24 Kasım 2017 Cuma

22. tiyatro festivali TAKSAV


Bazen hayata dokunmak gerek
Yıllar önce öğrencilerim için aldığım toplu tiyatro biletlerindeki sevinç gibi...
Ya da hayatında hiç tiyatro seyretmemiş kadınlar, çocuklar, öğrencilerin heyecanına karışmış kahkaların,
Set işcisinin alnındaki ter,
Bin bir emekle sahneye konulan oyun,
Özveriyle yapılan organizasyon.
Seyredilen oyunda kendini bulmak.
Bildiğimiz ama söyleyemediğimiz düşlerin kurgulanması.
Tıpkı hayatın içi gibi sıcak, samimi, içten yalansız,
YAŞANILASI BİR DÜNYA İÇİN TİYATRO.
                                         
                                                             GALA FOTOĞRAFLARI




                                                                 İlhan Cihaner



                                                                 Müjdat Gezen
                                                  Berfin Aksu ,İbrahim Yazıcı


                                                                  Suna Kan

                                                                  Bekliyoruz.
Fotoğrafları oğlum Burçak çekti. Özellikle belirtmemi istedi.

9 Kasım 2017 Perşembe

Kasımda Bolu Göynük ve Tahtalı

Fotoğrafçı arkadaslarla yaptığımız gezi beni çok mutlu etti. İlk defa gittiğim yer . Görmediğim yer, kendine özgü dokusu olan bir şehir, yeni bilgi, yerel bir yiyecek, uzun zamandır görmediğim bir arkadaş beni heyecanlandırır.
      Göynük ve Taraklı tarihi dokusu bozulmamış bir kent.Saat kulesi, Ak Şemsettin Türbesi ve veciz sözleri (Şehrin sokaklarında uzun uzun yazılmış) ,uğut tatlısı ,dokuması, ayvası ile sakin iki kent.
        Ayrıca Çubuk ve Sünnet Göl' ü ile görülmeye değer biz ancak zaman kıtlığı nedeniyle sadece Çubuk Göl' ünü gördük.







                       İçinden nehir geçen şehirleri severim .Kurumuş olsa bile.



           
                                      Çubuk Göl' ü

              Akşam ayın yeryüzüne yansıması
       

31 Ekim 2017 Salı

Kızılcahamam'da dağ evi



Bugün içim kıpır kıpır yol boyu çok mutlu oldum. Dağları ovaları aştım. Sonbaharın renklerini okşadım. Hayalime kavuştum.
                                                                   







İnsan hep hayal ettiğine gidermiş. Bahçeli evim olsun istedim. Doğanın içinde ayağım toprağa bassın. Beton yığını olmasın. Kuş sesleri dinleyeyim. Tam kafa dinlenecek yer bugün anahtarı aldım. Evimin kapısını kapattım. İlk çayımı içtim. Şehrin karmaşasından uzak mis gibi bir hava. Ankara'dan daha soğuk daha temiz. Hayal etmek hayali gerçekleştirmek çok mutluyum.
Bugün ağzım kulaklarımda dolaşıyorum. 
Hayallerinizden vazgeçmeyin.

30 Ekim 2017 Pazartesi

sarı sonbahar

       
                                                           






       Balkondan kasımpatları topladım. Kızıl kahve ve mor içine sarıları da serpiştirmeli. Bilgisayarımın önünde. Akşamda salondaki sehpayı süsleyecek.
        Erteleme yapmadan sarıları ilave etmeli. Sarının yanına beyaz yakışır.
        Mevsimler gelir geçer vazodaki çiçekler değişir. Mevsimin rengine kavuşur. Bazen aşk gibi tutkudur yaşamın kendisi.
        Sarı sonbaharın ağaçlarının altında yürümek, yazacağım yazıyı düşlemek, kurgulamak.
        Küçük sevinçleri telefonun ucundaki arkadaşla paylaşmak. Onun heyecanı ve beni motive etmesi ne güzel!
        Yeni bir yazı yazmalıyım.  Tabii ki sonbahar yazısı olmalı. İçinde aşk olmalı mevsimlerin gelip geçiciliğini anlatmalı. Yalancı baharların beni aldattığı gibi sevmenin insan olabilmenin yerine iki yüzlülüğü anlatmalı.
        Ya da tutkuyla sevdiği ama istediği gibi yapamadığı fotoğrafçılığı.
        Nereden başlamalı?
        Tema belli tutku.
         Kişi kadın.
         İçinde aşk olmalı. O zaman karşı cins.
         Aşkın ömrü üç yıl filminde aynı cinslerin aşkı da var.
         Yazmak için zaman gerek, eksikler var. Zihin, düş gücü ,gerçeklik. Aceleye gerek yok.
         Sabır. Sade olmalı, samimi, derinliğine psikolojik tahlil. Bilmek yetmiyor. Kurgu ve kelimelere hakim olma. Sevmek, istemek. Eksiklikleri bilmek, heyecan duymak. Araştırma yapmak.
         Dantel gibi ince ince yavaş yavaş ilmek ilmek örmek gerek.
         Ne mi yapıyorum?
         Düşünüyorum...



