23 Mayıs 2018 Çarşamba

Bahçenin Sincapı Fındık

   

      Seçim, ekonomi, bahar çok hızlı geçen zamanı yavaşlatmak gerek bazen.Toz duman arasında sakinlik aramak gibi hayat. Üzüntülü, kederli yaşamımıza biraz anlam katmak. Kırgınlıklarımızı yarına ertelemek, öfkemizi kalbimize, gömmek hüzünleri saklamak lazım. 
      Bizi mutsuz eden durumları yok edemeyiz mutlu olmak için çocuğa bakmak gerek, doğaya bakmak, hayvanlara ve çiçeklere bakmak lazım. Bu arada anlara sığınmak gerek.
       Geçenlerde köydeki evdeydik ben evle, bahçeyle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. O arada yorulmuşum.
        Eşim "bak ağaçta bir misafirimiz var" dedi. Bir süre göremedim. Ağaçtaki dalların kımıltısını izleyince onu gördüm. Uzun süre bakıştık. Hareketini yakalayabildim. Sanki kendimi başka bir dünyada hissettim. Adını fındık koyduk. Bir ağaçtan diğerine gitti. Fotoğrafını çekebildim. Sonra ağacın tepesinde kaybettim.
       Sincap, Sincapgiller yani Sciuirade familyasına dahil olan uzun kuyruklu ve kemirici yapıda bir memelidir. Sincabın yöreden yöreye değişen halk arasında farklı söylemleri bulunmaktadır. Bu söylemlerden en çok bilineni de çekelezdir. Eski Türkçede ise sincaplara, teyin, deyin ve değin dendiği bilinmektedir. Sincap yabani hayvanlar arasında en sevecen türlerden olanlarıdır. Olağan dışı durumlar haricinde sincapların herhangi bir saldırıda bulunduğu veya vahşi tavırlar sergilediği görülmemektedir.Sincapların oldukça sevimli fiziki görünümleri vardır. Sincaplar üst kısımlarında kalın tüylü ve dayanıklı bir kürk taşımaktadır. Bu kürkün rengi cinslerine ve çevresel etmenlere göre değişiklik gösterse de genellikle sarıdan kızıla uzanan bir renk skalası arasında olduğunu söylemek mümkündür. Bu kısım kuyruklarına kadar uzanmakla beraber, vücutlarının alt kısmı neredeyse pürüzsüz, beyaz tüylerden oluşmaktadır.Sincaplar özellikle sevimli görüntüleri ile dikkat çeken, kemirgen ailesinin belki de en sempatik üyeleridir. Bu sevimli görüntüye sahip olmalarının en önemli etkeni uzun ve oldukça kabarık görünen kuyruklarıdır. Güzel kuyruklarına ek olarak sincaplar, oldukça iri ve büyük göz yapısına sahip olmaları ile de dikkat çekmektedir. Yetişkin bir sincabın boyu yaklaşık olarak 25-30 cm aralığından kuyruklarının boyu 15-25cm aralığında değişiklik göstermektedir. Sincaplar her ne kadar tüm görsellerde aklımıza kazınan halleri ile sürekli bir şeyler yiyor görünseler de şaşırtıcı derecede hafif hayvanlardır. Bir sincabın ağırlığı sadece 25-50 gram arasındadır.Bilindiği üzere ormanlar alemi  içerisinde sayısız bitki ve hayvan türü barındırmaktadır. Sincaplar ise bu hayvan türlerinden memeli kategorisinde yer alan canlılardır. Bu nedenle iç gebelik geçirmektedirler. Bir sincabın hamilelik süreci 4 ile 6 hafta arasında değişiklik göstermektedir. Normal bir doğum sonucunda bir anne sincap yaklaşık olarak 3-6 arası yavru doğurabilmektedir. Sincaplar ömürleri fazla uzun olmayan hayvanlardır. Bir sincap yaklaşık olarak 7-8 yıl yaşayabilmektedir.Sincaplar otobur canlılardır. Doğadaki besinleri yaşadıkları ormanlık yerlerde bulunan ağaçların yaprakları ve meyveleridir. Sincaplar çiftleşme dönemi dışında hayatlarını tek başlarına sürdürmektedirler. Yetişkin bir sincap ortalama 5 yavru doğurduğu hamilelik sürecini hayatı boyunca defalarca tekrarlayabilir. Sincapların bilinen en iyi özellikleri oldukça iyi birer tırmanıcı ve zıplayıcı olduklarıdır. Sincaplar ormanlarda ve ağaçlarda yaşayan kemirici yapıdaki canlılardır. Ömürlerinin neredeyse tamamını ağaç üzerinde geçirmektedirler, çok iyi tırmanma ve zıplama yeteneklerine sahip olmaları ağaçlar üzerinde yeryüzüne temas etmeden ne kadar kolay seyahat edebildiklerini kanıtlar niteliktedir. Sincaplar özellikle gündüz vakitlerinde her zamankinden daha hareketli ve enerjik olabilmektedirler.Her ne kadar vahşi doğaya ait bir hayvan olsa da, bilinenin aksine sincaplar eğitilebilmektedir. 3 aylıktan küçük alınarak evcilleştirilen sincaplar tıpkı hamsterlar gibi oldukça neşeli ve hareketli bir ev arkadaşı olmaya adaydır. Yaşadıkları alanın onlara sunduğu besinleri en iyi şekilde değerlendiren sincapların yemek konusunda seçici olmadıklarını söylemek mümkündür. Her türlü bitki tohumu, mantar, kozalak, ceviz, badem ve iğne yapraklı ağaçların dalları onlar için besin niteliğindedir. 







