24 Haziran 2014 Salı

Yaşamın denetimi bizim elimizde mi?

Tabii ki evet diyeceksiniz. Hem evet hem hayır.  Ben de diyorum ki;.denetimi elimize alıp kontrol etmek istiyoruz. Cinsiyetimizi biz belirleyemiyoruz. Kadın  ya da erkek olarak dünyaya geliyoruz. Var olanı değiştirmek istersek çok zorlu bir mücadele içinde olmamız gerekir. Ya da kadın olarak dünyaya geldik . Kadın olarak dünyaya geldik ancak ikinci sınıf fert olmaktan kurtulup ben de varım demek istiyoruz yine mücadele gerekiyor. İçinde bulunduğumuz kültürü, değer, yargılarını değiştirmemiz lazım; ayrıca bize öğretilen roller ,alışkanlıklarla uğraşmamız gerek.Bir de içimizdeki vicdan ile uğraşmamız lazım. Doğumdan itibaren insan yaşamını  kendi elinde bulundurmak istiyor. Bazen hastalıklar,içinde bulunduğumuz çevre sürekli engelliyor. Batı da kadın olmak ayrı doğuda kadın olmak ayrı. Her şeyi bilmek de  uygulamak da farklı. Kitapları okuyoruz. Bilinçleniyoruz. pratiğe gelince sürekli engellerle karşılaşıyoruz. Bir engelle karşılaşınca ya devam et ya da kaç metodunu kullanıp bir süre bazen soluklanıyoruz.
Dört günlük Sinop gezisi yaptım.Eşimin nükleere hayır paneline gittik,  hava yağmurluydu. Çok kalabalık değildi. Güzelim doğa için mücadele etmek istiyoruz. katılan kişi sayısı belli. Biz konuşuyor biz dinliyoruz.
               Burada bırakın denetlemeyi bizden bağımsız bizim dışımızda olaylar gelişiyor.Ağaçlar kesiliyor. Yeni yollar yapılıyor. Yeni tünel açılıyor.Yine de insanlar vazgeçmiyor. Doğayı korumak istiyor. Sinop!a giderken Botabat'a uğradık  kebabı yedik.
 Ara sokaklara dalınca eski evleri gördük.

                                           Elimde makina değişik kareler yakalamaya çalıştık.




                                                               Eski ile yeni bir aradaydı.
Yine de aklımda sorular biz yaşamı ne kadarını denetleyebiliyoruz. Gelecek için ne gibi önlemler alabiliriz düşüncesi aklımdan çıkmadı.
                      Doğa muhteşem,Bu fotoğraf araba hareket halindeyken çekildi.
                  Eski'yi korumak gerek.İçinde yaşanmışlıklar var.Anılar,geçmiş var.Ayakta kalmak var. Mücadele var.

10 Haziran 2014 Salı

veda

Günüm doldu. Bu kente veda zamanı geldi. Birilerinin hayatına karışıp onların yaşamına ortak olma sona erdi. Güzel geçen zamanlar,deniz kenarında yapılan yürüyüşler.kuzenlerle yapılan balkon kahvaltıları ayrı bir zevkdi.

Kuzen konserim var kalır mısın deyince neden olmasın dedim. Dünya Müziklerinde Folklorik Tınılar Korosundaydı. Şef Leyla Pekin. Konser Moda'da Barış Manço'nun evinin karşısında küçük bir kilisedeydi .Kulağımızın pası silindi.


 Her vedada içimi hüzün kaplar. Ayrılık vakti gelmiştir. Kim bilir beraber olduğum insanlarla nerede ne zaman karşılaşırız aynı şekilde bulur muyuz?
İstanbul'da son gün vapurla eve dönüş oldu. Denizle vedalaştık. Sanki inadına güneş çıktı. Gitme dedi. gitmem gerek dedim. Zamanım doldu.
                                                                      Dalgalar ayrı güzeldi.

                                                            Emel'in kedisi de bizi dinledi.
                                             Oğulun evine çiçekler ekildi,yemekler yapıldı.Cebimde biriktirdiğim  anılar yüreğim buruk  bir şekilde  İstanbul ile vedalaştık.

8 Haziran 2014 Pazar

İstanbul gezilerine Anadolu tarafında devam edildi.

Dün teyze kızları ile buluşup Anadolu yakasında ne yapabiliriz diye düşündük. Bostancı sahil yolunda yürüyüş yaptık.
                                                                Kedilerin pozu şahaneydi.
                                                                     Manzara muhteşem.
                                                        Martılar, çığlıkları ile bize eşlik ettiler.
                                                     Gemiler denizde süzülmekte.
v                                                   Kafka Kafe'de manzara muhteşem.

