20 Ağustos 2016 Cumartesi

Odamda sakızlı kurabiye kokusunda kentlerin modernliğini düşünmek.


Buzdolabında sakız var ne yapılır?Torunlar geldiğinde kurabiye .Onların gelmesine bir hafta var.Bu hafta yapayım .Haftaya yine yaparım. Şu anda kurabiyeler pişmekte kokusu etrafı sardı .Mideme doğru yola çıkmak için soğumaya bırakıldı.
Geçenlerde Gerze 'ye gittik. Yanımızda Norveç'li gelin. Kentlerin moderliğinden söz ediyorduk. Biz doğa hava güneş deniz derken o diyordu ki temiz çevre, Kanalizasyondan arıtılmış  bir deniz.Temiz tuvalet. Çöplerin ayrıştırılması.Bir çöp kutusuna baktı.Kağıt çöpünde plastik bir şişe.Önümüzde bir araba gidiyor. Plastik şişe yola fırlatıldı.Biz utandık. Eşi dedi ki ne olur söylemeyin şimdi başımın etini yiyor.  uzatıyor. Biz sustuk. Tabii beton yığınnıda ayrı bir olay Gerze yangınından sonra yapılan evler ne güzel .Ama arkasına yapılan betonlar hiç hoş durmuyor. Gerze güzel temiz bir kent.Betonlaşma ülkemizin genel sorunu.Modern kentler hepimizin ortak ideali. Yaşanılır bir dünya özlemiyle .

                                                      Kenti gezerken duvar yazılarına rastladık.




                                                 Eski evlerde kentin içinde sıkışmış kalmış.

31 Temmuz 2016 Pazar

yaz gelip geçerken keyfim kaçtı

İnsan organlarından biri arızalanınca ciddiye almaz ise tıpkı benim gibi bir bakar ki ağrıdan durmaz olur. Sanki sol ayağım sürekli ağrı sızı içinde .Ayak baş parmağım uyuşuk.Belimin sol tarafından keskin bir ağrı. Diyor ki 'Niye kendini bu kadar harap ettin . Bu vucüda hoyrat davrandın. Her işe koştun, her işi sırtlandın. Şimdi gör gününü . Ah çok pişmanım . Vaz geçiyor muyum alışkanlıklardan. Yine pazara ben çıkıyorum.Market alışverişini yapıyorum .Elimde paketler.Evi silip süpürüyorum. Bunlar iş mi diyeceksiniz. Ama sol tarafımdaki siyatik siniri azmış .Parmak uyuşmuş ,çok oturunca belde ve bacak alt kısmında ağrı olunca bunlar fazla geliyor . Yorulma diyorum. Ama zihne söz geçiremiyorum. Bakalım emar sonucu doktor ne önerecek.
Yaz başında sol bacağımla  uğraşırken bedenimi ,15 temmuzdaki darbe zihnimi altüs etti. Yok kardeşim artık bana huzur yok vucüdum sen eskimeye başladın diyor. Genç kız nidalarında dolaşamıyacaksın sen diyor. Bak aynaya yıllar senden neler aldı. Sen dünkü sen misin ? Biliyorum ama kabul etmiyorum. Her şeye sinir olmaya başlıyorum, çabuk öfkeleniyorum. İnsanların iki yüzlülüğünü gördükçe keyfim kaçıyor. İnsan  ilişkilerindeki hoş görüm kayboluyor. Daha sert daha hırçın oluyorum. İnsanlardan uzaklaşıyor doğaya kendimi vermeye çalışıyorum. Yok diyorum huyumu değiştiremem ben eski ben olmalıyım. Umudunu kaybetme diyorum. Hastanede saat 9.30 gidip 3.30 da muayene olunca yine keyfim kaçıyor. Umut arıyorum kaybolan umudumu bulmak için tüm ön yargılardan sıyrılıyorum.Güneşin doğuşuna, çiçeklerime ,denizin sonsuzluğuna,dostlarımın varlığına sığınıyorum.Kendime telkinde bulunuyorum. Kötü olayın ardından muhakkak iyi bir olay gelir diyorum.Ayağımdaki ağrıyı duydukçada sağlam organlarımı düşünüyorum. Bir ağacı düşünüyorum.Kökü ne kadar sağlam ki rüzgarda yıkılmıyor diyorum.Düşlerime sığınıyorum.Hayallerde umut arıyorum.Keyfimi kaçıran olay ve durumlardan uzaklaşmak istiyorum.Sürekli kendime telkinde bulunuyorum. Güçlü ol.Sen ne rüzgarlar ,fırtınalarla mücadele ettin diyorum.Sanki diş ağrısı gibiyim .Arada bir sızlanan ben.Yeni bir ben arıyorum.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Çiçek sevdası


