6 Ekim 2019 Pazar

Yediklerini inkar etmiyorsun

   

       İlk görüşmemizde konu kiloya gelmesini bekledim. Ancak fırsat olmadı. Daha önce bir başka konuda duygularımı dile getirmiştim. Konuşmalara olumsuz başlamaktır herhalde. Ancak ikinci görüşmemizde tam yemek masasında çay içerken yanında minik bir kek vardı. Konu kiloya geldi. Ya da ilk karşılaşma daha "nasılsın" demeden "Ay kilo almışsın şekerim" denir. Sonra yemek yemeniz için ısrar edilir. Bazen utanarak çekinerek söylenilir. Kendisinin ne kadar zayıf ve formunda olduğunu anlatmaktan bazıları keyif alırlar. Neden konu olarak bir başka insanın kilosundan şişmanlığından söz etmek ihtiyacındadırlar.? Kendilerinin fit olduğunu araya sıkıştırmak mı? Yemeğin en zevkli yerinde konu döner gelir şişmanlığa. Zayıflar nasıl zayıf kaldığını anlatırlar. Arada bir sağlıklı beslenmeden söz edilir. Zayıf insanları gözlemleyin ekmek ve hamur işlerini az yerler. Birden bir kişi diğerine döner "Lahanalar çıkıyor lahana sularını içme zamanı."Ardından ekler" Ben formumu lahana suyuna borçluyum." Diyet yapıp zayıflayan kişi artık uzmanlaşmıştır. Anlatır durur. "Böyle yapmalısın" diyerekten. Kilo konusunda bir başkasını uyarma, laf sokma, aklımın ucuna gelmez. Yemeğin güzel bir sohbete eşlik ettiği sofraları çok Severim. "Balık etli olmak" "Şişman olmak" niye bir başkasını rahatsız eder. Savunma mekanizmasını kullanıp "ben halimden memnumum"diyen tiplerde vardır. Birde kilo almayanlar vardır. Bazıları doğruyu söyler spor yapıyorum. Bazıları metabolizma hikayesi. Kilodan dolayı bıçak altına yatanlar, mide ameliyatı olanlar vardır. Oda ayrı bir konu. Sağlıklarını yitirenler. Sağlığı yerinde olmak önemli değil mi? Manken miyiz? Onlar bile zayıf kalmak için çok dikkat ederler. Ya da zayıf kalmak için hayatları kararan bir deri bir kemik kalanlar. Bu işin sonu yoktur.
                Şimdi bu fotoğrafı niye koydun? Birde bir zamanlar diye not düşmek bilinçaltı mı?

4 Ekim 2019 Cuma

Size kırmızı çaydanlıktan çay ikram edeyim gelir misiniz?

                                     
                                                 Evdeki fazlalıkları köydeki eve yavaş yavaş götürürken uzun zamandır kullanmadığım kırmızı çaydanlık gözüme çarptı. Bir yerde duymuş okumuştum. En az altı ay kullanmadığınız eşyayı verin. Aslında geçenlerde de yalnızdım çay demlemek için kullanmıştım." Olsun götüreyim" dedim.  Uzun zamandır görmediğim arkadaşımla yolumuz Güzel Çamlık'ta kesişti. Özlem giderdik. Doğayı, gezmeyi, hayatı, dostları seven bir arkadaş. Daha önce telefonda konuşmuştuk. Köyde dedim tek başıma kalmaya korkuyorum. Korkumun nedeni doğanın içinde ev. Tek başıma yatınca bir tıkırtı duyarsam tedirgin olur uykum kaçar uyuyamam dedim. Hülya "Çağır ben gelirim. Ben sana kırmızı çaydanlık getireyim" dedi." Benim kırmızı çaydanlığım var. Sen   sohbetini, arkadaşlığını dostluğunu getir. Ben de sana çayını demleyeyim. Eski günlerden söz edelim. Gençliğimizi, anılar içinde kalmış günleri kuzine yanarken çayın buharında hatırlayalım. Dışarıda lapa lapa kar yağsın.        Dağ havasını içimize çekerken düşünüyorum iyi ki seni tanımışım Hülya. Sen yakın zamanda kaybettiğin oğlundan ben iki yıl önce gurbette yaşayan hassas, yufka yürekli, insancıl... Yemek yerken "anlat abla" sözünün içindeki fırtınaları anlatmak için söze başlamak isteyen ama  duygularını anlatmayan hassas kardeşim Arif'ten bahsedeyim. " dedim. Dostun arkadaşın az bulunduğu dünyada özel insanlara rastlamak bir şans. Arkadaş, dost sohbetinin çaya eşlik ettiği mutlu günlerde kırmızı çaydanlık ocağın üzerinde sizi bekliyor.