                                                         Moda'da barış manço'nun evi.




6 Haziran 2014 Cuma

İSTANBUL'DA ZAMAN

      Yine yağmurlu bir istanbul sabahı ile uyandım. Bu sabah bir hamaratlığım tuttu. Şimdi yaptığım temizliğin karşısına geçip bir kahveyi hak ettim. Dün Firuz kahvede Handan'ın Kaleminden yazarı Handan ile buluştuk. Ben de bir heyecan nasıl tanıyacağız bibirimizi derken  birden karşımda belirdi. Blog yazarlığı sanal aleminden gerçek aleme varmak güzel. İstanbul'un yeme içme konularını takip ettiğim Handan candan ,güler yüzlü,cana yakın.Bir çay içimi zamanlarda blog yazalığından ,yaşamdan ,merak ettiğim konulardan sohbet ederek birbirimizi tanıdık.
       Dün sabah sabah yürüyüşünden çektiğim kareler İstanbul'u bir başka anlatıyor. Eski yapılar yanında yeni yapılar.

Hala görkemini koruyan taş binalar.
Sabah yürüyüşlerinde hergün farklı sokağa çıkarım. Daha önce yakınına gelmiştim. Ama bu camiyi görmemiştim. Cihangir Cami'si
Kediler yürüdüğüm sokaklarda bazen şaşırıyorum Ne kadar çok  çok kedi var diye.

İstanbul'da zaman böyle geçiyor.



3 Haziran 2014 Salı

yalansız yarınlar

Yağmur ile karşılıyor İstanbul, İlk ışıklar odama düştüğünden beri gözüm açık .Dünden yapılmış işler bugün yapılacak işler olmasıda güzel. Şimdi dışarı çıkıp Cihangir sokaklarıyla özlem gidermeliyim. Simit almalı  yanında çay ,Dolaba bakmalı peynir var mı? Katık olmasa da olur. Mis gibi çay odaya dolmalı.Yağmurun bereketi ile yüzümü yıkamalıyım. Yalansız yarınlar olmalı.Kuş seslerinin  yalın gerçekliği içinde. Daha sık gelmeliyim bu kente.Vapurun sesi uyandırmalı düşlerimden. Sardunyalar dikmeliyim saksılara..Dünden kalan anılar ile bakmalıyım yeni güne.


2 Haziran 2014 Pazartesi

Ankara'da gül zamanı

Ankara'da gül zamanı
Geç gelir be gülüm.
Mevsimler değişir,zaman değişir
Hep geriden takip edersin
Değişen zamanlarda yalnız kaldık,
Söylediğimiz sözler zamana uymadı,
Düşlerimiz yarım kaldı .
Tıpkı geç gelen mevsimler gibi
Ankara'da gül zamanı
Yarım kalmış aşkların sevdası gibi gülüm.
Daha söyleyecek sözümüz vardı.
Yaşayacak aşkımız vardı
 Bitmeyecek yarınların acısı çöktü içime
Dışarıda yağmur grisi zamanın
Sonsuzluğunda umutlarımız yarına kaldı.






27 Mayıs 2014 Salı

Çare nerede ise aramasını bilmek gerek

Bazen içinden çıkamazsınız. Sürekli kafanız o gerçekle uğraşıp durur.. Düşününce rahatsız olursunuz. çözüm üretemezsiniz. İşte bu zamanda yapacağınız bir şey var.
Hayatta çaresi olan sorunlar konusunda yılgınlığa düşmeden mücadele etmek, çaresiz olan durumlarda gerçekçi olup,dirençle,sabırla karşılık vermek.

