20 Nisan 2017 Perşembe

Lale Zamanı

                             

 Lale zamanı ,lalenin  ömrü kısadır.  O kadar önemli ve güzeldir ki bir döneme adını vermiştir. Çiçekler açtıktan sonra bir hafta içinde ömrü biter. Çiçekler elle tek tek koparılır .Kalan çiçeklerin soğanları üç ay sonra toplanıp gidilecek yere gönderilmek üzere hazırlanır.
        Hep bana güzel yenilen yemeğin ardındakileri hatırlatır .Yemek için alışveriş ;sebzelerin ayıklanması , etin üretimden sofraya gelmesi, buğdaydan ekmek yapımı.Yemek emek harcanarak yapılır Ardından sofraya kısa süre içinde biter .Ya da bir konser salonunda dinlediğimiz bir parçanın çalınması. Tiyatro eserinin sahneye konması. Okuduğumuz şiir. Bir roman öykü. El emeği bir hırka ...örnekler çoğaltılır. Mutluluğu kısadır. Ama bu öyle bir görsel şölendir ki baktıkça bakasın gelir. Emeği çoktur. Geçen yıl lale zamanını kaçırmıştım. Bu yıl fotoğraf tutkunu arkadaşların Konya lale çekimine ben de katıldım. Bayıldım. Müthişti. Söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Renklerin harmonisi ya kokunun güzelliği. 
           Bir de lale ile ilgili söylence ;Bunların en ünlüsü ve özellikle doğu edebiyatında en sık kullanılanı Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesidir.  Lale  yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak alev almıştır. Daha sonra donarlar ve lale meydana gelir. Bu hikâyeden yola çıkarak, lale çiçeğinin ortasındaki koyuluğun bu yanma işleminin sonucu olduğuna inanılırdı.
Konya gezimiz sabah hızlı trenle başladı. İki saatlik yolculuktan sonra bizi bekleyen aracımıza bindik. Konya merkezinden çıkıp Karatay'ı geçtikten sonra  bozkırda alabildiğine yol aldık. Buğday tarlalarının yeşilliğinin dışında bozkırın don rengi içinde lale tarlalarını aradık.Artık umudumuzu kesmiştik ki lale tarlası göründü. Fotoğraf tutkunları arkadaşlarla beraber çekim yapmak üzere tarlanın girişine yayıldık. O ne renk cümbüşü . Kırmızılar, sarılar ,morlar, beyazlar, turuncular. sanki gök kuşağı gökyüzünden yeryüzüne düşmüştü. Etrafa en güzel doğal bir parfüm olan lale kokusu sarmıştı. Kokuyu içime çektim. görüntüyü fotoğraf  makinasından ruhuma kaydettim.


                              
                            





   







16 Nisan 2017 Pazar

Bu hayatla nasıl baş ediyorum.

 * Çocuklar gibi mutlu oluyorum.






                                                                Bu fotoğrafı torunum seçti.


Bu fotoğraf benim tercihim
*Küçük şeyler mutlu ediyor. Örneğin doğanın uyanması .Ağacın yaprağı,ağacın çiçeğe dönmesi.
Doğaya çıkıp yürüyüş yapıyorum.
*Empati yapıyorum.
* İnsanları anlamaya çalışıyorum.
*Hoş görülü olmak istiyorum.
*İnsanı bulunduğu çevre, yetişme koşulları farklı kişilik özelliği açısından değerlendirmeye çalışıyorum.
*Aldığı eğitimi yaşamına uyarlamasına bakıyorum.
*Tek bir şey biliyorum.Benim bilgi bir başkasının yanında hiçtir.
* Büyüklük kompleksine girmiyorum.
*Bir başkası benim gibi düşünmeyebilir.
*Farklı düşünen varsa sen de haklısın deyip yola devam ediyorum.
* İletişim kurmakta zorlandığım durumda aslında anlatmak istediğimizin farklı olduğunu anlıyorum.
*Altı ay giymediğim giysiyi  vermeye çalışıyorum .Yaza ve kışa girerken ayıklama yapıyorum. *Çocuklar gibi yeni aldığımı kullanıyorum.
*Acılar , ölüm, yalnızlık elimden geldiğince baş etmeye çalışıyorum.Yalnızlığımın ilacı doğa ,dostlar,zevk alarak yaptığım ;çiçeklerim,kitaplarım, öykülerim.Bir de fotoğraf çekmek.
*Gezmeye çalışıyorum. yeni bir yer görmek beni mutlu ediyor.
*Gezme ile ilgili davetleri kaçırmıyorum.
*Bir sorun çıktığında aklıma, aklı güzel arkadaşların önerisine bakıyorum.
 * Ailemle bir arada olamak beni mutlu ediyor.
Bu liste uzayabilir. peki hiç mi kırılmıyorum. Hep mutlu muyum? hayır.Filim izlerken ağlıyorum. Küçük şeylere teşekkür ediyorum. Sıramı bekliyorum.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Yaşamın yeni dönemi