30 Eylül 2019 Pazartesi

bir günün hikayesi





















Eylül ayının son günleri kasımpatlar, hercai menekşeler alındı. Toprak kazıldı.Uygun alanlar belirlendi. Uygun çiçekler ekildi. Mis gibi havayı içine çekmek, kuşların cıviltısını dinlemek, ağaçların rüzgardaki sesini dinlerken ruhun içindeki dünyanın anlaşması ve zihni boşatmak.Yorgunluğumu aldı götürdü. Akşamüstü sürünün sesini duymak, sanki farklı dünyadayım gibi. Gece biraz önce kendini gösterdi. Bahçenin lambaları henüz yanmadı. Derken şu an yandı.Uzaktan ezan sesi.Sıcak bir çay.Gecenin gündüzden sıcaklık farkının çok olması. Sonuçta karasal iklim. Kalın hırkalar ve battaniye.Elmalardan sirke yapılmak üzere toplandı.Fotoğraflara bakınca koşuşturmalar içinde  güle güle Eylül.












26 Eylül 2019 Perşembe

Şeytan, melek,akıl, diyalogları Ne zaman ? akıllanacağım

                                               
        Dışarıda gri bir sonbahar havası.Güneşli geçen eylül ayından sonra yavaş yavaş alışmaya başlayacağımız bulutlu havalar kapıda.Yürüyüşe çıktığımda çisil çisil yağmur yağıyordu.
        Dün kendimi paralarcasına evin işlerine verdim. Ödülüm temiz bir ev, düzen, zamandan kazanım. Olumsuzluklar neler: öykü günleri panelini kaçırdım. Hiç geçmeyen bel ağrım kendimi fazla yorunca tekrar bana merhaba dedi. Dün gece hiçbir krem fayda etmedi. Yorgunluktan biraz uyumuşum. Sabahın iki buçuğundan beri yatakta uykuyla cebelleştim. Maalesef uyuyamadım.
      Sonuç kendimi bu kadar yoracak ne var? Zihnimin  bir köşesine yerleşmiş kendi işimi yaparsam formda kalma zayıflama temel nedeni. Arkadaşım dedi ki. Yemeğinden kısmazsan bu iş olmaz aklımın bir köşesinde Giren besinlerden ekmek veb. artı yediklerimin miktarını azaltıp çıkanın fazla olması gerek. yani az yiyecek çok hareket. peki benim ki nasıl yenene yiyecekler ayni  bol hareket. "Güldürme" dedi şeytan." Sen nereden çıktın?" dedim Ben hep buradayım. Ona açıklama yapmak  kendimi savunmak istedim."Gülün (temizlik için gelen) vaktinin olmaması benim yapmam gereken işler... Peki şimdi ne oldu. Yani bu durumda kazanç mı kayıp mı? sorusu gündemde. Hem kazandım hem kaybettim diyerek kendimi mutlu edecekken zihnimde akıl veren sevgili şeytanım dedi ki" Bu işte yanlışlık var. Yap yap dön arkanı bir arpa boyu yolu katetmişsin. Yok efendim form zayıflama bırak bunları. Sevgili eşin dışarıdan  geldi. "Benim spor yapmam gerek" dedi çıktı gitti. Doğanın içinde yürüyüş yaptı. Sen akıllanmazsın bu kafayla adam da olamazsın. Hani öykü yazıyordun. Hani en az her gün bir ya da yarım sayfa yazı. Hani fotoğraf çekecektin. Eşinin hayatını kolaylaştır. Peki senin hayatın nerede? Kim senin için çaba sarfediyor. Kendine iyi bakman lazım." İçimdeki melek dedi ki "Düzenli tertipli olmak için yaptım diyorsun daha önce düzensiz miydin?" Yok dedim ki "Sinop dönüşü yapılan temizlik." Baktım içimdeki melek ve şeytan birbirine girecek akıl kendini tutamadı "Ya bunun çözümü var.  bir dakika çözüm öneriyorum. Beni dinler misiniz?"