Geçenlerde eşim konuştuğu panel sonrası bir kitap getirmiş. KORUYUCU SAĞLIK REHBERİ. Türk Eczacılar birliğinin bir yayını.Aklıma  takılan bölümleri okurken;  ruh sağlığını korumak için alınacak önlemler bölümü dikkatimi çekti..Yukarıdaki bölümü okuyunca olayları değerlendirirken aynı bakış açısıyla bakmamak  lazım diye düşündüm. Çözülmez sandığımız gerçekler için kabullenme yerine yeni yöntemler denemek gerek. Belki biz büyütüyoruz. Biz olayları olumsuz ,yorumluyoruz. Labirent gibi aynı olayı hep aynı şekilde yorumluyoruz. Olayın dışına çıkıp dışarıdan baksak, taraflı bakmasak. İlk adımı başkalarından bekleme yerine biz adım atsak. Diyeceksiniz klişe laflar bunlar. Neden ilk adımı ben atayım,sorunu ben niye çözeyim . Peki kim sizin bu konuda kızdığınız biliyor. Duyguları ifade etmek gerek. Kimse beni anlamaz ,diyerek baştan kanalları kapatmamak Aslında kolay gibi geliyor .diğer taraftan da zor gibi .Çözüm istiyorsak çabada sarfetmek gerek. Eli taşın altına koymak gerek. Ben çevremde gördüğüm doğal olayları olumlu yorumlayıp hayatın ipuçlarını değerlendiririm..Alttaki resim arabayı park ettiğim yer. Taşların arasından gül çıkmış.
Bu resimde mevsimini şaşıran kasımpat. Bu sene havaların sıcak gitmesi nedeniyle  kasımpatlar mayıs ayında açtı. Demek ki uygun hava koşulları bir çiçeği açtırıyor diğerini taşların arasından çıkarabiliyorsa biz neden çaba sarfetmeyelim. Bazen ummadığınız anda bizim de çabamızla yaşam sürprizlere gebedir.
Dikmen Vadi'sinde sabah yürüyüşünden  bir kaç kare poz. Yaşamın güzellikleri sizin de güzelliğiniz olsun .


24 Mayıs 2014 Cumartesi

Benden selam olsun

           
Köroğlun'dan bugüne .ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu Mezunları'nın dün akşam konserindeydim.. Arkadaşım koroda , sohbet ederken konser var gelmek ister misin? sorusu beni mutlu etti. Akraba günü yemeğinin iptal olması  iyi oldu. Bu seneki konuyu merak ediyordum. Geçen sen konu YOL idi. Bu sene KÖROĞLU .Türkülerin çoğu yabancı gelmedi. Demek ki dinliyormuşum diye düşündüm  kendi kendime sevindim.
          Türk Halk Edebiyatının en bilindik isimlerinden biri olan Köroğlu ismiyle nam salmış kahramanımızın Hayatına Dair Bilgileri ve merak edilenleri googledan aldım.
           Köroğlu veya asıl ismiyle Ali Ruşen 16. asır ‘da Anadolu’da yaşamış bir halk ozanıydı. İsmine Köroğlu Destanı’da vardır. KÖROĞLU (XVI. Asır) Halk şairlerimiz içerisinde dövüşün, özgürlüğün simgesi.Doğum, ölüm tarihleri bilinmeyen, bir daha önceki efsane kahramanı olan Köroğlu’nun ismini alan bir şairimizdir. Bu şairin, Sultan III. Murat zamanında (1574-1595) Osmanlı silahlı gücüyle İran savaşlarına katıldığı (1578-1584) bilinmektedir.

Bolu Beyi’nden babasının intikamını almak üzere dağlara çıkan, yiğitlik ve iyilikseverliği destanlaşan harami Köroğlu ile şair Köroğlu halk zihninde kaynaşmış vaziyettedir. Köroğlu; halk şairlerimiz içerisinde dövüşün ve özgürlüğün simgesidir. Şiirlerinde coşkun bir seslenişle yiğitlik, arkadaşlık, aşk, tabiat sevgisi çok sade bir dille anlatılır. Bu şiirler, hikayeci aşıkların nesirle anlatılan hikayeleri arasına serpiştirilmiştir. Yirmi dördü bulan bu hikayeler , Türklük dünyasına dağılan bir Köroğlu destanının doğuşunu hazırlamıştır. Köroğlu; yiğit, adil, inançla dolu ideal bir Türk’tür. Köroğlu destanımız ise Anadolu Türklüğünün yüreğinde yaşayan ihtiraslarla, isteklerin, değerlerle inançların simgesidir. Bu destana göre:
Köroğlu’nun asıl isimi Ruşen Ali’dir. Babası Yusuf, Bolu Beyi’nin seyisidir. At meraklısı olan Bolu Beyi, seyisi Yusuf’u cins bir at almaya gönderir; ancak Yusuf’un getirdiği tayı beğenmez, adamın gözlerine mil çektirir.Yusuf tayı ve erkek çocuğunu alıp memleketten çıkar .Ruşen Ali, babasının tarif ettiği tarzda, tayı karanlık bir ahırda besler, tay belli bir zaman sonra kanatlanır, eşsiz bir küheylan olur.Yusuf ile Ruşen Ali, Aras ırmağına gider, orada Bingöl’den inecek olan üç sihirli köpüğü beklerler. Yusuf, köpükleri içince, tekrar görmeğe başlayacak, gençleşecek ve Bolu Beyi’nden intikamını alacaktır. Ancak, Ruşen Ali köpükleri kendisi içer, babasına köpüksüz su verir.Yusuf buna bir yandan üzülür, bir yandan da erkek çocuğu intikamını alacak bir yiğit olacağı için sevinir.Bu sihirli üç köpükten biri Köroğlu’na sonsuz hayat, biri yiğitlik, biri de şairlik sağlar.Yusuf, erkek çocuğuna, intikamını almasını önerdikten sonra can verir. Ruşen Ali Kırat’ı ile beraber dağa çıkar.Köroğlu diye ün alır, bir derebeyi gibi yaşamaya başlar, her savaşta üstün gelir; bezirganlardan, beylerden,paşalardan aldıklarını fakirlere dağıtır.Delik demir (tüfek) buluş olunup da eski yiğitlik ananeleri bozulunca, arkadaşlarına dağılmalarını tavsiye eder, “sır olur”, Kırklar’a karışır.

