22 Aralık 2014 Pazartesi

Şimdiki ruhumla çocukluğum ,altmışlı yıllar

                                        Resimdeki dayımın oğlu Bu yıl kaybettik.nur içinde yatsın.
 Dün birden bir anı gözlerimin önünde aniden geçti. Bazen bazı şeyleri unutuyorum bu anı neden geldi bilmiyorum. Ne günümüzdeki konfor ne de bugünkü teknoloji vardı. Televizyon ,telefon, cep telefonu, bilgisayar yoktu..
Kış aylarında kuzine üstünde pişen yemekler, küçük bir odada uyuyan beş çocuk. bahçeli bir ev ,avluda çiçekler.
Evin içinde çeşme yok. Onun yerine avluda tulumba tulumbadan su çekilir sabahleyin yüzlerimiz onda yıkardık.
 Ağabeyimle sohbet ederken şöyle demişti. sen evde devrim yaptın. Kahvaltıda çorba içiliyordu. Sen çay içilecek  bundan sonra dedin düşündüm hayal meyal hatırlıyorum. aç karnına çorba içmek yerine çay içmek demek ki o kadar küçüğüm. Evet sanki dün gibi.
Kahvaltıda tost yapardık içine salça sürerdik.Yada ekmek üzerine salça ,üstüne toz şeker .Annem evde ekmek yapardı.daha sonraki yıllarda  bakkaldan beyaz ekmek almaya başladık.(Dünya tersine bugün ev ekmeği ya da esmer ekmek yiyoruz )
Annem pazar günlerini çamaşır günü yapmıştı. Evin bahçesinde bir dam orası bizim çamaşır yıkama yerimizdi. Ocak yakılır, koca koca kazanlarda çamaşır yıkanırdı. bir gün annem hastalanmıştı yada çamaşırdan belki yorgun düştü. İlk defa o gün düdüklü kullanmayı öğrendim. Dokuz on yaşlarındaydım. düdüklüde nohut pişirdim. Çamaşır günlerini çok severdim. o gün makarna ve tavada yumurta ben çocuktum , bu yemek benim için çok özeldi.
Akşamları televizyon yok annem bana zorla kanaviçe yaptırırdı..El işi yapmayı sevmezdim varsa yoksa kitap okumak. Tüm dünyam o.Annem evlenirken sana çeyiz olarak kitap vereceğim derdi. belki ben öyle hayal ettim. Şimdi annemin dantelleri evin çekmecelerinde duruyor.Ne çok göz nuru var.
Radyoda çocuk saati vardı onu dinlerdik.
Yaz gecelerinde kapının önünde sokak lambası; kadınlar orada oturur biz çocuklar saklambaç oynardık.
Arada bir cambaz gelir ona giderdik.Bir de evin girişinde kapı üstü vardı. oraya çıkamaya bayılırdık. Evlerde (o dönemde komşuların evi de öyleydi.) tuvalet yoktu dış kapının yanında tuvalet vardı. gaz ocaklı yıllardı. Gaz ocağı pompalanır yemekler orada pişerdi.
Ayaklarımızda kışın kara  lastik giyerdik.
Dikişlerimizi teyzem dikerdi. Örgüler anne elinden çıkma.Bir bayram annem koyu yeşil kırçıllı yün etek, hırka kazak ve şapka örmüştü o kıyafetimi çok sevmiştim .İki teyzem var. Birisi halk terzisi diğeri sosyete. Neden bu adı verdim. Halk terzisi ucuzdu. Çoğunlukla ona diktirirdik. Hiç unutmam üniversiteyi kazandım. Ankara'ya geliyorum bir gecede mavi beyaz desenli pazenden  pijama dikmişti.
Annem ailenin en büyük kızıymış. kardeşlerine bakmaktan ilk okulu bitirememiş. Cümlelerin başı sonu olmayan noktasız ama içten yazdığı mektuplar vardı. o zamanlar mektup yazardık. Babam Almanya'ya gittiğinde, ben üniversitede okurken yazdığı mektuplar gözümün önüne gelir.
Bakkaldan kaynana şekeri alırdık. birde lokum .Bisküvinin arasına lokum koyardık ne lezzetliydi.
Bizim babannemiz çok erken ölmüş. O yüzden annem kaynanasız gelindi. Teyzemler sana karışan yok derlerdi. Bu yüzden komşu bir teyzemiz vardı. Hiç çocuğu olmamış biz ona babanne derdik. Onun inekleri vardı. bazen süt vermezdi. Anneme hayvanın yemini getirir oku bunu derdi. Annem okumayı çok sever o kepeği okurdu. Hayvan nazardan kurtulur süt vermeğe başlardı.
Birde en büyük zevkimiz yılda bir defa bir haftalığına kaplıcaya gitmekti .Babamın ayakları romatizmalıydı kaplıca  iyi geliyordu. Bir kamyon tutulur eşyalar yüklenirdi. Salihli Kaplıcalarından ev tutulurdu. Tatil bizim için oydu.O zamanlar siyah beyaz resimler vardı ve resimlerin arkası yazılırdı. Biz o zamanlar çocuktuk ,sokaklar  bizimdi.
Bu resimde tahminen dört yaşındayım.Ablam,ağbim ,kardeşim..En küçüğümüz doğmamış.