Bu fındık sincap gibi bir daldan dala uzanmak, ağacın dalları arasında, bazen hayatın içinde  kaybolmak gerek.

13 Mayıs 2018 Pazar

ANNEM

     

        Annem ailenin en büyük kızıymış. Kardeşlerine bakmaktan ilk okulu bitirememiş.İlkokul üçüncü sınıfından terkti.  Cümlelerin başı sonu olmayan noktasız ama içten yazdığı mektuplar vardı. O zamanlar mektup yazardık.( altmışlı yıllar) Babam Almanya'ya gittiğinde, ben üniversitede okurken yazdığı mektuplar gözümün önüne gelir.
       Bizim babannemiz çok erken ölmüş. O yüzden annem kaynanasız gelindi. Teyzemler " Sana karışan yok " derlerdi. 
        Komşu bir teyzemiz vardı. Hiç çocuğu olmamış biz ona babanne derdik. Onun inekleri vardı. bazen süt vermezdi. Anneme " Hayvanın yemini getirdim oku bunu "derdi. Annem okumayı çok sever o kepeği okurdu. Hayvan nazardan kurtulur süt vermeye başlardı.
Annem ile ilgili  eski fotoğrafları karıştırdım siyah beyaz renkli annemle benim baş başa olan fotoğrafını bulamadım bulduklarımda ablamla beraber üçümüz varız. Bazı fotoğraflar  donuk .Annemin beğendiğin fotoğraflarından bir tanesin bilgisayara yükledim Utku'nun doğduğu zaman. Bu tahminen bir yaşında "Çok eski fotoğrafları aramana gerek yok" dedim kendi kendime. Aynaya bak aynada bazen annemin hayalini görüyorum yüzümde
Yüzümdeki bir bakışta  annemi buluyorum.

Annemle ilgili anıları mı düşünüyorum Annem çiçeksever Yalnızlığımı çiçek Kur'an okumakla telafi eder hayat dolu enerjik bir gün hastanede ameliyat olacak bir türlü üresi düşmüyor"Ne yapabiliriz" dedik Ali ile beraber doktordan izin aldık evine getirdik bahçeye baktı mutlu oldu. Üresi düştü ve ameliyata girdi.