Şeytan " Ne yumurtlayacaksın. Ben seni iyi tanıyorum."
Melek "Sözünü kesme  seni dinleyelim akıl kardeş."
Akıl "Planlamayı eksik yaptın. İşleri zamana bölecektin. Öğleden sonra dinlenecek akşam üzeride öykü günleri paneline gidecektin.Kabahat sende.
* Planlama eksik
*İşleri zamana yaymak gerek
*Her işi üstlenme
*Yapmaktan en çok hoşlandığın işi öne al
*Peki tüm bunları biliyorsun da neden uygulamıyorsun?
        "Siz ister salaklık deyin ister hamaratlık deyin bu işlerde bir yanlışlık var. Tüm bu işleri yapmasaydın ne olurdu?" dedi şeytan Evde yapılması gereken daha bir sürü iş var. Nerede benim hayatım? Kim kabahatli. En büyük kabahatli benim. Yüklenmişim bütün işleri becerikli olmak, iş talep etmemek, yardımlaşma unutmuşum bunları. İçimdeki melek "Sen haklısın." Yoo hiç haklı değilim."
        Çözüm: Bugün kendime tatil verdim .En çok yapmak istediğim kendimle ilgili neler var onları uygulayacağım.
*Sabah yazımı yazacağım
*Zorunlu alışveriş neler var onları alacağım. Kuaföre gidip saçımı boyatacağım.
*Kendime dışarıda yemek ısmarlayacağım.
*Bahçe için mevsim çiçeği kasımpat ve hercai menekşe alacağım.
*On gün Selçuk' tayım. Neleri yapmak istediğimin bir planını çıkaracağım.
        İçimdeki şeytan ben uyumaya gidiyorum. Melek "Projelerinde eksiklik var."  Melek "Çevremdeki insanları mutlu edeceğim Kimi eşimi zaten onun hayatını kolaylaştırıyorsun ya ev dışında  bir proje geliştireceğim. Köydeki eve gelen köpeği seveceğim belki akıl bunları düşünecekti Ben hatırlatayım dedim.Akıl "Ben senin hep yanındayım. Her zaman biliyorsun." Melek "Ben  akıl ile iş birliği yaparım." Şeytan gitmeden son bir sözüm var. " Eşin senin için bugün  ne yaptı? Bu sorular zihnin bir köşesinde var olsun."
        Kendime kızgınlığımı geçici olarak erteledim.
        Televizyonda Neşet Ertaş. Leyla' yı söylüyor.
Yazımı kışa çevirdin
Karlar yağdı boşa Leyla'm
Viran oldu evim yurdum
Ne söylesem boşa Leyla'm
Her an gözümde perdesin
Nere baksam sen ordasın
Mevlâ'm ayrılık vermesin
Göğde uçan kuşa Leylâ'm
Yardan ayrı kalmak ölüm
Söyle ne olacak halım
Böyle kader böyle zulum
Gelir Garip başa Leyla'm

        Bugün eşim salatayı hazırladı bahçenin çöplerini topladı. Ben de ona yardımcı oldum. Bahçeye çiçekler ektim. Bahçe düzenlemesi yaptım. yemek.vb.
Biliyorum halan akıllanmadım. Akıl dedi ki yavaş yavaş uzun atlama yapma. Azla yetinip mutlu olmak gerek.Kendimi  mi kandırıyorum bilmiyorum. Televizyonda TRT Müzik. Bu türküde bana gelsin.
     
Ah edip inlerim gurbet elinde
Uzaktan göründü benim dağlarım
Yine garip kaldım gurbet elinde
Sevgilimi hergün anar ağlarım

Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı
İçinde salınan yar olmayınca

Kimsesiz hem öksüz kaldım bu yerde
Talihim düşürdü beni bu derde
Gözümü kapadı bir kara perde
Evimi yurdumu anar ağlarım

Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı
İçinde salınan yar olmayınca