Sabah kahvaltı ederken amerikan servisinin kenarlarının eskimeye başladığını gördüm Yedi sekiz yıldır kullanıyorum. Eskimesine üzüldüm. Çok seviyordum. Tahtadan yapılma kenarları biye ile çevrilmiş temizlemesi kolay. Kenar biyeleri eskimiş .Bazı eşyalar çabuk eskir bazıları ise eskimez eskise de bazen kullanmaya devam ederiz.
Annem babam, eşimin annesi yakın zamanda ölen Necmiye Teyze insan sonsuzluğa giderken eşyaları kalır. Giysilerinden yelek bir atkı bir yemeni, şapkası  ya da evindeki oturduğu koltuğu halısı. Eskise bile onun kullandığıdır.
 Necmiye Yenge'nin becerikliliği, babamın çalışkanlığı , annemin yaşam enerjisi. Kayın validemin güzel yemek yapması ,akıllı olması .
İnsanlar sonsuzluğa giderken geride anılar ve eşyaları kalır. Eşyaları kullanırken çok değerlidir. Ancak ölümden sonra bazen anlamını yitirir. Ya  eskicinin elinde kalır. Onun  verdiği üç beş kuruş... Ah derim eşya halan hayatta ama insanlar göçüp gitmiş sonsuzluğa  . Eşyalar içinde birileri varken anlamlı . Yada birinin evini süsler.
Aslında insanın yaş almasından söz edecektim. Ellerime baktığımda buruşuk. Yüzümde çizgiler,dizimdeki ağrı, çabuk yorulmam. Yavaş yavaş değişiyoruz. İstesek te istemesek te.  Ama ruh neler istemiyor ki .Gençliğin enerjisini, orta yaşın deneyimlerini  Bedenin değişimini nasıl yavaşlatabiliriz?  Baharı yaşamak istiyor. Doğanın uyanması onu heyecanlandırıyor .Ağrıyan dizini ovalarken geç kalmadım diyor. "Yaşamı ucundan yakaladım değil mi?" Bazen mutlu, bazen yorgun. Değişime karşı çıkmaya çalışıyor. Geçen zamanı düşünürken "Niye bedenimi hoyratça kullandım "diyor .  "Kıymetini bilemedim gençliğimin. Bana hep çok uzak diye düşündüm yaşlılığı. Oysa nasıl da hızlı geçmiş . Annelerimizin yaşlarına gelmek o kadar uzakta değilmiş. Geçen zamanları çok hızlı .Bazı anılar dün gibi bazıları uzak ve silik. Radyodaki parça bizi bazen güzel günlere götürür bazen heyecanlandırır bazen hüzünlendirir.
Her yaşın ayrı bir güzelliği var. Keşke yaşamın sonbaharı  ilkbaharı olsa.Bu yazıyı yazarken içimi hüzün bastı.
İster yaşamın  ilkbaharı olsun.İsterse son baharı  Her şeye rağmen inadına yaşamak.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Çocuk gözüyle Koç Müzesi