"Bu sabah yine erkenden uyandım.Annemin aramızdan ayrılalı bir yıl olmuştu.Çiçeklerimi annemin gözüyle selamladım.Ardımdan yüzümü yıkadım. "Aynaya baktığımda belki annemi görürüm" diye uzun uzun kendime baktım. "Hangi yanım anneme benziyor" diye. "Bekledim aynalardan çıksın yanıma gelsin" diye. Çayımın son yudumunu çiçeklerin karşısında içtim. Kasımpatlarla sohbete daldım. Gülüm bu mevsimde son bir defa açayım dedi. Onu okşadım annemin ellerini tutar gibi. Kahvaltıyı hazırlarken içeriden seslenişini hatırladım. Kızım bir kabaklı omlet yapsan deyişi kulaklarımdaydı. Onun sevdiği kabaklı omleti yaptım. Bugünkü yemek menümde nohut yemeğiydi. Bir misafir gelecekse hemen akşamdan ıslatır nohutu. Sabahleyin biz kalkıncaya  kadar sobanın üzerinde pişer nohut yemeği her tarafı sarar kokusu. Uykudan uyandığımda kızardık "nohut kokusu sarmış her yanı" diye. Şimdi o nohut kokusunu arıyorum.Her tarafı sarsın.Belki de nohut kokusu onu bana getirecek. Gelmeyeceğini biliyorum. Ama bugün ben de nohut yemeği yapacağım tıpkı annemin yaptığı gibi. Etrafı kokutacağım sanki onun kokusu sarmış gibi yapacağım. İçeriden seslenişini hatırlayacağım "Yanında birde kesme makarna ile çorba yap"deyişini. Onun sesini telefonlarda duymasam da teyzelerimi arayacağım halini hatırını soracağım. Anacığıma sorar gibi. Eşimin teyzesini ziyarete gideceğim. Anamın evine gider gibi. Münevver teyzeden rica edeceğim bir helva kavuruver anamın ruhu için.
Bu satırları yazarken hem ağlayacağım hem annemi hatırlayacağım resimlerine bakacağım birer birer. Evlendikten sonra annemden masa örtüsü örmesini istemiştim .Teyzemin kızıyla ortak örmüşlerdi. Yıllarca ben kullandım.Sonra annem.Şimdi tekrar aldım.yatak örtüsü olarak kullanıyorum. Annemin ellerini hatırlayacağım ilmek ilmek dokumasını. "Kızım yalnızım beş çocuk hiçbiriniz yoksunuz,babanda evden çıkıyor dolaşıyor.ben de yalnızlığımı kuran okuyarak geçiriyorum"deyişini hatırlayacağım.Babamın ölümünde hasta yatağında babam için hasta haliyle ilahi okuyuşunu hatırlayacağım. Babamın son nefesini vermeden önce ki o becerisi aklıma gelecek .En zor zamanlarda annem baş etmeyi bildiyse ben de yaşamada zor anlarımda annemi hatırlayıp onu gibi becerikli olacağım. Hoş çakal annem." 13.11.2012 yılında yazdığım yazı.

ANNE OLAN ANNE SEVGİSİNİ YÜREĞİNDE TAŞIYAN BÜTÜN KADINLARIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Gölyazı


     
        Burhaniye' den Ankara' ya dönerken yolun üzerinde Gölyazı yazıyordu. Daha öncede o yoldan geçmişim nasip şimdiymiş.

Eşime "Burayı görmek istiyorum " dedim. Çok da merak ediyordum. Beş kilometrelik toprak yoldan içeri giriyorsunuz. Yer yer çukur dolu toprak yol. Arabayı dikkatli kullanmak gerekiyor.
Arabayı cami önüne bıraktık. Küçük bir köy .Sular çekilmiş. Hala ağaçlar su içinde.Tekneler çoğunlukta.Vakit olmadığı için tekne gezintisini yapmadık. Ekşi maya ekmek aldık. Kır kahvesinde çay içtik. Bol bol  fotoğraf çektim. Bakımlı bir yer değil doğal bir ortam söz konusu.
      İnternetten aldığım bilgi: 
Gölyazı Köyü Bursa sınırları içinde, doğa ile tarihin bir arada bulunduğu eşsiz bir güzellik de Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı köyüdür. Köyde yerleşim halen, yaklaşık 800 m uzunluğundaki antik surların içindedir. Üzerinde
geleneksel konut mimarisi örnekleri görülebilen surlarda, yer yer kapılar ve kuleler bulunur. Bazı bölümlerde Roma,
Bizans ve Osmanlı tarzı iç içe geçmiştir. İlkbaharda yükselen sular nedeniyle su içinde kalan ağaçlar, bu sularda süzülen ördekler, pelikanlar, her bahar evlerin çatılarında yuva yapan leylekler, Arnavut kaldırımlı dar ve temiz sokaklar ve güler yüzlü misafirperver köylüler; antik çağda Apolyont olarak bilinen bu köyün güzelliklerinden yalnızca birkaçıdır. Tümüyle SİT alanı olan bölge, restore edilerek kültür merkezine dönüştürülen Aziz Panteleimon (bazı kaynaklara göre Hagias Georgias) Kilisesi ile de dikkati çeker.
Sokaklarda kapı önlerinde toplanıp bir yandan sohbet ederken bir yandan da kerevit ağı dokuyan kadınlara
rastlayabilirsiniz. Uluabat Gölü, Gölyazı köyünün tarlası gibidir:
Kayıklarda eşleriyle birlikte balık avlayan kadınlar görebilirsiniz. Köy meydanında balık mezadı kurulur. Köyde kahvehaneler, fırın ve bakkal mevcuttur. 700 yaşını aşmış çınar ağacı da Gölyazı’nın en önemli anıtlarından biridir.
Uluabat Gölü
Bursa ile Karacabey arasında, Bursa-İzmir yolunun 5 km güneyinde, Bursa’ya 30 km uzaklıktadır. Uluabat Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Nailbey Adası’nda bulunan manastır, Bursa ve çevresinde, günümüze kadar gelebilen en eski manastırlardan biridir. 825 yılından önce yapıldığı tahmin edilen bu yapıda kaynaklara göre 7-8 keşiş yaşamıştır. Turna, kefal ve sazan gölden en çok çıkarılan balıklardır.
Gölyazı ve Uluabat köylerinden hareket eden kayıklarla gölde gezi yapabilirsiniz.






