24 Eylül 2019 Salı

Romanya tuz madeni Turda


















          "Romanya Turda tuz madeni.900 yıl burası bir tuz madeni olarak görev yaptıktan sonra, 1932’de tuz çıkarma faliyeti durmuş.  Zamanında tüm Avusturya-Macaristan Krallığı’nın tuz ihtiyacı Turda Tuz Madeni’nden karşılanırmış.  1932’den sonra,  peynir depoluğundan, 2. Dünya Savaşı’nda sığınaklığa kadar bir sürü  iş görmüş. Şu an turistik tesis olarak işletiliyor.
        İnsanı hem geren, hem hayranlık yaratan bir büyüsü var.
Yukarıda görünen bölüm, yerin 13 kat altındaki ilk salon. Tüm duvarlar, tavan, yer saf tuz. Biz inanmayıp duvarın tadına baktık. Hakikaten öyleymiş 
Tüyleri diken diken eden bu yerin içinde, bir de insana aklından şüphe ettirmek için oyun alanı kurmuşlar. Koca bir dönme dolap, pinpon masaları, bilardo ve çocuk parkı var."
Uzun zamandır bilgisayarın belleğinde duran fotoğraflar.Yukarıdaki yazıyı googleden aldım.
Gerçekten insanın hayran olduğu bir yer.Star Wars filmi burada çekilmiş.Mekan film seti gibi ışıklandırmalar ise sanki uzaydaymışsın hissini veriyor. İyi ki burayı görmüşüm.

                                                                   

Romanya Peleş Kalesi Sınai Brasov 2

        Zaman zaman yeni kararlar alır eski kararlarımı gözden geçiririm.
Sakin ve yavaş olma.
Bir davranışı yapmadan önce düşünme.Ağzımdan çıkacak söz için de geçerli. Annemin sözü (nurlar içinde uyu)  "dokuz kere yutkun bir defa söyle"  ne kadar anlamlı.
İçinde bulunduğun yere göre düşün.
İnsanları değerlendirirken acele etme.
Ön yargılı olma.
Konuşurken sakin ol.
Planlamayı düzgün yap.
Tek bir şey biliyorum o da bir şey bilmediğimdir. Bir başkasının bilgisi farklı konularda daha iyi olabilir.
Her insandan öğrenilecek bir çok konu vardır.
Bir yazı yazdığında acele etme iki üç defa oku öyle yaz.
       Eski yazdığım notlardan bir gece önüme düştü.
Uzun zamandır susuyorum. Buralarda görünmüyorum. Suskunluğumun, yazmamamın nedeni
düşün niye diye cevabı yok. Ara vermiştim. Bilgisayarım word programı bozulmuştu. Biraz geç tamir oldu. "Bahanelerin arkasına sığınma" dedi, içimdeki ben. Özlemişim yazmayı.
Son yurt dışı gezisi Romanya ve Bulgaristan yazısının fotoğraflarını yükledim ancak yazısını yazmadım.İlk bölümde Romanya ve Çavuşesku hakkında googleden bilgi aldım. neyseki 1. yazmışım.
       


