konusu.
      İnternetten aldığım bilgi: 
Gölyazı Köyü Bursa sınırları içinde, doğa ile tarihin bir arada bulunduğu eşsiz bir güzellik de Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı köyüdür. Köyde yerleşim halen, yaklaşık 800 m uzunluğundaki antik surların içindedir. Üzerinde
geleneksel konut mimarisi örnekleri görülebilen surlarda, yer yer kapılar ve kuleler bulunur. Bazı bölümlerde Roma,
Bizans ve Osmanlı tarzı iç içe geçmiştir. İlkbaharda yükselen sular nedeniyle su içinde kalan ağaçlar, bu sularda süzülen ördekler, pelikanlar, her bahar evlerin çatılarında yuva yapan leylekler, Arnavut kaldırımlı dar ve temiz sokaklar ve güler yüzlü misafirperver köylüler; antik çağda Apolyont olarak bilinen bu köyün güzelliklerinden yalnızca birkaçıdır. Tümüyle SİT alanı olan bölge, restore edilerek kültür merkezine dönüştürülen Aziz Panteleimon (bazı kaynaklara göre Hagias Georgias) Kilisesi ile de dikkati çeker.
Sokaklarda kapı önlerinde toplanıp bir yandan sohbet ederken bir yandan da kerevit ağı dokuyan kadınlara
rastlayabilirsiniz. Uluabat Gölü, Gölyazı köyünün tarlası gibidir:
Kayıklarda eşleriyle birlikte balık avlayan kadınlar görebilirsiniz. Köy meydanında balık mezadı kurulur. Köyde kahvehaneler, fırın ve bakkal mevcuttur. 700 yaşını aşmış çınar ağacı da Gölyazı’nın en önemli anıtlarından biridir.
Uluabat Gölü
Bursa ile Karacabey arasında, Bursa-İzmir yolunun 5 km güneyinde, Bursa’ya 30 km uzaklıktadır. Uluabat Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Nailbey Adası’nda bulunan manastır, Bursa ve çevresinde, günümüze kadar gelebilen en eski manastırlardan biridir. 825 yılından önce yapıldığı tahmin edilen bu yapıda kaynaklara göre 7-8 keşiş yaşamıştır. Turna, kefal ve sazan gölden en çok çıkarılan balıklardır.
Gölyazı ve Uluabat köylerinden hareket eden kayıklarla gölde gezi yapabilirsiniz.






















29 Nisan 2018 Pazar

Kırık tencere kulpu


Off dedi hepsini topladım tencerelerin kiminin kulpu yok kimi çizilmiş. Oğlanın evine yollayayım. Planlar yaptı. "Ama benim için çok değerli. Bir defa çok iyi yoğurt yapılıyor. Çelikten olduğu için yavaş soğuyor. Orta boy tencere. Kulpları eskimiş" Geçenlerde yoğurt yaptım. Eşim dolaptan çıkarırken kulpu koptu... Bütün yoğurtlar yerde. Ne çok anısı var. Yeni evlendiğimiz zaman almıştık. Yıl o kadar eski ki. Mesa Batı Sitesinde oturuyoruz. 1985 yılında almıştık. Halan kullanmadığım bir büyük tencere var. Sinop'ta da kullanıyorum. Ne çok yemek yaptım ne misafirler ağırladım. Çocuklarımı büyüttüm şimdide torunlarımı büyütüyorum. Tıpkı evlilik gibi. Bir yerler aksıyor ama o en derindeki aşk kalıyor. Ya da sevgilinizin beğenmediğiniz huyları yaşadıkça  ortaya çıkıyor ama diyorsun ki "olsun bir sevgilim var, yalnız değilim" Tencerenin kendisi sağlam. Hiç bir şey olmamış. Sadece ocağa yakın olan kısımdaki kulpları eskimiş. Üzerinden zaman geçmiş  ne tencereler gelmiş geçmiş.Tıpkı ilk aşk gibi.Ya da bizler gibi ayak aksıyor  ama beden sağlam.
Aksayan ayak bilek yetmiyor bir de zihin var. Yılların yorgunluğu tıpkı bedenin yorulması gibi.
Düşünceler zihinde dans ediyor. Bildiklerin eskiyor. Bazı bilgilerle yalnızlaşıyorsun. Bilgi zihinde var olduğu ölçüde iyi cümleler kurup bilgini paylaşırsan şaşırıyorsun. "İnadına mı konuşuyorsun." diyorlar.
Tencere kulpundan aşklara bilgilere gelivermişim.
Sabah kalktım bir baktım.Eşim hepsini toplamış "Sen aşkından vazgeçmiyorsun ben de onları tamire götüreyim, parlatsınlar kulp taksınlar seni seviyorum demez mi"
Tabii ki hepsi rüyaymış meğerse ."Nereden aklıma geldi bunlar " diye düşünürken dün alışveriş yaparken fiyatı uygun yeni bir tencere gördüm onlar mı  zihnime girmiş bilemedim.