29 Nisan 2018 Pazar

Kırık tencere kulpu


Off dedi hepsini topladım tencerelerin kiminin kulpu yok kimi çizilmiş. Oğlanın evine yollayayım. Planlar yaptı. "Ama benim için çok değerli. Bir defa çok iyi yoğurt yapılıyor. Çelikten olduğu için yavaş soğuyor. Orta boy tencere. Kulpları eskimiş" Geçenlerde yoğurt yaptım. Eşim dolaptan çıkarırken kulpu koptu... Bütün yoğurtlar yerde. Ne çok anısı var. Yeni evlendiğimiz zaman almıştık. Yıl o kadar eski ki. Mesa Batı Sitesinde oturuyoruz. 1985 yılında almıştık. Halan kullanmadığım bir büyük tencere var. Sinop'ta da kullanıyorum. Ne çok yemek yaptım ne misafirler ağırladım. Çocuklarımı büyüttüm şimdide torunlarımı büyütüyorum. Tıpkı evlilik gibi. Bir yerler aksıyor ama o en derindeki aşk kalıyor. Ya da sevgilinizin beğenmediğiniz huyları yaşadıkça  ortaya çıkıyor ama diyorsun ki "olsun bir sevgilim var, yalnız değilim" Tencerenin kendisi sağlam. Hiç bir şey olmamış. Sadece ocağa yakın olan kısımdaki kulpları eskimiş. Üzerinden zaman geçmiş  ne tencereler gelmiş geçmiş.Tıpkı ilk aşk gibi.Ya da bizler gibi ayak aksıyor  ama beden sağlam.
Aksayan ayak bilek yetmiyor bir de zihin var. Yılların yorgunluğu tıpkı bedenin yorulması gibi.
Düşünceler zihinde dans ediyor. Bildiklerin eskiyor. Bazı bilgilerle yalnızlaşıyorsun. Bilgi zihinde var olduğu ölçüde iyi cümleler kurup bilgini paylaşırsan şaşırıyorsun. "İnadına mı konuşuyorsun." diyorlar.
Tencere kulpundan aşklara bilgilere gelivermişim.
Sabah kalktım bir baktım.Eşim hepsini toplamış "Sen aşkından vazgeçmiyorsun ben de onları tamire götüreyim, parlatsınlar kulp taksınlar seni seviyorum demez mi"
Tabii ki hepsi rüyaymış meğerse ."Nereden aklıma geldi bunlar " diye düşünürken dün alışveriş yaparken fiyatı uygun yeni bir tencere gördüm onlar mı  zihnime girmiş bilemedim.