Peleş Kalesi, Prahova Vadisi’nde, Bucegi Dağları’nın eteğinde Romanya’nın ilk kralı Carol tarafından inşaa ettirilmiş. Birinci Carol bu bölgeyi görüp güzelliğine hayran kalmış ve  kendine bir yazlık olarak Peleş Kalesi’ni yaptırmış.
Kale, Transilvanya (Osmalı’daki adı Erdel) ve Wallacia’yı (Osmalı’daki adı Eflak) birbirine bağlayan geçiş yolunda inşaa edilmiş.
Yapımına 1875 yılında başlanan kale için 400 usta binlerce de işçi çalışmış. Fakat Kral Carol kalenin son halini göremeden, tamamlanmasına birkaç ay kala 1914’te ölmüş.
İç dekorasyonunu bizzat Kraliçe Elisabeta kendi yönetmiş.
Duvarları orijinal Gustav Klimt tabloları ile süslü olan kalede birçok gizli kapı ve geçitler var.
Burası oymalı kakmalı ahşap tavanları, peri masallarından çıkma salonları, yaldızlı duvarlarıyla hiç de Transilvanya’daki diğer kasvetli Drakula kaleleri gibi değil. Neo-Rönesans tarzındaki kale merkezi ısınmanın, elektriğin ve vakumlama sisteminin olduğu ilk Avrupa’daki ilk kaleymiş.
Çavuşesku döneminde kalenin 160 odası ülkenin önde gelen komünistlerinin ve dünyanın her yerinden önemli devlet adamlarının kişisel dinlenme mekanı olmuş. Bu dönem kale dahil tüm bölge halka kapatılmış. Çevrede askeri sıkı yönetim başlamış.
Zamanında Nixon’dan Ford’a, Gaddafi’den Arafat’a kadar birçok ünlü isim burada ağırlanmış.
Komünist rejim döneminde müze olan kale daha sonra tekrar halka açılmış.
    Sarayda toplamda 7 teras ,165 oda ve 30 banyodan oluşuyor. Sarayın inşaatı için bugünun parasıyla 120 milyon dolar harcanmış. Tabii bu odaların hepsini gezemiyorsunuz,bir kısmı ziyaretlere açık. Kaleyi her ne kadar şuan müze olarak geziyor olsaksa, Kraliyet ailesinin ikamet ettiği tarihte sarayın içerinde 14. ve 19. yüzyıldan kalma silahlar, heykeller, mobilyalar ve dekoratif eşyaların yer aldığı müze varmış. Şuan sarayda sergilen birçok eşya bunlardan oluşuyor.
     Kalenin en ilgi çekiçi yerlerinden biri de diğer ülkelerin savaşlarında kullanımış  ve sonrasında toplanarak buraya getirilmiş olan 4000 parçadan oluşan koleksiyon.Ne ararsanız var; Kılıç,kalkan,mifer,zırflar,şövalye kıyafetleri vb.Sarayda sadece savaş aletleri yer almıyor tabikide,birbirinden değerli ve güzel  2000 adet tablo sarayın duvarlarını süslüyor.
                                                                








             Kalenin içinde çekim yapmak yasaktı.Belli bir para karşılığı çekim yapılıyor.En çok bu kaleyi sevdim.
                                                    Braşov
Ülkenin en çok ziyaret edilen ikinci şehri. Kış aylarında Tampa Dağı kış turizmine elverişli
Rumenler, Macarlar, Almanlar,Ruslar, Yunanlılar ve İtalyanların bir arada yaşadığı şehir.
Baraşov' da aynı zamanda Kont Drakula'nın yaşadığına inanılan Bran şatosu ve çeşitli kaleler bulunmaktadır. Bükreş'e 166 km uzaklıktadır.



