3 Eylül 2013 Salı

yeni zamanlarda eskilerin hatırlattığı şu saatlerde

Perdenin kıvrımlarından dışarıda mavi bir gökyüzü gözükmekte. Rüzgarın hafif üşüten serinliği evin havasını değiştiriyor. Dünkü denizin soğuk ama insanı canlandıran etkisi ile bir mevsim daha geçiyor diye hüzünlenmem de bir yana. Hele yüzerken deniz analarının yanımızdan geçişi ya da ayağımıza dokunması ayrı bir olay. Sahiller yavaş yavaş ıssızlanmaya başladı. Denizden çıkınca uzun süre havluya sarılı oturmak  ve bir türlü ısınamamakta cabası. Yazlıkçılar, tatilciler yavaş yavaş kenti boşaltmaya başladı. Sokakta kalabalıktan yürüyememe günleri sona erdi. Araba park yeri bulmakta zorlanırken bir bakmışsın mesai saatleri dışında bir çok yer var. Balık sezonu açıldı. Tezgahlar çingene palamutu ile şenlendi.  Yavaş yavaş bu kentten gitme vakti geliyor. İçimi bir hüzün kaplıyor. Sanki sevgiliye veda eder gibi ; gezdiğim sokaklar, denize girdiğim yerleri bir nefes gibi içime çekmek istiyorum. Kentin sevdalısı mı oldum ne anlamıyorum. Hüzünlenmek yaşlılık belirtisi mi?  Ağlamak geliyor içimden .Yalıda yapılan kahvaltılar. Kalabalık sofralar terk ediyor beni.Akşam evde kös kös otururken çalan telefondan haydi Yalı 'ya gelmiyor musun?  diyen sesleri şimdiden özlemeye başladım.
        Pazarın çeşitliliğini.  Her pazarda köy domatesi aldığım kardeşimi özledim.Yanındakiyle sohbet eden patlıcan inciri sen seç diyen teyzeyi de .Ben de  meğerse ne çok anı bırakmış  bu yaz. Deniz ve akşam gezmeleri dışında sanki hiçbirşey yok gibi geldi.  Zülfü Livaneli'nin Seranad'ı ile güne başlamak ne güzelmiş meğer .Kardeşimin hikayesi ile devam etmek yaz günlerinde ayrı bir keyif. Eşimin yazlık evde oluşturduğu kitaplıktan seçtiğim   Hava Kurşun Gibi Ağır diyen Hıfzı Topuz'un Nazım'ı anlattığı kitabı gibi .George Orwel'in Hayvan Çiftliği'ndeki gibi 
BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR
AMA BAZI HAYVANLAR
ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR.sözlerinin anlamlılığı .
       Tolstoy'un Anna Karenina gibi aşkı yaşamak bu kentle.  Biraz sonra hazırlanıp bugün hangi denize gitsek diye düşünmeler . Akliman'dan topladığım latozlarda ayrı bir keyif veriyor insana. Onlardan yaptığım ev süslemeleri . Yaratıcılığımın ne kadar eksik kaldığını görüyorum. Yaptığım işle yetinmiyor araştırıp soruşturuyorum. Yine de Pinokya'nın kuklası gibi havada asılı kalmadan kendi gerçekliğime dönüp yaşadığım zamanı düşlediğimde kahvenin telvesinde kalan iz gibi anıların bıraktığı izle avunmak galiba tek çaresi ayrılığın diyorum.

5 yorum:

selda nın mutfak defteri dedi ki...

Merhabalar,
Bloğunuzu çok beğendim ve izlemeye aldım. Bana da bekliyorum. Güzel paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Sevgilerimi bıraktımmmm…..:))

hüznün tadı dedi ki...

Bir veda hüznü çökmüş sana. Sinop'un o ıssız sahilleri gözümün önüne geldi. Al kitabını eline kütüphanenin bahçesine git mesela. Sessizce kitabını oku. Denize göz at arasıra.

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam Selda Teşekkürler.Selam mihriban yok ya deniz soğuk ama halan vazgeçmiyorum.Bugün karakumdaydık.senin dediğini yaşlı bir teyze yapmış.Elinde kitabı.Kumda okuyordu.Bana dedi ki gençlğin kıymetini bil.

Zeugma dedi ki...

Selam..
Sinop postu sürpriz oldu :) Bu şehir insana bağımlılık yapar gerçekten. Ayrılmak zor gelir.
Akliman, Karakum hepsinden bahsetmişsiniz. Elinize sağlık..

Zeugma dedi ki...

Başkalarının selamını alıp benimkine yanıt vermemeniz ilginç geldi doğrusu. Ben size öyle yapmamıştım.
Söylemeden geçemedim...