       

       Koro, dans, günümüzde Köroğlu , halk oyunları ,türküler. Unutulmaz bir gece yaşadık.

           Kiziroğlu Mustafa, Benden selam olsun ,Serin sulu bulaklardan, Entarisi ala benziyor, Bizim eller ne güzel eller. Türkülerin bir kısmı. Kulağımın pası dindi. Haksızlıklar karşısında mücadele eden yürekleri Köroğlu ile çarpan günümüz Köroğlular için de bir selamda benden olsun.

Buradan orası bir başka görünüyor.

Memleketim  Akhisar.Soma'ya 15 20 dakika uzakta. Trenle Ankara yönünden gelirseniz önce Soma sonra Kırkağaç sonra Akhisar. Bizim oralarda Soma denince maden akla gelir. Trenle geçerken kömürü görürsünüz. Üsten raylarda kömür.Yaşanan facia Türkiye gerçeğini anlatıyor. İşsizlik, İş nerede çalışıyorsun?maden de. Gazetelerden okuduğumda hayvancılık ve tarım bittiyse yerine ne koyacaksınız maden de çalışmak. Genelde köyden gelen insanlar.Hangi işi bulursan çalışırsın. Ali Ağa denilince Petkim. Çocukluğumda dayım  inşaat ustası. Elektrik çarpması sonucu öldü. Dört çocuk ve bir anne kaldı. Çocukların en küçüğü bir yaşından.En büyüğü sekiz. Yengemin anne ve babası yanına taşındı. Çocukları beraber büyüttüler. Soma faciası benim aklıma bu olayı çağrıştırdı. O zamanlar çocuktum. ne olur Tanrım bir gün dayımı gönder çocuklar babalarını görsün. Baba desinler derdim. Çocuk aklı ne olacak. Baba demek çocuk için ne kadar önemli. Uçun kuşlar bloğunda Makbule Hanım güzel anlatmış .İkinci önemli konu iş güvenliği.Önce karnınızı doyuracak bir iş. Sonra güvenlik gelir. İlk işim muhasebe bürosuydu. Ve ben güneşi özlemiştim.Sabah sekizde iş başlıyor. Güneş battıktan sonra işten çıkıyorsun.
Madende yerin altındasın. güneş pencereden değil gözükmek sen zor hava alıyorsun. Karanlık hep karanlık. yerin altında her şey gelir başına. Çocuk işci . Eğer söylenti dolaşıyorsa vardır gerçekliği.Daha da irdelesek altındaki gerçekler bambaşka. Yıllarca felsefe okudum ve anlattım. Oradan öğrendiğim şu ; gerçekler ayrıntıda gizlidir. Bakmasını bilmek gerek.

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Sen ölünce

Soma'daki maden faciasında ölenlere rahmet ,kalanlara sabır diliyorum. Madende olanlarında bir an önce kurtulmasını.
Sen ölünce anan ölür , baban ölür, eşin ölür.
Sen ölünce evin ölür.
Sen ölünce yaşadıkça kızın ölür,oğlun ölür.
Sen ölünce gençliğin ölür,  geleceğin ölür.
Sen ölünce anıların ölür.
Sen ölünce ailen acıdan ölür.
Sen ölünce eşin yaşadığı her gün ölür.
Sen ölme.

duyulmama anlaşılmama

                             İnsan aynaya baktığında kendini görür. Çevrede arkadaş seçerken kendine daha çok benzeyen kişilerle arkadaşlık ...