                                                       Kont Dracula Şatosu
                     ROMANYALI PRENS VLAD TEPEŞ  (1431 – 1476/77)
       Romanya’da gerçekten hakkında vampir dedikoduları çıkan bir prens var: Vlad Tepeş. Ama biz kendisini daha çok, 20.000 Osmanlı askerini kazığa oturtarak öldüren, Fatih Sultan Mehmet’e kafa tutan, sadistliği ile meşhur Kazıklı Voyvoda olarak biliyoruz. İnsanları oturttuğu kazıkların altına fıçı koyup, biriken kanları içtiğiyle ilgili rivayetler çıktığından vampir olduğu düşünülürmüş.
      Tepeş,  Romanya’nın bir bölgesi olan Eflak (Wallachia) kralının oğlu. Osmanlı, ona vergi ödemesi karşılığında babasının krallığın başında kalmasına izin veriyor. Karşılığında da kralın iki oğlunu rehin alıyor. Tokat’a götürülen çocuklar, şehzadelerle birlikte Kuran, Türkçe ve askeri nizam öğreniyorlar.
      Sonra, iki kardeşin öyküsü Türk filmlerini aratmayacak şekilde gelişiyor: Biri (Radu) başarıyla devşiriliyor,  islamiyeti kabul edip, daha sonra geldiği topraklara (Eflak) bir Osmanlı derebeyi olarak atanıyor. Diğer kardeş (Vlad Tepeş) ise, azılı bir Osmanlı düşmanı olup, hayatını, hem kardeşi , hem Osmanlı ile savaşarak geçiriyor.
       Avusturya-Macaristan’ın kendisine başka bir amaçla verdiği orduyu fırsat bilip, Eflak’a giriyor ve krallığını ilan ediyor. Fatih, ona madem yönetici sensin, vergini ver diyor. Vergi vermek Osmanlı toprağı olduğunu kabul etmek olduğu için, bu isteğe Fatih’in elçilerini kazığa dikerek cevap veriyor. Bunun üzerine, Fatih 1.000 atlı yolluyor. Vlad onlara sürpriz bir baskın yapıp, onları da kazığa dikiyor.
Bu kadar ateşle oynadığı yetmezmiş gibi, bir de  Türk sipahisi kılığında Osmanlı kamplarına sızıp, Sırbistan’dan Karadeniz’e kadar olan 23,884 askeri öldürüyor.
Fatih Sultan Mehmet, bu sefer 90.000 asker daha gönderiyor! Tepeş küçük sürpriz saldırılarla bir gecede 15.000 askeri öldürünce Fatih artık dayanamayıp, kendi çıkıp geliyor. Osmanlı ordusu, Eflak’ın başkenti Târgovişte’ye ulaştığında, Fatih Sultan Mehmet’i “kazıklanmış insanlar ormanı” bekliyor. 3 km x 1 km’lik bir alanda, kazığa oturtulmuş 20.000 Osmanlı askeri, kadın ve çocuk cesedi ile karşılaşıyor. Orduda büyük moral çöküşüne neden olsa da Tepeş’i püskürtüyorlar.
Vlad, Eflak’ı bırakıp, Moldova’ya çekilmek zorunda kalıyor ama  savaş devam ediyor. Fatih, savaşı bitirme görevini Vlad’ın öz kardeşi Radu’ya veriyor. Radu, Vlad’ın son kalesi olan Poenari Kalesi’ni de alıyor, ve Vlad kaçıyor.
Macar kralı ile beraber Osmanlı’ya karşı iş yapmayı bekleyen Tepeş’i, Macar kralı  hapise atıyor.
14 yıl sonra tekrar Eflak’ın başına geçme girişimi oluyor. O zamanki Osmanlı derebeyi ve ordusu Vlad’ı görünce kaçıyor, ama daha sonra Osmanlı ordusu gelip, tekrar derebeyini başa geçiriyorlar. Vlad Tepeş’in kellesini de, bozulmasın diye bala koyup, Fatih Sultan Mehmet öldüğünden emin olsun diye İstanbul’a yolluyorlar.
Bu kadar ateşle oynadığı yetmezmiş gibi, bir de  Türk sipahisi kılığında Osmanlı kamplarına sızıp, Sırbistan’dan Karadeniz’e kadar olan 23,884 askeri öldürüyor.
Fatih Sultan Mehmet, bu sefer 90.000 asker daha gönderiyor! Tepeş küçük sürpriz saldırılarla bir gecede 15.000 askeri öldürünce Fatih artık dayanamayıp, kendi çıkıp geliyor. Osmanlı ordusu, Eflak’ın başkenti Târgovişte’ye ulaştığında, Fatih Sultan Mehmet’i “kazıklanmış insanlar ormanı” bekliyor. 3 km x 1 km’lik bir alanda, kazığa oturtulmuş 20.000 Osmanlı askeri, kadın ve çocuk cesedi ile karşılaşıyor. Orduda büyük moral çöküşüne neden olsa da Tepeş’i püskürtüyorlar.
Vlad, Eflak’ı bırakıp, Moldova’ya çekilmek zorunda kalıyor ama  savaş devam ediyor. Fatih, savaşı bitirme görevini Vlad’ın öz kardeşi Radu’ya veriyor. Radu, Vlad’ın son kalesi olan Poenari Kalesi’ni de alıyor, ve Vlad kaçıyor.
Macar kralı ile beraber Osmanlı’ya karşı iş yapmayı bekleyen Tepeş’i, Macar kralı  hapise atıyor.
14 yıl sonra tekrar Eflak’ın başına geçme girişimi oluyor. O zamanki Osmanlı derebeyi ve ordusu Vlad’ı görünce kaçıyor, ama daha sonra Osmanlı ordusu gelip, tekrar derebeyini başa geçiriyorlar. Vlad Tepeş’in kellesini de, bozulmasın diye bala koyup, Fatih Sultan Mehmet öldüğünden emin olsun diye İstanbul’a yolluyorlar.

DRACULA İSMİ NEREDEN GELMİŞ?

Vlad Tepeş’in babasının adı Vlad Dracula. Drakula ejderin ya da şeytanın soyu demek. Krala İslam’a (ve Osmanlı’ya tabi ki) karşı savaşan Alman şövalye topluluğunca verilen bir isim bu. Babasının oğlu olarak Tepeş’ten de Vlad Dracul olarak bahsedilirmiş.