27 Nisan 2018 Cuma

Baharda Sinop

       


       Gittim, gördüm, döndüm.
       Baharda Sinop bir başka. Üşütmeyen, terletmeyen bir hava. Mavi bir gök. 
       Elime fotoğraf makinasını aldım. "Anı kaydedeyim" dedim. Dönünce kurduğum hayallerin yansıması bir nevi. Aşıklar Park' ında soluklanıp aşka aşık olmayı düşledim. Kütüphanenin bahçesinde kahve içmeyi, Yalı'da çay, simit ve çekirdek çitlemeyi. Şen'de dondurma yemeyi özlemişim meğerse... Bir tanıdığa rastlarız belki Yalı oturmasında " Okan Ağabey değil mi o" 
        Dilek ve Cansu ile yaz günlerini kıskandıracak havada yapılan sohbet. 
        Tabii ki Saray'da balık .Çarpan, barbunya,mezgit vb.
        Barınak'ta  bira ve patates kızartması.
        Reyhan'da mantı. Medrese'de yeri.
       Şen Pastanesi' nden nokul üzümlü cevizli. Mevsimin ilk dondurması.
       Diyeceksiniz "yeme içme gezisi mi olmuş" . Yok biraz da dışarıdan gelenlere Sinop'un lezzetlerinin tanıtımı.
        Bu yaptıklarım dinlenme molasında evde ise bahar temizliği altı ayın kiri pası bir daha ki gidişte temiz ev bulmak amacı. Çiçekler bakıma alındı. Bazı saksılar değiştirildi. 
        Nükleere  hayır mitingi valilikçe iptal edildi.Basın açıklaması yapıldı.
         Sayılı gün geldi geçti. Zaman doldu. Yolcu yolunda gerek. Yeni bir limana demirlemeden önce tadı damağımda yaz günlerinin düşü içindeyim.
        Biraz da gördüğüm yerlerin güzelliğini paylaşayım.
                                           
                                                 








                                                                 Yalı'da zaman



                                      
                                                        

                                                                       
                                                                        

11 Nisan 2018 Çarşamba

Bahar, düğün, cenaze

                         
Tek tadımlık hayattır yaşadıklarımız. Bir daha tekrarı olmayacaktır. Yaşarken farkında olmadığımız ama dönüp bakınca neler yaşadığımız bazen film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçer gider. Bazen pişmanlıklar bazen kırgınlıklar alır yerini. İyi ki yaşamışım dediğimiz anları hatırlarız.
       Evden sokağa çıktığımda ağaçdaki kuş ya da kapı önündeki kedi günlük gerçekliğin bir başka yönünü gösterir.
        İçim kıpır kıpır yapan doğanın uyanışıdır. Erik ağacının beyaz gelinliği, leylakların açması...Ballı babaların yerde leylakların ağaçlarda morların yeşiller arasında görsel şölen sunması doğanın dengesi. Yürüyüş esnasında kokusundan başımızı döndüren çiçekler.
        Kupkuru ağacın çiçekten yaprağa oradan da meyveye dönüşümü. Aynı zamanda doğum yaşam ve ölüm üçlüsünün  mevsimlerde tekrarlanan döngüsüdür.
        Sadece ağaçlar için değil insan içinde geçerlidir. Yakın dostumun oğlunun evlenmesi. Mutlu güzel bir beraberliğin kutlanmasıdır.
      Çok geçmeden duyduğumuz haber güzel zamanların hem değerli hem de gelip geçici olduğunun kanıtıdır. Sevgili ağabeyimiz eşimin kuzenin ölümü. Çok uzun zaman olmadı kardeş kaybı.
      Mutluluk içinde yaşadığımız hayatımızın içinde meğerse kederler saklıymış. Dünyamız yerle bir olur. Toz duman arasında çıkış yolu ararız.
       Hayatları o kadar hızlı yaşıyoruz ki ... Ne istiyorsan var istediğini seç. Benim başıma gelmez bu da olmaz deme. Zaman çok hızlı.
         Kim bilir kaç bahar yaşayacağız, kaç geceden sabaha uyanacağız. Kaç defa sevdiğimiz insana sarılacağız. Kaç defa bir bebeği kucaklayacağız ,güneşin doğuşunu yada batışını yakalayacağız.
        Yaşadıklarımız;  doğum ile ölüm arasındaki gerçekliğimizdir.