Okulu tatiline girince oyuncak müzesine götüreceğime sevgili torunum Ege'ye söz vermiştim.Bu hafta okulu bahar tatiline girdi. Heyecanla telefonda sordu. "Dinazor var mı?"  Oyuncak müzesinde dinozor olmadığını öğrenince biraz hayal kırıklığına uğradı. Müze yetkilileri treni çalıştırmasına izin verince tüm enerjisi yerine geldi. Müzeyi gezerken Ege'nin heyecanı beni de sarıp sarmalamıştı. Geçmişten geleceğe uzanan bir yolu, çocukluk hatıralarımı...
İyi ki gelmişim ;çünkü  müzeye ilave Safranhan Binası eklenmişti.( Daha önce iki defa gelmiş
tim )
Çengel han Binası Ankara Kalesi'nde eski yıllarda yaptığım ziyaretlerde önünde köfteci bulunurdu. Arada bir binanın içine girer geçmiş yıllara giderdim...Beş yüzyıl süresince ayakta kalan bina aynı zamanda Vehbi Koç'un iş yaşantısına başladığı dükkana da ev sahipliği yapmış.
2003-2005 yılları arasında yenileme çalışmaları başlamış.
Safran han binası 1511 yılında yapılan tipik bir kervansaray .Sonra önemini yitirmiş .Ankara'da sof ticaretinin önemini yitirdikten sonra Osmanlı Devleti' nin son dönemleri ve cumhuriyetin ilk yıllarında cezaevi olarak kullanılmış.
Sof ;Bir çeşit serçe ince yünlü kumaş aynı zamanda ham ipekten yapılan astarlık kumaş.
Torunumun gözünden anlatacakken aynı zamanda ben de yeni kelime ve Ankara'nın geçmişini öğrenmiş oldum.
XV. ve XVI. yüzyıllarda Ankara tarım üretimini çevresinden sağlayan, buna karşılık özellikle sof üretiminde ihtisaslaşan ve gelişiminin çoğunu bu mamulün Doğu ve Batı pazarlarındaki satışından elde eden bir ticaret şehri görünümündedir. XV. yüzyılda Ankara’dan geçen ve şehrin Doğu ile ticaret ilişkilerinde önem arz eden iki yoldan birisi Bursa-Tebriz arasında uzanan ipek yolu; diğeri de Anadolu’yu çaprazlama kat eden Halep-Şam yoludur. Bunlara ek olarak Ankara - Antalya arasında da özellikle sof nakliyatı açından bir bağlantı bulunduğu ve sofların Antalya limanından İskenderiye yoluyla Arabistan’a sevk edildiği Antalya gümrük mukataasına ait defterlerdeki kayıtlarından anlaşılmaktadır. 
Gezimize ilk önce trenlerle başladık.Ardından çocukluğumuzun mesleklerini anlatan küçük biblolar vardı. Yoğurtçu,demirci,elma şekeri, saka vb.
Ege'nin en sevdiği bölüm uçaklar



                                   Torunum Ege'de bir enerji birde gelmişken kaleye çıkalım dedik.
                                                               Çamaşır makinası tahtadan
                               Uzaya bakmak yıldızları incelemek istiyor. Bu bölümü çok sevdi.
                                          Dayımın vardı. Çocukluğumuzda binmiştik.

Arabalar çok hoşuna gitti.

11 Nisan 2017 Salı

YOKSA BAHAR MI? GELDİ

                


                 Bazen bir kuş olur uzak diyarları keşfederim. Leylek olunca sıcak bir ülke ararım. Bazen bir kuğu olur salına salına süzülürüm


            Alırım başımı atıma atlar uzak diyarlardaki kırlara giderim.Dağlar benim meskenim olur.


      Baharı doyasıya içime çekmek ruhumla yaşamak   için bir kaplumbağa hızında olmak isterim. 

                                     Mor salkımların  kokusunu bir nefes gibi içime çekerim.


Ya da yavrularımı etrafıma toplar onlara dünyayı anlatırım. Kimim ,nereden geliyorum,nereye gidiyorum. Ne istiyorum. 


                                     Hayal kırıklığımı saklarım. Beklentilerimi en aza indiririm.

 Ege'de İzmir'in bir köyünde  papatya tarlasında papatya olarak dünyaya gelirim etrafıma şöyle bir bakınırım. Tohumum bazen bir saksıda ,bazen bir çorak tarlada, bazen bir evin bahçesinde olur.


 En güzeli de doğada keşfedilecek güzelliklerin var olduğunu bilmektir.Çimenler arasında başını uzatan bir anemon umudunu kaybetme der bana.

                                      
                                           Hala elma çiçek açmakta arı balını toplamaktadır.




                                         Bazende sevgiyle  bir köpeği okşamak sevmektir.