Balkon ,teras çiçek içinde, ancak vazomda da taze çiçek severim. Gittiğim ,bulunduğum mekanlarda vazoya bir kır çiçeği koyar keyiflenirim. İkinci torunum 11 aylık oldu. Onu dünürümle ortak bakmaya başladık. Onunla vakit geçirirmek beni mutlu ediyor. Sabah gezilerinin birinde yaptığımız yürüyüşte çiçekçi
ye gitmeye karar verdim. Gözlerime inanamdım. Yanlış mı görüyorum diye düşündüm.Boş bir arsada zambaklar gördüm Daha önce kesin ev vardı.Herhalde yıkılmış ama zambaklar ölmemiş. Ben de bir sevinç.Vazoya çiçek koyacağım. Zambakları tam koparırken bir köpek havlaması. Nasıl kaçacağımı bilemedim. Nefes nefese kaldım. Bir yandan da çok korktum. O arada bir bayan oraya geldi. Korkmayın dedi. Bu köpek yavrularına bir şey yapmanızdan korktu. Onun için sizi kovaladı. Meğerse orada köpek ve yavruları varmış ben farkedememişim. Benim çiçek sevdam bir köpeğin pençelerinde son bulabilirdi. Bu sefer ucuz atlattım.

7 Haziran 2016 Salı

Bir garip vaka





Kahvaltıda bayanlar ellerinde bulunan minik bal kavanozundan her biri bir kaşık balı ağızlarına attılar . Kızgın ama yarı mutlu. öfkeli . Gözleri duygu durumunu ele veriyordu. Cok üzülmüştü. Baş ağrısı bir yandan bir yandan da kendisine lanetler yağdırıyordu.
Roma'da küçuk bir dağ köyünden keyifli bir şekilde yeni dönmüşler. Doğal undan yapılmış pizza, üstü dağ çileğinden fırından yeni çıkmış turta yemişler ve doğal gazoz içmışlerdi . Alısverişler yapılmış. Bal, türüf mantar ve hediyelik reçelleri ellerinde keyifli bir gün geçirmişlerdi. Bu keyif nasıl bozulurdu ki. Otobüsten inerken elindeki fotoraf makinasını ne yapacağına bir türlü karar verememişti.. Otobüs güvenli gelmiyordu. Karar veremedi. Alışveriş merkezinde elinde fotoğraf makinasıyla da gezmek istemiyordu. Kararsızlik içinde kaldı. Bırakmaya karar verdi. Döndüklerinde inanamadılar. Otobüsun kapısı kırılmıs. Tüm sirt çantaları, montlar , çizme ve fotoğraf makinasınin yerinde yeller esiyordu. Hırsızlar kapıyı kırmış. Beş dakika ıcinde gördükleri herşeyi götürmüsler. En büyük kayipta kızil saclı kadınin .Çantanın içinde tablet, kuruyemiş, makyaj malzemeleri. Bazılarınin ilaç ,yeni aldıklari terlik. Polise gidip zabıt tuttular. Aklına gelen başina gelir derler misali. Günün keyfi kacmısti. Roma'da gece yemeğe çiktilar yüzlerinde keder keyifsiz bir akşam oldu.Herkes fotoğraf çekerken içimden hep ağlamak geldi. Makinam yoktu.anılarım çektiğim fotğraflar yoktu. Ne yediğinin tadına vardı. Nede gezdiklerinin. Gece bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. sanki gece bile acısını anlamıştı. Tadı tuzu olmayan gece. Roma 'da Collezyumda gece fotoğraf çekildi. Otele dönmek üzere yola çıkıldi. Bir telefon kayıplar duruyordu.. Sevindiler eşyalarını alnaya gittiler.Yedi kişiydiler . Girişte fotoğraf makinası ve tablet duruyordu. Montlar masanın üzerınde sırt çantaları ve çantalar boş, Alısverışten sadece bir küçük bal.