29 Mart 2018 Perşembe

beni ben yapan şeyler


*Doğduğum yer Akhisar. Trenden inince sanki üzerinden  uzun yıllar geçmiş  sabahın köründe beni karşılamaya gelen annem ve babam ve onlarla kucaklaşmam. (Anılarda kaldı)
*Yaşadığım yer kışları Ankara, gençliğim ,beraber  büyüdüğüm, olgunlaştığım, yaşlandığım, saçlarıma ilk akların düştüğü dünüm, bugünüm ve yarınım olan kent. Ailem, torunlarım, dostlarımın arkadaşlarımın yaşadığı yer.
*Yazları Sinop'ta olmayı seviyorum. Buz gibi denize dalmayı, barınakta pizza bira keyfini, baharda yaz düşünü kurmayı ,Yalıda kahvaltı ve Dilek'le akşam ne yapıyorsun "Yalıya gidelim mi? demeyi"
Dondurma sevmem sanki bir kilo baklava yemişim gibi gelir. Ekşi olan vişneli ve böğürtlenli dondurmayı arada  sırada yemeyi severim (Yaz geceleri yalı dönüşü).Ama diğer taraftan çok üzülüyorum.Karadeniz'in incisi Sinop Nükleer santrala kurban gidecek şimdiden binlerce ağaç kesildi. O tertemiz sular kirlenecek.
                               Sinop'ta İnceburun tarafında kesilen ağaçlar çıplak kalan tepeler
* Ege ;Akhisar Aliağa Selçuk'ta baharın uyanışını mor salkımı fotoğraflamayı. Papatyalar arasına dalmayı. Üşenmedim Foça'dan topladığım papatyaları Ankara'ya getirdim.
Eylül sonunda Akdeniz Mersin ya da Silifke'de denize girmeyi.
Daha önce gitmediğim yer varsa yeni yer görmenin heyecanı.
*Altmışlı yıllar bir adım kalmış arkadaşlarım hep genç, ruhu genç... Gençlerle ben de gençleşiyorum. Eskiden okula giderken koştururdum şimdi yine koşmayı ışıktan geçerken tabii. Modern parkları değil. Doğal hayatı
*Doğanın uyanışına hayranım onu izlemeyi fotoğrafını çekmeyi.
*Arkadaşlarla buluşmada plan programı ben yaparım .Birinin plan yapmasını severim. Sürprizler hoşuma gider.
*Pratik olduğumu söylerler.
*Evden güneşin batışını seyretmeyi güneş ayrıca  içimi ısıtıyor beni mutlu ediyor.Yağmurdan sonra çıkan güneş ve ağaçlar arasında ışık gölge oyunu.
* Orkidemin açması
*Ektiğim tohumdan (Ay çekirdeği ve aslan ağzı tohumlarını ektim)
*Yağmurdan sonra toprağın mis gibi kokması.
*Öğrendiğim yeni bir bilgi. "Ağaçlarda kuş yuvası gibi yerler olur ya bu ağacın tüm besinin alırmış ama hayvanlara özellikle ineklere yararlıymış."
*Denizden sonra buz gibi bira ve patates kızartması,
*Komşum sevgili dostlarımın "Haydi çay ya da kahve yaptım gel demeleri" Ya da benim onları çağırmam.
*Eşimle içtiğimiz sabah kahvesi.
*Güzel hazırlanmış bir sofra.
*Güzel bir müzik eşliğinde şarap ve peynir.
*Kitaplarım...kitap dolu bir evim var.
*İyi ki felsefe ve psikoloji okumuşum.
Tiyatroyu çok seviyorum.
*Yazmayı gün içindeki anları yazmayı.Yürürken düşünür ve eve gelince onları yazarım.
Geçenlerde bir arkadaşım dedi ki "Sen olayların iyi tarafını görürsün bugün niye böylesin? "
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur şemsiye yok "ne yapacağız" diye strese girdim arkadaşım "Hava açar yağmur diner " dedi. Gerçekten arabadan indiğimizde yağmur dinmişti.
Yazdıkça aklıma geliyor fazla söze gerek yok yaşamayı türkü ve şiir tadında yaşamayı  ve çevremde gördüğüm güzellikleri başkalarıyla paylaşmayı seviyorum.
                                                 

                                   





                             Fotoğraflar Dikmen Vadi'si,alt sokaktaki park ve Kızılcahamam