15 Ocak 2015 Perşembe

Dtcf (Ankara Üniversitesi Dil ve tarih Coğrafya Fakültesi) ziyaret

Ne mi düşünüyorum ?
Şimdi diyorum bir tılsımla
kağıtlar okunup bitirilse
ve bir dost gelse
güzel bir çay ya da kahve
eşliğinde
bir güzel söyleşsek
ne güzel olur 
            Dün akşam bu yazının  mesajı geldi. Sende gel. Kim nereye ne zaman facebook açtım. Bizim bir yıldır yapmak istediğimiz randevuydu. Üniveriteden sıra arkadaşını ziyaret  Şimdi o sosyoloji bölümünde profesör.O rada bizim sınıf arkadaşlarımızdan kim varsa onlarla görüşmek .Bilim tarihinden Melek .O da profesör .Mesaj çok güzeldi. Ferhunde'den gelmişti.Genelde programları ben yaparım.bu davet olunca kaçırmadım. Sabah uyandığımda o kadar yorgundum ki. .
                                                               Ama birden canlandım
                                              Abdi İpekçi parkından geçtik. Burada bir çay bahçesi var dedik ama şimdi yerinde yeller esiyor.


b                                          Seksenli yıllarda okuduğumuz kata çıktık.

                                                           Ders yaptığımız anfilerde oturduk



                                  Bahçede fotoğraf çekildiğimiz yerde fotoğraf çekildik.

                          On iki  eylül döneminde olaylar nedeniyle gidemediğimiz kantinde çay içtik.


Bizim yaşlardan genç birini aradık....Seksenbeşli  yıllarda mezun olan Nebi Bey ile görüşüp değişim ve okulun sosyal yapısı ve öğrencilerin profilleri hakkında bilgi aldık.
 Biz bu okulda bir zamanlar öğrenciydik dedik. Mutlu bir günü tekrar yaşamak üzere sözleştik. Hayriye Hoca kağıt okuyamadı ama dostlarla güzel bir gün yaşadı.
Aslında hepimizin bir çay içiminde seksenli yılları yaşamaya  ihtiyacımız varmış. Aynı koridoru dolaşmak, havasını koklamak, bir an için öğrenci olduğumuz sırada oturmak.çok güzeldi. O arada Serra'nın İlhan İrem'in söylediği sazlıklardan havalanan kuş şarkısının mırıltıları salonun anfisinden çıktı ikibinli yıllardan günümüze gelip kondu. Bizde herbirimiz kuş misali ayrı yerlere göç etmiştik. Arada bir toplanıp eski günleri anmak nostalji yaşamakistedik.

13 Ocak 2015 Salı

İZLER ve YANILSAMALAR

Sabah güneş çıkmış bir yandan karlar eriyor. Havanın güzelliğini fırsat bilip düştüm yollara. İzlerde aradım yaşamı. Hayvanların izi farklı oluyor. İnsan izi farklı. Biraz daha zaman geçince hiçbir iz kalmıyacak karlar eriyecek. Yaşamda tıpkı böyle yarın kendimizden iz bulabilcek miyiz?  Ya da yarına hangi izimiz kalacak. bazen rüzgar alıp götürecek. Dünü yarına taşıyabilecek miyiz.? Soruları zihnimde gölge gibi dolaşırken satırlarda iz aradım. Kişilikleri bulmaya anlamaya çalıştım. Bir fotoğrafa bakıp iz aradım. Eşyalara bakıp sahibini anlatıyor mu diye düşündüm. İnsanları yaptıkları davranışlara baktım. Hangi yalın gerçekliğin izi var diye düşündüm.geriye ne kalacak. Kavgalarda iz aradım. yaptığımız mücadeleleri. var olabilmek ben olabilmek. Yoksa kendi yaşantımızı değil de bize öğretilenleri mi yaşıyoruz dedim. Kendimden iz aradım satırlarda .Bu ben miyim dedim.


10 Ocak 2015 Cumartesi

Her yerde kar var

Dışarıda kar ,eve kapanmış bir ben var. Ne yapılır; gazete almaya giderken yol uzatılır parktan geçilir. Karın üzerindeki kuşların fotoğrafları çekilir, bir sonraki gelişte kuşlara yem getirmek sözü verilir.

                       Bu fotoğraf favorim. Karnı acıkan kuşun ekmek didiklemesi beni hüzünlendirdi.
                                                            Soğuk ve karın tadı çıkarılır.
Evdeki çiçeklerin bakımı yapıldıktan sonra çoşan ve açmaya devam eden sardunyaların mutluluğu ile çoşulur.


                                                        Toruna glatyatör şapka örülür.
                                           Balığa yem verilir.Sürekli suyu değiştirmek gerekiyor.
                                                     Akşam mumlar yakılıp keyif çatılır.
                                    Uzun zamandır okumadığım türden olan polisiye roman okunur.
 Kızımdan aldığım romanın içine bakmadan önce Çi okunur. Sonra Fi'ye başlanır. Tersten gitmenin zevki Fi okunurken devam edilir.
                         Arada çayın yanı boş kalmasın diye portakallı kurabiyeler yapılır. Kalıplar kızımdan kalma .Torun için hayvan figürleri yapmak ayrı zevk . Kendim ve eşim  için kalpli kurabiyeler.
                      Tüm bunlara rağmen zaman geçmek bilmez yine dışarıya çıkmak için sebep aranır.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Çocuk olabilmek

Masum, şen. şakrak.
Kızak yapmalı naylon torbadan ...
Arkadaşına seslenmeli gel sen de kay.
Soğunun sıcaklığını hissetmeli.
Çocuk olabilmeli kara kışta.
Kuşlara yem vermeli.
Kızağını sırtına alıp gidebilmeli.

Çocuk kalbilmek ne zordur aslında.
 

5 Ocak 2015 Pazartesi

Ocak ayının ilk karı

Sabah  uyandım perdeleri açtım,bir de baktım ki kar yağmış. Susuz günleri düşünerek mutlu oldum.
                                                       Hemen cep telefonunu aldım .
                                              Pencereden kar manzaralarını fotoğrafladım.
Karlar erimeden yürüyüş yapayım dedim. Kendimi bir başka yerde hayal ettim. Sanki ormanın içinde.
                                                       Fotoğraflar cep telefonu ile çekildi.
                                                                     Çok sevimliydi

                                                       Yavaş yavaş güneş çıkmaya başladı.
                                    Şu an bu satırları yazarken dışarıda güneş var, karlar eriyor.