11 Nisan 2016 Pazartesi

Şu aralar ne yapıyorum

            Baharın insana huzur veren havasını içime taşıyorum. Bol bol yürüyüş yapıyor, baharı eve,balkona , terasa taşıyorum.Soğan ve çiçek dikimi yapıldı.Ay çekirdekleri dikildi.Renk renk sardunyalar alındı.Petunyaların renkleri ve calılığına görünce dayanamadım.
            Bir de bunların yanında geziyorum. 20 Mart 27 Mart tarihleri arasında İtalya' daydım. Napoli ,Roma, Floransa, Venedik Milano.Dönünce İstanbul ,Sinop. Gezi yazıları derlenip düzenlenecek.Ancak bilgisayarım bozuldu. Onun için yazılarım  biraz yavaş olacak Bu bilgisayar ağır biraz .Ben de gezinin yorgunluğu ile  baharın mahmurluğu arasında gidip geliyorum.İtalya gezisinden bir kaç fotoğraf.Fotoğrafları seçerken o günleri tekrar yaşadım.Yaşam enerjimi topladım.
                                                                               Napoli
                                                                            Pompei


                                                                              Roma



                                                                 İspanyol Merdiveni

                                                                    Venedik
                              Dar sokaklarında dolaşmak ,gondola binip keyif yapmak.



                                                                           Verona

                                                                                Floransa







                                                                      Garda Göl'ü ,Kalesi
                                                                             Lugana Göl'ü


                                                                                      Sinop



14 Mart 2016 Pazartesi

Ah Ankara anı kara Ankara

Ölüm bu kadar mı yakın.? Yolu Kızılay'dan geçmeyen var mı? Ne suçum var. O anda orada olmaktan.  Cenazeler çoğalmış. Bu yerde yatan ben miyim ? Bu kopan kol benim mi ?
Evden çıkarken hoşçakal anne dedin mi? Akşam olduğunda beklerdin ev ahalisini hiç gecikmez derdin.Sevdiğinle vedalaştın mı? Son defa sarildın mı? İşte gidiyorum yalansız yarınlara bir veda bile edemedim dedin mi? Çiçekciden aldığin ciçek mezarını süsledi.
Hava kurşun gibi ağır. Gök bile dayanamadı bak ağlıyor. Anne okulum bitti aşık olacaktım anne. Annem güzel annem neredesin? Bu kadar geç kalmazdın. Gitmek için cok erken.Baharı yaşamadım ben.Bunlar rüya olmalı.
Daha bi önceki ölümün yası bitmedi. Yüreğim yas tutuyor. Yasımız bitmeyecek mi? Güzel Ankara'm kara Ankara'm. Ömrümün çogu sende geçti. Sevdim sevildim. Üzüldüm. Ama bu acı .Acı anlatılmaz yaşanır denir. Herşey acı. Yediğimin tadı yok. Gün kurşini . Keder sarmış her yanı. Ölüm seni sevmiyorum. Uğrama kentime seni istemiyorum .


12 Mart 2016 Cumartesi

Büke'ler Köy'ü

Geçtiğimiz hafta sonu Çamlıdere'ye bağlı Büke'ler köyündeydik. Ankara'ya 130 km uzakta. Otabandan gidince Çamlıdere sapağından giriyorsun. Köyün geçim kaynağı hayvancılık. Ha bire sıgırlar önümüzden geçip gidiyordu.Bizde sorduk. "Aynı hayvanlar neden geciyor?" Meğerse sahipleri baska hayvanlarmış. Yalağa gidip su içip dönüyorlar.Daha köy yeşermemiş. Ağaçtan evler çok güzeldi. Keşke bakım yapılsa yıkilmasa. Köy yaşamı güzel. Ancak emek vermek gerek.