14 Mart 2017 Salı

Benim Kadınlarım






Kadın olmak cinsiyetimin farkına varmak ilk ne zaman oldu bilmiyorum. Çocukluğumun düşsel dünyasında anılar denizine dalıyorum .Orada kadınlığımın ilk belirtilerini arıyorum. Annemin mutfakta ,babamın inşaatlarda çalışması dışında bir farklılık görmüyorum. Babamın her ev (babam inşaat ustası) yapışında annem eline süpürgeyi alır; evin içini inşaat kirinden tozdan talaştan arındırırdı.  (Aman Allahım bu arada p harfini aramakla meşgulum .Nihayet buldum.)
 Bizim ailede beş kardeşiz .Kimse cinsiyetine üzerine bastırıp ben erkeğim yada kızım demedi. Büyüdüm. Okulda kızlar ve erkekler vardı. Okuldan bir arkadaşım çıkma teklif etti. Küçük bir yer sadece laf söz olur diye kabul etmedim. Ancak onu da çok beğenmedim. Yavaş yavaş cinsiyet ...Laf edilmesi galiba cinsiyet oluşuyor. Geleneksel kültürün benim üzerimdeki etkisi fark edilmeye başlıyor. Ne demek kardeşim. İlk aşk ilk çıkma o kadar güzel ki...
 Kalıplar ve kültür ve coğrafya.
Hala farkında olmamak ezilen olmamak... Arada üniversiteye okumak için yollanan ben. Ne güzel! Modern aile benim ki cinsiyetin önemi olmamak. Kız ya da erkek veya  kadın ya da erkek. Aile içi baskı yok.
Bazı bazı düşündüm . kadın yada erkek olmayı. Ben kadınım halimden memnunum.
Aslında nereden buraya geldim; bir tablom vardı. Muhteber Demirtaş'ın kadını  . Şimdi yanına Nermin Alpar' ın kadını geldi. Birde çok eskiden Erkan' nın. Oğlumun ev arkadaşı (üniversiteden) onun üç kadını vardı. Ne güzel bir ailem varmış. Cinsiyetin önemli olmadığı sadece insanın önemli olduğu . Benim kadınlarım da annem, eşimin annesi ablaları teyzelerim. Kadın değilde insan olmanın en güzel yanlarını taşımak. Tabii ki birde kızım. Bir de insan olmayı zihninden  ve yüreğinden ayırmayan tüm kadın ve erkekler...

Uyanış

Sabah uykusundan  kalkınca dışarıya baktığımda her yer kar içindeydi. Martın ortası ve kar. Dün hava durumu söylemişti. Ankara'nın yüksek yerlerinde kar. Dikmen'de yüksek sayılır. Kahvaltı sonrası aman doğanın uyanışını ve karı kaçırmayayım dedim. Hem yürüyüş hem kar fotoğrafı olsun  Tabii hava yumuşak olduğu için kar yağmura dönüştü, çatılarda eridi. Kar fotoğrafı değilde doğanın uyanış fotoğrafı oldu. Uyanmak sanki yeniden doğmak, heyecan ,,mutluluk, gözün açılması, aydınlanma. İnsanı bazen bir kelime bazen bir olay bazen bir anı uykusundan uyandırır. Daha önce bakmadığın biçimde olaya ,insana bakarsın. Uykudan uyanmak kendiliğinden olur. Vücut dinlenmiştir. Zihnin uyanması bazen geç olur. Doğaya hayran kaldım. Ne güzel zamanı gelince uyanıyor.









12 Mart 2017 Pazar

Doğanın Dengesi

Doğada her şeyin bir zamanı vardır.
Son çalıştığım okulun koridorunun sonunda bir çiçek vardı. Her yıl mart ayı geldiğimde bu çiçek açar ,koridorun sevimsiz soğuk yüzünü aydınlatırdı. Ben de o çiçekten bir soğan aldım. Emekli olduktan sonra eve getirdim. İlk yıl evin değişik yerlerini denedim açmadı. İkinci yıl mutfakta balkon kapısının önünde  aynı zamanda cam önü orada açmaya başladı. Her yıl mart ayında bu zambak çiçeği açar  Mutfağımdan "bak bahar geldi "diye bana seslenir. Yalnız bir sene ikinci defa yazın açmış. Şaşırdım. mevsimler mi değişti yoksa doğanın dengesi mi değişti dedim.
Bana göre yinede denge  var. Ayrıca bu çiçeğin açması için yeterli ışık olmalı. Ben hep doğadaki çiçekler, bitkiler ,ağaçlar ile insan arasında benzerlik kurarım. İnsana da sevgiyi verirseniz oda size geri döner. Ayrıca insanın olgunlaşması için zaman gerekir. Vücudumuzda nasıl tüm organların  arasında çalışması için denge varsa  tıpkı doğada aynı   denge var.
Söğüt ağacı yapraklanmaya başladı.
Şu an dışarıda kurşuni gri bir hava, yağmur yağdı yağacak. Çimenler kuru  suya ihtiyacı var. Ağaçlar bitkiler tomurcuklanmaya başladı. geç kalmadan dışarı çıkıp yürüyüş yapmalı .Doğanın ilkbahara hazırlanmasını seyretmeli.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Gölbaşı'nda buzlar çözülmeden












Uzun zamandır Gölbaşı'na gidip fotoğraf çekmek istiyorduk. Nihayet bu arzumuzu gerçekleştirdik. Önce Fevzi Hoca'da balık yedik. kiremitte karides harikaydı. Orman bakanlığının içinde yeri. Sonra ver elini Mogan Gölü . Güneşin batışını yakalamaya çalıştık. Güzel bir sohbet ve bol fotoğraf çekimi ile güne noktayı koyduk.