14 Şubat 2016 Pazar

Herkesin bir öyküsü vardır

Bugün dünya öykü günü. Dünya öykü günü kutlu olsun.Yolu sevgiden geçen insanların da sevgi günü sevgililer günü kutlu olsun. Bir öykü benden.

                                                    MEMLEKET
      Yola çıkalı günler oldu...
        Annem, sabah erkenden “haydi oğlum , haydi kızım topla eşyalarını “dediğinde uyku mahmurluğu ile ne olduğunu anlamadım. Yerimizi yurdumuzu neden bırakıyorduk ? Arkadaşlarım neredeydi?  En sevdiğim eşyalarım, giysilerim , anılarım hangisini alacaktım...
        “Yol uzun “dedi annem . Gideceğimiz yer belli değil. Evime şöyle bir baktım artık bu pencereden bakmayacak mıydım?  Bu dağlar,bu ovalar , bu gökyüzü beni bir daha barındırmayacak mıydı? Biz neden sığamamıştık buralara? Hava ayaz mı ayazdı.  Ben gitmek istemiyordum. İçim titreyerek kalktım. Çatılardan buzlar sarkıyordu. Nefesimdeki  buhar üşüyen yüzümü  ısıttı mı? Yoksa üşüttü mü?  Ben de anlayamadım. Çenem titremeye başladı.  Bahçeye çıkıp tulumbadaki soğuk suyu yüzüme çarptım. Uykunun yerini alan mahmurluğumdan eser kalmamıştı. “O soğuk kasım akşamını hatırladıkça içimi sonsuz bir keder kaplıyor.”dedi dedem.
      Anlat dede demişim sonra ne oldu. Hiçbir şey almadım kızım dedi. Zaten fakir bir aileydik. Babam bağ bahçe ekerdi,   geçimimizi öyle sağlardık.. Ülkeyi terk etmek o kadar zordu ki... Bizim oraların Radoviş’in  kışı sert geçer .Bizden önce gidenlerin peşine düştük. Günlerce yürüdük. Ayaklarımız  donmak üzereydi.  Bazen babam beni heybesine alırdı. Kaç şehir geçtik bilmiyorum. Kaç gece kaç gün üzerimize kaç yağmur yağdı? Bilmiyorum ... Kundaktaki kardeşimin bir gün ağlaması kesildi. Anneme neden diye sorduğumda  bir daha kardeşin ağlamıyacak o öldü demişti. O günlerde ölüm nedir ? neden kardeşim bir daha ağlamayacak bu sözü bana bir şey ifade etmemişti. Tıpkı torunumun akvaryumdaki balık öldü sözüne  yüklediği anlam gibiydi. Günlerce uyuduk uyandık. Yolda ne bulduysak yedik. Bir türlü gideceğimiz yere varamadık. Küçüktüm beş altı yaşlarında. Yollarda anımsadığım bombalanmış evler ,yıkık dökük kasabalar. Yolculuk  çok uzun sürdü.  Birinci Cihan Savaşı “Babam memlekete gidiyoruz .” demişti.  Memleket niye bu kadar uzaktı?  İlkönce Samsun’a gideceksiniz dediler.  Samsun bana yağmuru hatırlatır. Ne zaman bardaktan boşanırcasına yağmur yağsa Samsun’a ayak basışımız aklıma gelir. O kadar çok kalabalıktık ki bize gösterdikleri yere sığındık.  Ne tanıdık vardı ne de bir akraba. Burası bize dar geldi. Akrabalar Kınık ‘ta diye duyduk. Yine yollar memleket niye bu kadar uzak? Oradan Akhisar.
       Babamdan öğrendiğim  ,”ayakta kalmak için çalışacaksın .Bu sözü rehber edindim. “Bizde kendimize kerpiçten ev yaptık bir dam bir ocak. “Bak kızım şimdi ona eklenenlere bak” demesini isterdim dedemin. Ancak bu hikayeyi ben babamdan dinledim. Aynı keder şimdi bizi sardı. Artık bu memleket bizim değil dendi. Dedemin bindokuzyüzlerdeki hayatını biz yaşamaya başladık. Evimi yurdumu bıraktım. Dilini bilmediğim bir ülkeye doğru yola çıkmak zorunda kaldım. Elimde bir bavul . Vapurun içinde gözüm yaşlı ,ellerimi sıkmaktan tırnaklarım sanki  yüreğimi parçalıyordu. Yeni bir yer, yeni  bir hayat ...Yurdun neresi ? diye sormuştu birisi.

Yurt kalmış mıydı? Dedemin kaderi benim olmuştu. 

Bu yıl dünya öykü günü bildirgesini Ayşe Kulin okudu.


5 yorum:

Yağmur Tozu dedi ki...

Çok güzel :)

Cafe Tigris dedi ki...

En güzel öykünüz hayatınnız olsun ;)) sevgiyle..

parıldayan çiçek dedi ki...

Teşekkürler Yağmur Tozu,teşekkürler Cafe Tigris.Yaşanmış bir hayatın öyküleştirilmesi.

deeptone dedi ki...

ay dur dedenin babası mı oluyor ki acaba. ne güzel öykü ve eskiden hayat daha zormuş tabii belki de ilerde de bizim öyle dicekler de mi :)

parıldayan çiçek dedi ki...

Yok deeptone babamın babası
yani dedemin hikayesi.