12 yorum:

Zihnin Arka Sokakları dedi ki...

Başınız saolsun. Çok samimi bir yazı olmuş. Orhan Pamuk romanlarını andırdı bana nedense.

kitap eylemcisi dedi ki...

bu tarz gerçek hayat yazılarını okuyunca memlekette zamanın geçip çok şeyin aynı kaldığını görüyorum , kuzineler ve üzerlerinde pişen yemekler, kaçak okunmak zorunda kalınan kitaplar , alenen yapılması gereken el işleri (maksat el alem görsün) ben de 82'liyim ,değişen pek şey yoktu yani 20 ya da 30 yılda , geriye hep buruk ama hafif tatlımsı , damağı yakan , yüreğe dokunan hatıralar...

parıldayan çiçek dedi ki...

Teşekkürler Zihnin Arka Sokakları .Uzun zamandır Orhan pamuk okumuyorum.En çok Cevdet Bey ve Oğulları adlı kitabını sevmiştim. O gerçek hayat hikayesiydi.

parıldayan çiçek dedi ki...

Kızımın yaşındasınız. Kitap eylemcisi. Mutluyduk o zamanlar bel kide çocuk olduğumuz için.

Füsun T. dedi ki...

Aynı yılların çocuklarıyız, zevkle okudum yazıyı,o günlere gittim. Elinize sağlık.

parıldayan çiçek dedi ki...

Teşekkürler Füsun T.

Gezgin Kova dedi ki...

Merhaba. Yazınızı okurken çok duygulandım beni çocukluk yıllarıma götürdü sobanın arkasında divana uzanmış sobanın üstünde kaynayan çaydanlığın çıkardığı ıslık sesini ıdinliyorum ne müthiş bir huzur verirdi bana .teşekkür ediyorum bu duyguyu bana tekrar hissettidiğiniz için.

Berfin Yalcin dedi ki...

Ortak yaşamlarımız varmış dedirten duygu yüklü satırlar var.

parıldayan çiçek dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
parıldayan çiçek dedi ki...

berfin Yalçin demek ki aynı zamanların çocuğuyuz.

parıldayan çiçek dedi ki...

Teşekkürler Gezgin Kova

bücürükveben dedi ki...

Öncelikle dayınızın oğluna Allah rahmet eylesin:( çocukluk saflık, masumiyet demek..yazdığınız gibi o yıllarda şimdiki pekçok şey yoktu ama insanlar daha masumdu sanki..ben de çocukluğumun yıllarını özlüyorum, şimdi insanlar çok paragöz, para için her şeyi yapabiliyorlar, ruhlarını satıyorlar, kişiliklerini satıyorlar, çocuklarını bile satıyorlar. Ve kötüleri göre göre çoğu masum insan iyi insan madem kötülük para ediyor diyerek karanlık tarafa geçiş yapıyor...haksızlıklar, kul hakkı almalar, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık gibi kötü şeyler kanıksanır olmuşsa o toplum çöker...zamanla tek masum kişi kalmaz...herkesin haydutlaştığı bir toplum olur:(