       
       

25 Ekim 2017 Çarşamba

21 Her başlangıcın bir sonu vardır

   

   
                                                                   
      Dışarıda yağmur, gökyüzü duman grisi bulutlarla kaplı. Odamın camını açtım.Yağmurun kokusu içeri doldu. Balkondan topladığım sonbaharın renklerini taşıyan kasımpatlarım önümde. Radyo ileften güzel bir fransızca ezgi.
      Bir yandan yazmanın keyfini yaşıyorum.
      Diğer yandan bulutları seviyorum. Bana yağmuru getirdiği için.
      Günlük ritüellerim için zaman gerekiyor. Yazımı bir an önce tamamlamalıyım. Taşucu'nda dalından ellerimle topladığım zeytinler beni bekliyor. Bayatlamadan kırmalıyım.
      Dün sabah  Antakya'dan getirdiklerimi yerleştirdim. Buzdolabı doldu, tekrar dağıldı. Düzenleme yapmalıyım. Öğle yemeği ayarlanmalı.
      Akşam üstü torunlar kreşten alındı. Uzun zamandır görmemiştim. Özlem giderdim.
      Akşam yol yorgunluğun etkisi ile koltukta uyuyakalmışım.
      Ankara'ya uyum göstermeliyim. İşlerin planlaması yapılmalı. Sabah yürüyüş yapacaktım. yağmuru görünce vazgeçtim. Gazete almaya gidince yine de bir tur yapmalıyım.
       Yirmi bir düzenli yazmak demek ki istenirse yapılmayacak bir şey yok. Sadece yazdıklarıma bakınca ilk günler daha iyiydi. Ortasına doğru zorlandım. Gezide bilgisayar bulunca fotoğrafları yükledim. Zorunlu olunca tabletle bile yazı yazılıyor.
       Diyette istediğim sonucu alamadım. Vazgeçmiyorum. Artık yaşam boyu diyet değil yaşam biçimi.
      Alışkanlıklarımı değiştiriyorum. Kendimi yeniden kodluyorum. Güzel bir sonbahar sabahını içime çekiyorum.
      Geçen zamanın deneyimlerini yarına taşıyorum. Hayal kırıklıklarımı beklentilerimi siliyorum. Beni üzen insanları affediyorum.
       Bugün yeni bir gün, umut dolu.

24 Ekim 2017 Salı

20 Antakya yerel tatlar



Antakya'da ikinci sabah, kahvaltıdan evvel uzun çarşı'ya gittim. Şehrin uyanışı benim için çok önemlidir. Dükkanlar tek tük açılıyordu. Fırından çıkan taze anasonlu çörek ve Antakya simidi.
kahvaltıma eşlik ettiler.
Kahvaltı sonrası dükkanlar kalabalıklaşmıştı. Neler alabilirdik? tabii ki biber salçası, acı biber, tuzlu yoğurt kabak tatlısı vb.
Antakya'ya gelince Künefe yenmeden dönülmez. Dondurmalı ve kaymaklı künefeleri gören midelerimizin bayramı yanına birer kilo ilave ettik.
Gelmişken yeme içme olmasın biraz da kilise, cami gezelim dedik. Ancak yakın çevrede yokmuş. Onun yerine sokaklar ve binaların resmini çektim. Kardeşim "yolumuz uzun yolcu yolunda gerek" dedi.
Erdemli'de acıktık. Ciğer şişleri mideye indirirken kiloları unuttuk. Tatilde diyetten bahsedene kızdık.
Yiyecekler paketlendi.
Bir Akdeniz gezisi bitmek üzereydi. Yerel tatlar, yanımda alışveriş kolisi.
Ankara'ya gelmek üzere yola çıktım.
Hızlı ama zevkli bir geziydi.
Akdeniz'in en güzel zamanı. Ayağımda yazlık ayakkabı, terlik, üstümde tişört. Ayağımda şort.
İç Anadolu'nun karasal iklimine uymakta zorlanacağım.